Gölgenin gölgesini arayan
Önce içini bilmeli içine dönmeli insan, iyilik istiyorsa, aşk istiyorsa, güzellik istiyorsa, sağlık istiyorsa, huzur, başarı, muhabbet... İstiyorsa, istemeden önce kendine şunu sormalı, ben bu istediklerimi hakeden biri miyim veya bende böyle miyim? Yani iyi, sevgi dolu, güzel, saygılı, ahlaklı birisi miyim? diye kendini tartmalıdır. Layık değilse eğer gelen sevgi gülü, çöpe atılmış gibi durmaz mıydı? Gelen para, bereketsiz olmaz mıydı? ve güzel biri yanında çirkin durmaz mıydı veya dışı güzel içi çirkin olan biride gelebilirdi bahtına.
Benim için çocuklar bir şekilde dünyamızı aşkın olan bir başka dünyaya bağlar. Çünkü bu bağlantıyı kaybetmediler, çok geçmeden kaybedecekler ama henüz kaybetmediler. Çocukların rolünü özellikle benim için önemli kılan şey budur. Bir yetişkin, bir şeyi ifade edecek söz bulamıyorsa bence bir çocuğa sormalı. O bunu en iyi şekilde yapacaktır. Orada bulunması bile yetebilir. Andrey Tarkovski, Bir İbadet Olarak Sinema
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Belki de gülümsemesi en geniş olana sormalı: "Sen gerçekten iyi misin?"
Psikoloji
Nasıl yaşamalı insan?
Zulüm görünce susmalı mı? Yoksa haykırmalı mı vicdanının avazı kadar? Mazlumdan yana olup, taşın altına elini mi koymalı? Yoksa halının altına mı süpürmeli ezilenlerin feryatlarını toz niyetine? Partizanlık batağına düşüp "Benim partimin yolsuzu senin partininkinden daha hayırlı yolsuz" mu demeli? Yoksa "Yolsuzların yolunda yürüyen kalabalıklardan olacağıma kendi yolumda yalnız yürürüm" mü demeli? Şehit kanıyla yıkanmış Bayrağın formasını giyen şımarık soytarıları yaptıkları her rezillikten sonra "Bizim Çocuklar" diye pışpışlamalı mı;? Yoksa rehavete girmiş sosyetiklere halkın acısını mı anlatmalı her hezimette? Hep içine atıp kanser mi olmalı tüm gamsızların gıcıklıklarını, yoksa canına tak ettiği yerde "Yeter be" diye haykırabilmeli mi? Cehaletin rantlandırıldığı dünyada, sınırları yol, ormanları çöl, halkı tarikatlara kul olmuş bir ülkede yozlaşmayı, yobazlaşmayı alkışlamalı mı? Yoksa "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir" diyenlerin izinde aydınlığa mı yürümeli? Uğur Mumcuların, Dursun Önkuzuların, Bahriye Üçokların, Sinan Ateşlerin hunharca katledildiği kentte pavyon naraları atan avamın türlü iğrençliklerine körü, sağırı, dilsizi mi oynamalı? Yoksa Besim Tibuk gibi Allah'ın belası kente Allah'ın belası kent diyecek cesareti mi göstermeli? Susanlar, pusanlar, tırsanlar bu kadar çokken, konuşan bir kişilik azınlık bir kente, bir ülkeye, bir dünyaya batmamalı mı artık? "Linç ne zaman biter?" diye sormalı mı? "Bilinç ne zaman yeşerir?" diye sorgulamalı mı? "Etekliler badboyperestliğe tövbe edip ne zaman insanlığa meyleder?" diye meraklanmalı mı? "Badboylar ne zaman insan taklidi yapmayı öğrenir?" diye hayal kurmalı mı? "İnsan nedir?" diye "İnsan neye denir?" diye ve "İnsan dediğimiz canlı nasıl yaşamalıdır?" diye insanı, insana, insanca sormalı mı?
Doktor MBC soruyor
Başkalarının yazılarını fikirlerini paylaşmak kendini ifade etmek arzusunun iki yüzlü halidir... Tarlan boş , ürün yok , dısarıdan satın aldığın balyaları keyfin için toprağına yığıla ve onlara karşıdan gurula bak.. Saçmalık... Yaşam , birbirine ikisine ve çoklarına eksik bırakmama , yarımı tamamla .....eksik bıraktım Tümsel Şahidliğimizin tek kuralı , yeniye dönüşme çabasıdır...böyle ister yaşama halindekilerden Aksi halde gölgeleriz... Güneşli havalarda gölge olmayı aradığımız... Ağaçlara da sormalı... Pervasız gölgeleri kabul ederler mi ?
Küskü değildir yaşama duyduğu belki Uzakta oynayan bir gül dalı Aşka da mesafeli sevmeye de Şimdi yaşamak bir nefes kim anlatmalı Kim demeli ki insan kaç baharı yaşamalı Kaç baharda izi kalmalı, ben biliyorum; Ona sormalı… Ali İhsan Konuklu
Şiir