7/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 81. kitabı
Kitap adı: Pozitif Psikoloji Yazar adı: Nevzat Tarhan Sayfa sayısı: 304 Kitap türü: Kişisel Gelişim, Psikoloji, Toplum ve Bilim Kitap, kitapçıdaki rafta dikkatimi çekti sanki, "al beni, al beni" der gibi bende düşünmeden aldım, iyi ki almışım, okumak bugünlere nasip oldu Kitapta, Nevzat Tarhan ve bir araya getirdiği 19 kişilik Uzman kadrosuyla, pozitif psikoloji ve çoklu zeka konusunu bizim için aydınlatıp, örnekler vererek kitapta sunmuşlar. İlk başta dikkatinizi çeken ise, 10 adımda duygusal zeka konusunda detaylı bilgilerin olduğu başlıklar ve her bir başlıkta farklı uzmanların fikirlerinin olması, bu kitabı daha çekici kılıyor, malum konu Psikoloji ve Zeka olunca, insan başka uzmanların fikirlerine ve görüşlerine de ihtiyaç duyuyor. Ayrıca kitapta, duygusal zeka nasıl pozitif yönde geliştirilir okuyorsunuz. Çoklu Zeka, kuramının açıklamasına gelecek olursak, kısaca şöyle. "Çoklu zeka nedir diye sorsak, hiç şüphesiz ki, dengeli beslenme olurdu en iyi örnek. Çünkü dengeli ve çeşitli beslenme olunca daha sağlıklı olur insan. Yazar, Çoklu zeka kuralına göre insan beyni, sözel- dilsel, mantıksal- matematiksel, müziksel- ritmik, görsel- uzmansal, içsel- kişilerarası ve bedensel- kinestetik alanlarını içerir, diye yazmış. Çeşitli zeka alanları gelişmiş olan insanda sağlıklı bir birey, demektir. Zeka konusunda hepimizin doğru ve yanlış bildiği şeyler var demiş yazar, örneğin Zeka sabittir, değişmez, tam tersi Zeka hep geliştirebilir. Kitapta okura da sorular sorulmuş yaşamları ile ilgili, örneğin: Onları ne mutlu ve mutsuz eder. Kitaptan bir kaç alıntı: - Sokrates- Ben insanlara bir şey öğretmiyorum sadece onların düşünmelerini sağlıyorum - Insanlar, negatif duygulara daha çabuk çekilip, daha kolay alışıyor. Mutluluk içinse, kişi önce kendini ikna etmesi gerekiyor. -
Pozitif PsikolojiNevzat Tarhan · Timaş Yayınları · 2015174 okunma
Çocuklara dair altı harfli bir başlık: Tu kaka!
5/10
·248 syf.··
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 23:48
Eserin dili sıcak, samimi, cana yakın ve oldukça akıcı. Mizah öğesini de güzel ele almış Yaşar. Ammavelakinnnn! İşlenilen temalar acaba gerçekten karakterlerin yaşamlarıyla uyumlu mu? Büyüklere saygı, yalnızlık, yabancılaşma, vefa, aile… Ana karakterlerden Selime teyze ile başlayalım. Yaşlanıp çocukları tarafından unutulmuş, kendi halinde, kocası Mustafa’nın ölümü ile yalnız kalmış, tatlı bir nine. Mi acaba? Beni bu kadar rahatsız eden kahramanın göklere çıkarılması çok ilginç geldi. Selime teyze, çocuklarının onu yalnız bırakmasından dert yanıyor ama kendisi çocuklarının ne kadar yanında olmayı seçiyor? İstediği şey çocuklarının onu yanına alması, onların hayatlarına dahil olmak, sosyalleşmek… Peki çocukların hayatları güllük gülistanlık mı? Kesinlikle hayır! Oğullarından Erkan , zengin ve kültürlü bir ailenin kızı ile evlenip sosyokültürel açıdan uçuruma düşmüş bir evlat. Annesini özlediğini söylese de hep ailesine yetmek için çok çalışmak zorunda. Karısı tatillerde Bülent ile baş başa tatile gitmek istiyor. Selime teyze ise niye onu da götürmüyorlar ya da neden onda kalmıyorlar diye dert yanıyor. Hatta karısını boşayıp yanına gelmesini diliyor ki torunlarına kendi baksın. Bu mudur olması gereken annelik? Nerde çocuğuna destek, nerde çocuğunun mutluluğuyla mutlu olma? Kızlarından Meral’e ne demeli? Bipolar bozukluk gibi çok ciddi bir hastalığı olan bir kadın. İyi ve kötü anları zirvede yaşıyor. Annesi kötü anına denk gelince bir daha aramıyor sormuyor uzun süre. Neden? Çünkü çocuklar annelerini arayıp sormalı. Meral tü ka ka! Ne faydası var ki onun? En üzüldüğüm karakter Meral sanırım. Çaresiz… Tekne kazıntısı olarak doğmuş doktor Yıldız var bir de. Aslında istememişler ama olmuş işte. Mustafa Bey ölünce Selime teyze kızın yüzüne bile bakmamış. Kız, hem öksüz
Edebiyat & Roman
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,7bin okunma
Reklam
Kanatlarınızın Sebebi Ne?
Puan vermedi·80 syf.··
2026 8. kitabı
Martı, ilk bakışta yalnızca bir martının hikâyesi gibi görünür. Ama satırların arasında aslında insanın kendini bulma çabası anlatılır. Richard Bach, bu kitapta sürüden farklı olmayı göze alan Jonathan Livingston adlı bir martı üzerinden özgürlüğü, cesareti ve insanın kendi sınırlarını aşma isteğini anlatır. Hayatta çoğu insan sadece bakıyor görüneni görmüyor ya da görmek istemiyor oysaki hayat ayrıntılarda gizlidir Jonathan’ın diğer martılardan farkı da buydu. O yalnızca yaşamak istemedi; hissetmek, öğrenmek ve kendini aşmak istedi. Belki bu yüzden dışlandı, yalnız kaldı ama yine de vazgeçmedi. Çünkü bazen insanın en büyük savaşı, kendi ruhunu kaybetmeden yaşayabilmesidir. Bu kitap bana şunu düşündürüyor: İnsan bazen durup kendine şunu sormalı; “Ben gerçekten neden uçuyorum?” Çünkü cevabını bilmeden yaşanan bir hayat, yönünü kaybetmiş bir martının gökyüzünde savrulmasına benzer.
MartıRichard Bach · Detay Yayıncılık · 080,1bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 00:43
Melankoli deyince Tarık Tufan… Hayatın içinde kendini kaybolmuş olarak gören bir anlatıcının hikayesi. O hikayeye ortak olan Lola ile anlatıcının kız kardeşinin gözünden de olaylara bir bakış. İnsanı kendi iç yolculuğuna çıkarttığını düşünüyorum yazarın. Hayatta karşılaştığı olumsuzluklar neticesinde savaşmakta vazgeçmiş, yaşamaktan korkan, kendisi için çaba harcamayan bir adam var karşımızda. Psikolojik olarak çökmüş. Belki de kolay olanın kaçıp saklanmak olduğunu, Öylece beklemek olduğunu sanıyor. Böyle hisseden bir kimseye kim nasıl yardım edebilir ki? Yazar olayı bir netliğe bağlamıyor, okuyucunun hislerine inisiyatifine kalmış durumda. Siz hayatın neresindesiniz? Siz olsaydınız ne yapardınız? Savaşır mıydınız yoksa bırakır mıydınız? Bu soruyu sormalı herkes kendine. Başka bir hayatınız yok. Harekete geçmek için yarın çok geç. Okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.
Alıntı
Ve Sen Kuş Olur GidersinTarık Tufan · Doğan Kitap Yayınları · 202011,6bin okunma
Kendi sesini duyanların hikayesi
Puan vermedi·160 syf.··
2026 44. kitabı
"Topla Gül goncalarını toplayabilirken, Zaman akıp gidiyor. Aynı çiçek sana bugün Gülümserken, Yarın solup gidiyor. N. H. Kleinbaum kaleme aldığı Ölü Ozanlar Derneği kitabını okurken,bir kitabı değil de ruhların uyanışını okuyorsunuz. Kitap; Katı kurallarla yönetilen bir okulda okuyan gençlerin, yeni öğretmenleri John Keating sayesinde kendilerini keşfetme sürecini anlatıyor. Okulda okuyan gençler öğretmenleri sayesinde, Hayatın sadece kurallardan ibaret olmadığını, hissetmenin, düşünmenin ve kendi yolunu seçmenin ne kadar önemli olduğunu fark ediyorlar. “Carpe Diem” yani “anı yaşa” felsefesiyle, içlerinde bastırdıkları ses yavaş yavaş gün yüzüne çıkıyor. Başkalarının beklentileriyle yaşamak, aslında yaşamamak gibi… Kitabı Okurken, okurlar çoğu satırlarda durup düşünmeli özelikle “Ben ne kadar kendimim?” diye sormalı. Belki de en acısı, insanın kendi hayatında figüran olması. Ölü Ozanlar Derneği size, kendi sesinizi hatırlatacak. İçiniz de bir yerlerde unuttuğunuz o cesur tarafı… Eğer hayatın içinde sıkışmış hissediyorsan, başkalarının çizdiği yolda yürümekten yorulduysanız, bu kitap size iyi gelecek. Bütün okurların mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Ve okuduğunuzda filmini izlemenizi. Şimdi hazırsanız içinizdeki cesur tarafınızı yeniden tanıyın. Keyifli okumalar dilerim.
Ölü Ozanlar DerneğiN. H. Kleinbaum · Nokta Yayınları · 200633,1bin okunma
10/10
·104 syf.·
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Bismillahirrahmanirrahim hikâye tadında yazılmış; kısa ama derin anlamlar barındıran bir eser. Bir oturuşta bitirilebilecek kadar akıcı olmasına rağmen, okurken insanın kendine pek çok ders çıkarabileceği bir kitap. Bu kitap bize; insanın ne kadar acımasız olabildiğini, bazı derslerin ancak insanın başına gelince anlaşıldığını ve insana en büyük zararın yine insandan geldiğini hatırlatıyor. Hayat her şey yolundayken bir anda nasıl altüst olabilir, bunu da çarpıcı şekilde gösteriyor. En önemlisi, elimizde olanların kıymetini çoğu zaman ancak kaybettikten sonra anladığımız gerçeğini yüzümüze vuruyor. Herkesin farklı bir hikâyesi olduğunu ve her insanın görünmeyen bir yük taşıdığını bir kez daha fark ediyoruz. Aslında herkes, bir başkasının hikâyesinde “hiç kimse”, kendi hikâyesinde ise başroldür. Ve belki de bu kitabın ardından insan kendine şu soruyu sormalı: “Ben bugüne kadar kaç insanı görmezden geldim?”
Duygu ve Düşünce
Hiç KimseFatih Duman · Nesil Yayınları · 2024304 okunma
Reklam
Reklam