Dinimizi sadece ibadetten ibaret görme alışkanlığımız devam ediyor. Halbuki ahlak 'din binası'nın imandan sonraki temelidir. Hele incelenmeyen, araştırılmayan, ciddiye alınmayan manevî değerlerimizden uzaklaşma, toplumsal çözülmenin müsebbibi olmuştur. 'Örfi dindarlık'ın yaygınlaştığı gü nümüzde örnek Müslüman' olma şartlarını taşıyan şahsiyetler oluşturmaya bu toplumun o kadar ihtiyacı var ki! İnsanımız ümitsiz, tedirgin, bunalımlı, yorgun, yalnız, gayesiz. 'Güven toplumu'nun üyesi olmak istiyor. Bu talebi bir tek kişi karşıla- yabilir: Müslüman! Haliyle, kaliyle, ahlakıyla, itikadıyla, ameliyle, muamelatıyla 'üsve-i hasene' olan örnek insan! Dillerin susup hallerin İslam'ı konuştuğu 'ahlak-ı Muhammediye'yi ﷺ sosyal hayata hâkim kılan örnek insan!
Fakat nefsimize en ağır gelen şey nedir biliyor musunuz? Düşünmek! Hak ve hakikat aşkıyla ve üstün bir görev sorum- luluğu şuuruyla düşünmek, düşünce üretmek. Ayrıca, düşünmenin farz-ı kifayesi yok; herkes düşünecek. Kimden bilgi ve düşünce yardımı alırsa alsın, herkes kendi hayatının ve mahremiyetinin mütefekkiri olmak durumundadır. Kafa konforumuzu bozmak! Aklı, muhakemeyi, iradeyi (hangi mülahaza ile olursa olsun) başkalarına havale etmemek. Mutlaka yapmamız gereken sorumluluklardan kaçmamak. Kendimizi imtiyazlı olma tehlikesinden kurtarmak. Bu hususta Peygamber Efendimiz'in ﷺ"Ey Muhammed'in kızı Fâtıma! Kendini ateşten koru! Çünkü ben vallahi, Allah'tan sana ulaşacak bir cezanın önüne geçip de seni koruyamam." ikazlarını unutmamakla mesulüz, mükellefiz. Sorumluluğunun idraki içinde değilse, aldığı bilgi ve düşünce yardımlarını da değerlendiremez. İslam bilgi verir, "düşünün" der; ölçü verir, "düşünün" der; misal gösterir, "düşünün" der; tavsiyede bulunur, "düşünün" der... İlle de düşünün, ille de düşünün. Düşünmezseniz