Nereden ve nereye sorusu bakımından gizlenmiş, ama kendi bakımından alabildiğince açık biçimde açımlanmış olan Dasein’in söz konusu varlık karakterine, yani “öylelik” haline, Dasein’in kendi şuradalığına fırlatılmışlığı diyoruz. Böylece Dasein, dünya-içinde-varolma olarak şurada var olmaktadır. Fırlatılmışlık ifadesi, tevdi olunmuşluğun faktisitesine işaret etmektedir. Dasein’in bulunuşu içinde açımlanan bahse konu “öylelik ve olmaklık”, mevcut-oluşa ait olan olgusallığı ontolojik-kategoriyal biçimde ifade eden bir “öyle” demek değildir. Zira o, sadece bakışı yöneltici bir tespit etmeyle erişilebilir olmaktadır. Oysa bulunuş içinde açımlanan öylelik, dünya-içinde-varolmak suretiyle var olan tam da bu varolanın eksistensiyal belirlenimi olarak kavranılmalıdır.
Faktisite bir mevcut-olanın factum brutum olgusallığı demek olmayıp, Dasein’in varoluşunda bulunduğu halde öncelikle kenara itilen bir varlık karakteridir. Faktisitedeki öylelik asla seyretmek suretiyle önümüzde mevcut bulunabilecek bir şey değildir.
Dasein karakterindeki bir varolan, kendini (ister belirtik biçimde ister değil) kendi fırlatılmışlığı içinde bulmakla kendi şuradalığını var etmektedir. Bulunuş içindeyken Dasein, zaten hep kendi kendisiyle karşı karşıya gelmiş olmakta, kendisini zaten hep peşinen bulmuş olmaktadır ama algısal kendi-önünde-mevcut-olma olarak değil ve fakat haletiruhiyeye sahip bir kendini bulma olarak. Dasein kendi varlığına tevdi edilmiş bir varolan olarak kendini zaten hep bulduklarına da tevdi edilmiş bulmaktadır, bu öyle bir bulmadır ki, öyle doğrudan aramaktan değil, daha ziyade bir kaçıştan neşet etmektedir. Haletiruhiye, fırlatılmışlığı ona bakış yöneltmek suretiyle değil, ona yüzünü dönmek veya ondan
yüzünü çevirmek suretiyle açımlar. Ve çoğunlukla Dasein, bizzat