Çocuklar büyümek için gerçekte neye gereksinme duyarlar? Kucaklanmaya ve kararlılığa. İçtenlikle kucak açan, koruyan ve ona sağlam bir korunak veren dişil/anneye; onu yönlendirecek, düzeltecek, yürüyeceği yolu gösterecek eril/babaya. Son yüzyıllarda ortaya çıkan sonsuz sayıdaki kültürel model, bize büyük bölümü doğa tarafından oluşturulmuş olan varoluşumuzu ve doğanın değişmez yasaları olduğunu unutturdu. Bu yasalar bize canlı olanın gelişmek için sağlam bir toprak zemine ve uzanacak bir yöne gereksinmesi olduğunu söyler. Günümüzün umutsuz yalnızlığı bu ebedi hareketten dışlanmış olmamızdan da kaynaklanır, çünkü insanın kaderi ve mutluluğunu belirleyenin kuramlar, düşünceler, günümüzde eklenen teknoloji olduğu sanılır. Ama varoluşumuzun evrimsel bütünlüğü içinde düşünceler pastanın üstündeki kremadır, onun altındaki her şey kesinlikle doğadır. Ve doğada kurulur yuvalar, açılır mağaralar ve hayat buralarda azami korunmayla karşılanır, dışarıda yaşamanın yasaları buralarda öğretilir, çünkü mağaranın dışında görülecektir başa neler gelebileceği, tepki verme ve günleri uzatma yeteneği. Modern aile ilişkilerinin paramparçalığı, bunların daimi akışkanlığı, ebeveynin zihninin çoğunlukla başka bir yerde olması bu yeni çaresiz isteksiz yalnızlıkları, en azından bir an için canlı olduğunu hissedebilmek için giderek artan dürtü arayışları peşinde dolaşmayı yaratıyor.