Müthiş aşınmış ve harap olmuş kelimeler bunlar, milyonlarca kez kullanılmaktan yıpranmışlar. Hâlâ bir anlam taşıyorlar mı? Elbette, kelimeler yer değiştiriyor, insanlar onlara göre hareket ediyorlar, gülüp ağlıyorlar, sola ya da sağa gidiyorlar, garson kahveyi ya da çayı getiriyor. Ama benim sormak istediğim bu değil. Sorum şu: Kelimeler düşüncelerin ifadesi mi hâlâ? Yoksa, lakırdıların içe kazılı izleri durmaksızın parladığı için insanları oraya buraya sürükleyen etkili ses oluşları mı sadece?
Alıntı
Şu hayatta ne çok sorum,ne az cevabım vardı.
Sayfa 281·Kitabı okudu
Reklam
Allah yolcuları, Hakk'ın buyurduğu şu yüce âyetleri bilip anlarlar: «Allah dilediğini yapar.» (22/14) «O yaptığından sorumlu olmaz; halbuki cümle kullar, sorum-ludur.» (21/23) - «Onlar ancak âlemleri var eden Allah'ın dilemekte olduğunu dileyebilir.» (81/29) Ve o Hak yolcuları bilir ki, Allah ancak kendi dilediğini yapar, kulların dilediğini değil... Ve o, her an bir şan alır. Hemen yapar, sonraya bırakır. Yücelere çıkarır ve düşürür. Aziz kılar, zelil eder. İstediğine velâyet verir ve dilediğini azleder. O hem öldürür, hem de diriltir. Zenginlik ve fakirlik O'nun yed'inde bulunur. Vermeyi ve almayı O yapar.
Sayfa 345 - Bedir Yayınevi·Kitabı okudu
İslâm Dini
GENÇ: O zaman, sürekli olarak değişmeme kararını aldığım için değişemiyorum. Yeni bir yaşam tarzı seçecek kadar cesarete sahip değilim. Başka bir deyişle, mutlu olacak cesaretim yok ve mutsuz olmamın nedeni bu. Yanlış anladığım bir şey var mı? FİLOZOF: Hayır, yok. GENÇ: Tamam, o zaman sorum şu: Almam gereken gerçek önlemler neler? Hayatımda neyi değiştirmem gerekiyor? Bunları henüz açıklamadınız. FİLOZOF: Haklısın. Şu anda yapman gereken şey, sahip olduğun yaşam tarzından vazgeçmeye dair bir karar alman. Örneğin, daha önce, "Y. gibi birisi olabilseydim, mutlu olurdum," demiştin. Böyle yaşadığın müddetçe, 'keşke şöyle olsaydı' gibi bir olasılıklar dünyasında olduğun sürece, asla değişemezsin. Çünkü "Keşke Y. gibi olsaydım," demek, değişmemek için kendine bir mazeret uydurman demektir. GENÇ: Değişmemek için bir mazeret uydurmak mı? FİLOZOF: Evet. Bir yazar olmayı hayal eden genç bir arkadaşım var ama asla başladığı işi tamamlayamıyor. Ona göre, işi onu fazlasıyla meşgul ediyor ve asla roman yazacak kadar vakit bulamıyor. Bu yüzden de işi tamamlayıp roman yarışmalarına katılmıyor. Ama bu gerçek neden mi? Hayır! Esas neden, hiçbir işe kalkışmadan “Denersem yapabilirim," olasılığını geçerli bırakmak. Eserlerini eleştiriye açmak istemiyor ve kesinlikle vasat bir eser yaratabileceği ve reddedilmeyle karşılaşabileceği gerçeğiyle yüzleşmek istemiyor. Vakti olsaydı ya da doğru çevrede yaşasaydı mutlaka yazacağını düşünüyor ve bunu yapabilecek yeteneği olduğunu söyleyebileceği o olasılıklar dünyasında yaşamak istiyor. Beş ya da on sene sonra, "Artık genç değilim," ya da "Artık düşünmem gereken bir ailem var,” gibi mazeretleri kullanmaya başlar. GENÇ: Arkadaşınızın neler hissettiğini çok iyi anlıyorum. FİLOZOF: Roman yarışmasına katılmalı ve reddedilirse de bunu yaşamalı.
Öz eleştiri
Dinimizi sadece ibadetten ibaret görme alışkanlığımız devam ediyor. Halbuki ahlak 'din binası'nın imandan sonraki temelidir. Hele incelenmeyen, araştırılmayan, ciddiye alınmayan manevî değerlerimizden uzaklaşma, toplumsal çözülmenin müsebbibi olmuştur. 'Örfi dindarlık'ın yaygınlaştığı gü nümüzde örnek Müslüman' olma şartlarını taşıyan şahsiyetler oluşturmaya bu toplumun o kadar ihtiyacı var ki! İnsanımız ümitsiz, tedirgin, bunalımlı, yorgun, yalnız, gayesiz. 'Güven toplumu'nun üyesi olmak istiyor. Bu talebi bir tek kişi karşıla- yabilir: Müslüman! Haliyle, kaliyle, ahlakıyla, itikadıyla, ameliyle, muamelatıyla 'üsve-i hasene' olan örnek insan! Dillerin susup hallerin İslam'ı konuştuğu 'ahlak-ı Muhammediye'yi ﷺ sosyal hayata hâkim kılan örnek insan! Fakat nefsimize en ağır gelen şey nedir biliyor musunuz? Düşünmek! Hak ve hakikat aşkıyla ve üstün bir görev sorum- luluğu şuuruyla düşünmek, düşünce üretmek. Ayrıca, düşünmenin farz-ı kifayesi yok; herkes düşünecek. Kimden bilgi ve düşünce yardımı alırsa alsın, herkes kendi hayatının ve mahremiyetinin mütefekkiri olmak durumundadır. Kafa konforumuzu bozmak! Aklı, muhakemeyi, iradeyi (hangi mülahaza ile olursa olsun) başkalarına havale etmemek. Mutlaka yapmamız gereken sorumluluklardan kaçmamak. Kendimizi imtiyazlı olma tehlikesinden kurtarmak. Bu hususta Peygamber Efendimiz'in ﷺ"Ey Muhammed'in kızı Fâtıma! Kendini ateşten koru! Çünkü ben vallahi, Allah'tan sana ulaşacak bir cezanın önüne geçip de seni koruyamam." ikazlarını unutmamakla mesulüz, mükellefiz. Sorumluluğunun idraki içinde değilse, aldığı bilgi ve düşünce yardımlarını da değerlendiremez. İslam bilgi verir, "düşünün" der; ölçü verir, "düşünün" der; misal gösterir, "düşünün" der; tavsiyede bulunur, "düşünün" der... İlle de düşünün, ille de düşünün. Düşünmezseniz
Sayfa 89 - Tahlil Yayınları, 2019, 2.Baskı·Kitabı okuyor
Zaina önce, “Değişmişsin,” demekle yetindi, başı hafif yana yatıktı. Fakat sonra bana döndü ve “Değişmişsiniz,” diye mırıldandı. “Başka bir şey sarmış yüzünüzü.” ​“Bizi tanıyamayacağın kadar fazla mı?” Sorum ağaçlara çarptı ya da çarpmadı ama rüzgâr onu tekrar kulaklarıma taşımadı, sanki yuttu. Öyle ki Zaina’ya da ulaşıp ulaşmadığından emin olamadım. Ancak sonra kaşları çatılmış, gülümsemesi genişlemiş Zaina başını iki yana salladı. Biz onun cevabını usulca beklerken o yavaşça bir kez daha ciddileşti. ​“Asla.” Bize doğru yürüdü, yeteri kadar yaklaşınca bir kolunu Marlo’ya, bir kolunu bana doladı. Ben de elimi Zaina’nın sırtına yerleştirdim. Marlo’nun eli de benimkinin üstüne kapandı. “Şimdi size sarılan şu iki elim kanda olsa ya da yarın sabah başka bir bedende uyanmış olsanız bile tanırım sizi. Sakın ola aksini düşünmeyin.”
Sayfa 70·Kitabı okudu
Reklam
Reklam