Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de... Herhangi bir şey hakkında çekişir (anlaşamaz)sanız, eğer gerçekten Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu, Allah'a ve Resûlü'ne arz edin (Kur'an ve Sünnet'le halledin).
Bu âyet-i kerîmede önce, "Allah'a itaat ediniz, Resûlü'ne itaat ediniz." denildiği halde, "ulü'l-emre de" denilmekte, "itaat" kelimesi üçüncü defa tekrar edilmemektedir. Çünkü Allah (cc.) ve Resûlü'ne itaat mutlaktır, kayıtsız şartsızdır. Ulü'l-emre itaat ise mutlak değildir. İslâm'a göre seçilmiş ulü'l-emr, meseleleri kendi arzularına göre değil, Allah ve Resûlü'nün emirleri doğrultusunda çözecektir. Ulü'l-emre itaat ise onun Allah ve Resûlü'ne itaati olduğu müddetçedir. Resûlullah (sas.), "Allah'ın emirlerine aykırı işlerde kimseye itaat yoktur." buyurmuştur. Ulü'l-emr için "sizden olacaktır" kaydı vardır. Çünkü Allah'ın hükümlerini beğenmeyerek ve kabul etmeyerek kâfir olanlar, "sizden" ifadesi içine girmez. Buna göre ulü'l-emr, İslâm imanını taşıyacak ve Kur'an'a uygun yaşayacak kimse olmalıdır. Ayette insanlar arasında geçen anlaşmazlık konularının Allah'ın Kitabı ve Resûlü'nün sünneti ile halledilmesi emredilmektedir. İmam Şâfiî, er-Risâle'sinde, "Sadece Kitab'la yetinmek, sünneti terk etmiş nasipsizlerin görüşüdür." demektedir. Çünkü Sünnet'i kabul etmemek İslâm'ı yıkmaktır. Resûlullah (sas.); "Yalnız Kur'an'a sarılın, bize Allah'ın Kitabı yeter, biz onda gördüklerimize uyarız." diyenlerin çıkacağını haber vermiş ve onlardan sakındırmıştır. Böyle diyenlerin dinden çıkacağı hakkında icmâ vardır.
Bu, (sizin için) daha hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.
-Başka bir zaman değil, şimdi
- Başka bir yerden değil, buradan başlayarak
- Başka şartlarda değil, mevcut durumda
- Başka bir insan değil, ben
- Sızlanarak değil, sebatla
- Suçlayarak değil, sorumluluk alarak
- Söylenerek değil, sonuç almanın gereğini yaparak yaşayacağım.
İnsanlar, birbirlerine kendi senaryoları doğrultusunda roller verip, karşılarındakilerden bu rolleri gerçekleştirmesini bekler oldular. Sonuç, düş kırıklıkları, kızgınlıklar ve kendimizden kaynaklandığını bir türlü kavrayamadığımız yalnızlık.
Suyun en eğimli yerden akması gibi, rağmencilerin bütün eylemlerine yön veren tek bir tutum vardır. "Yolumda bu engel olmasaydı ben de ilerlerdim" diye söylenmek yerine, "bu engele rağmen nasıl ilerlerim? " diye düşünürler. Sonra da o şartlara rağmen sonuç almanın gereğini yaparlar. Bu küçük ama kritik fark, hayatlarındaki tüm büyük zaferlerin katalizörüdür.
Psikopatların kullandıı sözcük kalıplarına ilişkin araştırmalar, bu insanların maddi ihtiyaçların sosyal ihtiyaçlardan önce geldiğini vurgulayan neden ve sonuç dilini benimsediğini göstermektedir.