Ya daha kötüyse böylesi? Yani ölümün çabukluğu daha fazla acı veriyorsa? İşkence edilen bir adamı düşünün; her yanı yara bere içinde, bedeni acıyla kıvranıyor... bütün bu bedensel acılar, onun ruhsal acı duymasını engeller; yani sonuçta, ölüm gelip her şeye nokta koyana dek yalnızca yaralarından berelerinden acı duyarsın. Oysa, kimbilir, esas acı, insana en acı veren acı yara bereden değil de, az sonra öleceğini bilmekten kaynaklanan acıdır.
Ya daha kötüyse böylesi? Yani ölümün çabukluğu daha fazla acı veriyorsa? İşkence edilen bir adamı düşünün; her yanı yara bere içinde, bedeni acıyla kıvranıyor... bütün bu bedensel acılar, onun ruhsal acı duymasını engeller; yani sonuçta, ölüm gelip her şeye nokta koyana dek yalnızca yaralarından berelerinden acı duyarsın. Oysa, kimbilir, esas acı, insana en acı veren acı yara bereden değil de, az sonra öleceğini bilmekten kaynaklanan acıdır.
İnsanlığın kendini koruma ve kendini yok etme yasaları birbirine eşit güçtedir...
İnsanları birbirine bağlayan düşünce yok artık; her şey gevşemiş , çürümüş, laçka olmuş! Evet , her şey , hepimiz çürümüşüz!...
Çünkü insanlar kötüdür, çok kötü... Önlerinde altmış yıllık bir hayat varken, yaşamayı bilmiyorlarsa, mutsuzlarsa suç kimin?
..bu inancımın ölüme mahkum oluşumla hiç ilgisi yok. mutluluktan ne anladıklarını sorun insanlara! inanın bana kolomb , amerika'yı bulduktan sonra değil, onu bulurken mutluydu. mutluluğunun doruk anı, belki yeni dünya'yı bulmazdan üç gün öncesiydi; ayaklanan mürettebatın umutsuzluk içinde geminin burnunu gerisin geri avrupa'ya çevirmek üzere oldukları an! burada sorun elbette yeni dünya değil, yerin dibine batsın yeni dünya! kolomb zaten onu görmeden, hatta bir şey bulup bulmadığını anlamadan öldü. sorun, hayattır; yalnızca hayat; hayatın kendisi, hayatı