Omelas'ı Bırakıp Gidenler, küçük hatta küçücük hacmine nazaran, son zamanlarda adalet, vicdan, erdem konularını düşünmeye zorlayan en kayda değer eserlerden biri oldu. Ursula K. Le Guin 40 sayfalık bu eserinde, çizimleri de bir tarafa ayırırsak net olarak 30 sayfadan bile daha küçük bir hacimde, saatlerce konuşulsa yetmeyecek derinlikte bir sorgulamaya adeta itiyor okuru. İddia ediyorum; bu kitabın düşündürdükleri kendi hacmini rahatlıkla gölgede bırakabilir...
Kendi değerlendirmeme geçmeden önce, konuyu biraz uzatmak pahasına da olsa, bu eseri okumama vesile olan ve eseri çok çok iyi şekilde tanımlayan bir sosyal medya paylaşımının metne dönüştürülmüş halini paylaşmayı, hem eseri layıkıyla ifade etme hem de değerlendirmeyi yapan kişinin hakkını teslim etme adına gerekli buldum:
===========================
ALINTI (linki yorumda sunulmuştur)
“Bir öykü var. Ne zaman okusam ilk defa okuyormuşum gibi etkileniyorum. Size ondan bahsedeceğim. Ama önce bir sorum var, (hayır) iki! 1. Bir şehrin bütün çocukları mutlu olsaydı ama bunun için yalnızca bir çocuğun acı çekmesi gerekseydi kabul eder miydiniz? 2. Soruyu değiştiriyorum şimdi: ya o acı çeken çocuk sizin çocuğunuz olsaydı? Ursula Le Guin 1974'te "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" diye kısa bir öykü yayımlıyor. Öykü daha sonra en prestijli bilim kurgu ödüllerinden birini kazanıyor. Aradan elli yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okuyunca insanı rahatsız etmeyi başarıyor. Şimdi, "Omelas" denen bu ülkede herkes mutlu. Savaş yok, yoksulluk yok. Korku yok. Çocuklar güvende. Ama bütün bu düzenin altında bir bodrum katı var. ve o bodrumda da bir çocuk. Yalnız, unutulmuş. Kir içinde. Ve herkes bu çocuğun acı çektiğini biliyor; herkes...
__Bu
Metal Bükücü bitti ve biraz konuşmamız lazım… Sosyal medyadaki 'Biz ne okuduk?' tepkileri yüzünden beklentimi o kadar yüksek tutmuştum ki…
Aslında hikaye çok güzel başladı, gerçekten özgün ve farklı bir dünyaya girdiğimi hissettim. Ama o 'eş olma' konusu bir noktadan sonra bıkkınlık derecesine geldi. Gerçekten başka bir olay örgüsü bulamaz mıyız artık?
Kitabın başı iyi, ortası 'eh işte' modunda ilerlerken, son 20 sayfada öyle bir ters köşe geldi ki neye uğradığımı şaşırdım.
Şimdi asıl sorum şu: 430 sayfalık bir kitabın sadece son 20 sayfası için 'bu kitap çok iyiydi' denir mi?
Metal BükücüRachel Schneider · Juno Kitap · 202648 okunma
Bu seride favori karakterinizi çok merak ediyorum. Benim ki Adelina ile Violetta nedense en iyi kardeş olabilir. Bu kitapta okurken tuhaf bulduğum şey Teren'den daha çok Raffaele'yi okurken bir sus artık diye okumam. Bence Teren iyi bir rakip,düşman Bu yüzden olabilir. Ve Teren'e şu konuda hak veriyorum. Onların güçleri yüzünden masum çocukları ölmesi kötü olurdu. Belki Teren kendisini öldürüp tehlikeleri kaldırmalıyım diye düşünüp, kendisini öldürürse çok iyi olurdu. Seride favori sahnelerine girer. Bir de bence bazen Adelina birilerini gereksiz öldürüyor ve bu konuda Violetta haklı. Yanmış börek karizmalı bir kardeşi olduğu için Violetta çok şanslı. Yeni karakterler hakkında düşüncem
Afsuni: benim için bu kitaptaki favorilerime girecek bir karakter.
Maeve: hoşlanmıyorum,ortalama gibi
Sergio:ortalama arka planda kalıyor çünkü
(+12)
Ben bu seride ana karaktere ihanet etseler de Gemma ve Lucent'ı seviyorum,aklıma birinci kitap geliyor ve yüzümde bir tebessümle ya da buruk bir gülümsemeyle, halâ onları Adelina'nın arkadaşı olarak görüyorum.Ben galiba Hançerlerin Adelina'ya sırt dönmesine alışamadım. Bir tane sahneden bahsetmekte istiyorum. O sahne Adelina diyor ki." Bu dünyada istediğin almanın tek yolu bunu kendi başına yapmaktır. Sana başkası yardım etmez." Diyor sizin düşüncelerinize,inancınıza uygun mu bilmem,ama benimkine uymuyor. Bir sorum daha var kitabın sonlarında hepsinin öleceĝi hakkında konuşma, Lucent'ın öleceğini söylediğinden beri bunu düşünüyorum. Ve kesinlikle Violetta haklıydı,karakter sıralaması yapsam her zaman birinci olur
Gül CemiyetiMarie Lu · Pegasus Yayınları · 20172,581 okunma
Yürek mevzilerinde sipere yer yok be öğretmen hanım…
Düştüğün an esirsin.
Ben de artık esirim…
Hem Karadeniz’e hem de bir çift ela göze.”
Merhabalar canlarım
Ben geldim! Ve bugün sizlere okurken kahkahalar attığım, yer yer duygulandığım ama en çok da merakla sayfalarını çevirdiğim muhteşem bir Karadeniz kurgusuyla geldim.
Bugünkü konuğumuz: Duru Mavi – Fırtına Zamanı
Melek, dört çocuklu bir ailenin belki de en nazlı, en narin, en “Barbie” kızı diyebiliriz. Açıkçası başta ben de “Bu kız köyde ne yapacak acaba?” diye düşünmeden edemedim. Daha önce hiç çalışmamış, rahat bir hayat yaşamış bir öğretmen.
Fakat babası artık bu şımarıklıklara dayanamaz ve onu ortağının oğluyla nişanlandırmak ister. Melek ise bunu kesin bir dille reddeder. İnatlaşma büyür ve sonunda babasıyla bir iddia yaparlar.
Bu iddiaya göre Melek, Trabzon’un Çaykara köyünde bir ay gönüllü öğretmenlik yapacaktır.
Ama şartlar biraz sert…
Kart yok, araba yok.
Sadece babasının verdiği asgari ücret kadar bir para.
Ve Melek kendini bir anda Karadeniz’in o sisli yollarında, hiç bilmediği bir köye giderken bulur.
Fakat o köyde onu bekleyen biri vardır…
Hem de geçmişten gelen biri.
Yıllar önce herkesin içinde reddettiği,
Öyleee güzel bir kitapla geldim ki sizlere anlatamam biter bitmez siz de faydalanın istedim
Arkadaşım Kur’an kitabı aslında küçük büyük herkese hitap ediyor. Kur’an’ı daha iyi anlamanız katkı sağlayarak resimlendirilmiş ve hikayeleştirilmiş bir kitap. İbadetler sırasında sıkça okunan 15 kısa sureyi sürükleyici hikayeler ile büyük küçük herkesin anlayabileceği şekilde yazılmış.
Kitabı daha iyi anlayabilmeniz adına içeriğinden alıntıları sizler için gönderiye ekledim yana kaydırarak inceleyebilirsiniz
Öncelikle sizlere bir sorum olacak, Kuran da kaç tane surenin ismi hayvan ismidir?
İsmini içinde geçen hayvanlardan olan 5 sure vardır. Bunlar; Bakara, Nahl, Ankebut, Neml ve Fil sureleridir.
Bu isimler Arapçadır. Bakara inek demektir, Kur’an’ın en uzun Suresidir.
Nahl ise bal arısı anlamına gelir.
Ankebut örümcek demektir, bu surede ismini içinde geçen örümcek ağı örneğinden almıştır.
Neml ise karınca demektir. Bu sure adını içinde geçen karıncayla ilgili bir hikayecikten alıyor.
Eminim aramızda bu bilgiyi yeni öğrenen çok kişi vardır. Demem o ki kitap aslında sadece çocuklara hitap etmiyor, sizlerin de yeni bilgiler öğreneceği , bildiklerinizi tazeleyecek kaliteli türde bir kitap.
Kabe’nin koruyucuları, Kureyş suresi. Allah Kureyş kabilesine verdiği tüm bu nimetleri Kureyş Suresi’nde saymıştır.
Kuran 604 sayfadır, 114 sure bulunur. 6236 tane ayet vardır.
Kur’an-ı Kerim’deki en uzun sure Bakara Suresidir. 286 ayetten oluşur. Yaklaşık 50 sayfadır.
Kur’an-ı Kerim‘deki en kısa sure Kevser Suresidir. Sadece 3 ayetten oluşur.
Kevser: kıyamet günü herkesin su içmeye gideceği cennette bulunan büyük bir nehrin ismidir.
Huruf-u mukattaa: bazı sureler başında bulunan Arap alfabesindeki harflerdir. Bu harflerin anlamlari bilinmez, ilahi bir şifredir. Örnek olarak Bakara