Gece Yarısı Treni; yalın ve zihin yormayan anlatımı, klasik ama her dönem ilgi çekmeyi başaran bir konuyu merkeze alması, anların kıymetini fark etmek, hayatın anlamını sorgulamak, karanlığı görmeden ışığın değerini anlayamamak ve deneyimlerin sonunda yapılan değerlendirmeler ile başlangıçtaki seçimler arasındaki farklara vurgu yapan yapısı ile kolay okunan bir kitaptı. Ancak ilk yarısında yer yer didaktik hissettiren konuşmalar ve içine girmekte zorlandığım, durgun ilerleyen işleyiş nedeniyle hikâyeyle güçlü bir bağ kuramadığımı hissettim. İkinci yarı ise bana Bir Noel Şarkısı ve 2006 yapımı Click filmini anımsatan kurgusuyla daha keyifli ve sürükleyici bir hâl aldı.
Wilbur Budd, yokluk ve zorlu koşullar içinden büyük bir mücadeleyle sıyrılarak başarıya ulaşmış, Budd Kitabevleri zincirinin sahibi olmuş ve hayatı boyunca önemli başarılara imza atmış 81 yaşında bir adamdır. Ani bir kalp ağrısının ardından hayatını kaybettiğinde kendisini, çocukluk yıllarında ağabeyinin hediye ettiği trenin karşısında bulur. Bu tren, onun hayatının dönüm noktalarına yeniden tanıklık etmesini, geçmiş seçimlerini değerlendirmesini ve yaşamını anlamlandırmasını sağlayacak sıra dışı bir araç olacaktır. Wilbur bu yolculuk boyunca, dışarıdan büyük bir başarı hikâyesi gibi görünen hayatında yaptığı seçimleri, hataları ve kayıpları yeniden gözden geçirirken; bugünkü deneyimi ve birikimiyle gerçekten değer verdiği şeyleri, kaçırdığı fırsatları ve ihmal ettiği insanları çok daha net görmeye başlayacaktır.
@koaladankitaplarr ile birlikte okuduğumuz, Gece Yarısı Kütüphanesi evreninde geçen bu kitap, son bölümlere doğru o hikâyeye ile de küçük bir bağlantı kuruyor. Gece Yarısı Kütüphanesi kadar içine çekildiğimi söyleyemesem de, hayatı farklı bir açıdan değerlendiren, "ya şöyle olsaydı" sorusunu