Bir Amin Maalouf Klasiği
9/10
·373 syf.··
2026 16. kitabı
Afrikalı Leo Üzerine.. Semerkant ve Doğu nun Limanlarından sonra okuduğum ve hiç bitmesin dediğim bir Amin Maalouf eseri. Yazarın ise edebiyat dunyasinda okuyucuyla buluşan ilk romanı.. Amin Maalouf'un kaleme aldığı Afrikalı Leo, 16. yüzyılda yaşamış gerçek bir gezgin olan Hasan el-Vezzan’ın (Afrikalı Leo) hayatını konu alan tarihi bir romandır.Yazarın güzel anlatımıyla Endülüs'ün düşüşünü, coğrafi keşifleri ve Doğu-Batı kültürleri arasındaki çatışmayı sanki olayın kahramanı benmişimcesine içselleştirerek yaşadım. Eser başlangıçta muslumanların Granada'dan sürüldüğü döneme odaklanır. Mutlu bir çocukluk geçiren Hasan'ın Kastilyalıların baskısıyla Fas'a göç etmek zorunda kalmasıyla yolculuğumuz başlar. Grana'da bölümünde bağnazlıkla (din adi altındaki bağnazlık) bilimin mücadelesi tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilir. Afrika yaşantısında İslam dunyasindaki siyasi çatışmalar ele alınır.Kabile çatışmaları kültürel yaşantı konu edilir. Granada Kitabı bölümü; Granada'da (Gırnata) mutlu bir çocukluk geçiren Hasan, Kastilyalıların baskısıyla Fas'a göç etmek zorunda kalır. Kahire kitabı bölümünde Osmanlı'dan Yavuzdan bahsedilir ve devleti Aliyye büyük Türk" olarak nitelendirilir. Roma kitabı bölümünde, müslüman bir coğrafyacı ve diplomat olan Hasan'ın, Papa nın sarayında bir hristiyan bilgin olarak , kendi köklerine bağlı bir bilgin, yaşama çabası anlatıllır. Eser benim Endülüs coğrafyası , Endülüs İslam medeniyeti, engizisyon, papalık, Yavuz Sultan Selim dönemi ve Osmanlı medeniyeti hakkında tekrardan araştırmalar yapmama vesile oldu diyebilirim. Eserdeki en beğendiğim alıntılar; "Talihsizliklere saygı göstermeyi yada verdiği işaretleri çözümlemeyi henüz öğrenmiş değildim.." "Çünkü varsıllık ve güç, sağduyunun düşmanıdır.Bir buğday tarlasında kimi başkaların dik
Afrikalı LeoAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 200718,3bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 46. kitabı
Hikaye, ünlü ve huysuz bir bilim insanı olan Sir Claud Amory’nin malikanesinde başlıyor. Sir Claud, savunma sanayisi için çığır açacak gizli bir atomik formül geliştirmiştir. Ancak evdeki yakın akrabalarından ve misafirlerinden birinin bu formülü çaldığını fark eder.Durumu çözmesi için dahi dedektifimiz Hercule Poirot'yu acilen malikaneye çağırır. Poirot yola çıkar ancak o eve varmadan hemen önce Sir Claud, salondaki herkesi bir araya toplayıp ışıkları kapattırır. Amacı, hırsıza formülü çaktırmadan masaya bırakması için bir şans vermektir. Işıklar tekrar açıldığında formül kutusu masadadır ama boştur. Daha da kötüsü, Sir Claud önündeki acı kahveyi içerek herkesin gözü önünde zehirlenmiş ve hayatını kaybetmiştir. Poirot eve ayak bastığında bir hırsızlık vakası beklerken, dumanı tüten bir cinayet davasının tam ortasına düşer. Kitabı okurken kendinizi bir romanın içinde değil, adeta bir tiyatro salonunda sahneyi izliyor gibi hissediyorsunuz. Mekan neredeyse hiç değişmiyor; olay tamamen kütüphane odasında ve salonda geçiyor. Karakterlerin giriş çıkışları, hizmetçinin kahve getiriş anı bile sahne sahne gözünüzün önüne geliyor. Tıpkı kahvenin dibine çöken telveler gibi, evdeki herkesin sakladığı ve yüzeye çıkmasından korktuğu karanlık bir sırrı var. "Kimin eli daha çok titredi, kim kahveyi neden geç içti?" diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz. Christie, insan ilişkilerindeki hırsı ve kıskançlığı harika işlemiş. Sayfa sayısı oldukça az ve temposu hiç düşmüyor. Eğer ağır kitaplardan yorulduysanız ve hafta sonu kahvenizi yudumlarken bir çırpıda bitireceğiniz bir gizem arıyorsanız, biçilmiş kaftan. Dikkatli bir polisiye okuruysanız, ipuçlarını takip ederek katili tahmin etmeniz çok da zor olmuyor.
Acı KahveAgatha Christie · Altın Kitaplar · 202511,5bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İslam’ın Özüne Dönüş Çağrısı
10/10
·78 syf.·
2026 42. kitabı
Modern Türkiye'deki din algısına karşı köklü bir itirazımız var. İnsanların büyük çoğunluğunun İslam'ı gerçek anlamıyla tanımadığı, kendilerine aktarılan ve zamanla gelenekselleşen bir din anlayışını İslam zannetmekte maalesef. din sadece namaz, oruç, hac ve dua gibi bireysel ibadetlerden oluştuğu anlayışını İslam'ın özüne aykırıdır. Bu yaklaşım, dini hayatın merkezinden çıkarıp yalnızca vicdanlara ve camilere hapseden bir anlayıştır. Kur'an'ın sadece ibadetlerden değil, ticaretten, hukuktan, aile düzeninden, toplumsal ilişkilerden, adaletten, yöneticilerden ve ekonomik sistemlerden de bahsettiğini, İslam'ın hayatın tamamını kuşatan bir nizam olduğu unutulmamalıdır. "Hüküm yalnızca Allah'ındır" ilkesini hayat merkezimize yerleştirmemiz gerekiyor. İslam sadece bireyin Allah ile ilişkisini düzenleyen bir inanç sistemi olmadığını, aynı zamanda toplumun nasıl yönetileceğine, hangi ilkeler doğrultusunda yaşayacağına dair hükümleri içeriyor. İslam sadece bireyin Allah ile ilişkisini düzenleyen bir inanç sistemi değildir; aynı zamanda toplumun nasıl yönetileceğine, hangi ilkeler doğrultusunda yaşayacağına dair hükümler de içerir. Bu nedenle İslam, yalnızca ahlaki ve bireysel bir öğreti olarak değil, hayatın bütün alanlarını düzenleyen kapsamlı bir yaşam nizamı olarak ele alınmalıdır. Türkiye İslam inanışında, özellikle "tağut", "hâkimiyet", "şirk", "cahiliye" ve "tevhid" kavramlarının arka planda tutuluyor. Yazarın zihninde tevhid yalnızca Allah'ın varlığını kabul etmek değildir; Allah'ın hükmünü hayatın her alanında tek ölçü olarak kabul etmektir. Bu yüzden Allah'ın hükümlerinin yerine insanların veya ideolojilerin hükümlerini koymak “şirk ve kulluktur”. Yazarın Diyanet ve resmî din anlayışına yönelik eleştirileri de kula kul olmaya, beşerin hğkümlerinin tasmalısı olmaya
Din
Din Gerçeği ve İslamMehmed Alagaş · İnsan Dergisi Yayınları · 199495 okunma
Spoiler içerir
Puan vermedi
Kitabın hala etkisinde olduğum için çok uzun yazamayacağım. Öncelikle ön yargıyla başladığım kitap hiç de beklediğim gibi değildi, çok akıcıydı. Psikolojik olması kendisini okumamı bir süre ertelemiş olsa da tam vaktinde okuduğumu düşünüyorum. Süreyya'nın kadın mı yoksa erkek mi olduğunu anlamaya çalışmakla başladığım kitap, sayfalar ilerledikçe beni kendine bağladı. Birçok klasikte olduğu gibi temel konumuz aşk. Onlarca kadından sonra doğru kadını bulduğunu düşünen Necip'in aslında ne kadar yanlış bir kadını sevdiğini görüyoruz. Suat ne kadar melek gibi de olsa, Necip için hayatta ulaşılması en kolay aynı zamanda en zor olan kadın. Aralarında Süreyya diye bir gerçek var... Sürükleyici ve sarsıcı bir aşk hikâyesi okudum. Bana göre eğer kavuşsalardı aşkın ateşi söndüğü zaman yine bu tutkulu zamanlarını özleyeceklerdi. Çünkü aşk saman alevi gibidir. İmkânsız olursa insana zevk verir. Acısı da heyecanı da zevk verir. Kavuşulursa aşk biter, heyecan azalır belki de yok olur. Kavuşamazlarsa da âşıklar şair olurlar. :) Sevgi iyidir, hoştur. Teşekkürler Mehmet Rauf.
EylülMehmet Rauf · Can Yayınları · 202550bin okunma
Läran Om Staten - Johan Vilhelm Snellman
9/10
·336 syf.··
2026 202. kitabı
Johan Vilhelm Snellman, devletin özü hakkındaki kitabında; devletin ne olduğunu, nasıl oluştuğunu, gücünü nereden aldığını ve bu gücün nasıl elde edildiğini çok güzel bir şekilde parçalayarak anlatıyor. Onun felsefesinde ahlaksız devletlerin çökeceği bir gerçektir; çünkü asıl gücü toplumun ahlakı oluşturur. Bu ahlak kazanımı insanlara öğretilip benimsetildikten sonra, yasanın bir kısıtlama olmaktan çıkarılması ve özgürlüğün engellenmemesi hedeflenir. Bunu günümüzden bir örnek vermek gerekirse; Almanya’da trende herkesi denetleyen bir kontrol mekanizması olmamasına rağmen insanların bilet parasını kendiliğinden vermesi tam olarak bu ahlakın sonucudur. Öte yandan, kendini zeki sanan bazı kurnaz aptallar ise parayı vermeyerek kısa dönemli faydayı zeka zannederler. Aslında uzun süreli faydayı düşünemedikleri için bu hatayı yaparlar. İşte bu iki yaklaşım arasındaki bilinç ve ahlak farkı, iki türlü apayrı devlet modeli ortaya çıkarır. Zaten o kurnazlar da günün sonunda kendi ahlaksızlaştırdıkları devletlerinden kaçıp, "aptal" dedikleri dürüst insanların ülkesinde yaşamaya çalışırlar. Aradaki bilinç farkı o kadar fazladır ki, bazen algılanamayacak seviyeye ulaşır. Benim determinist düşünmeme ve bu duruma karşı olmama rağmen; Snellman da halkı geliştirilebilecek, değiştirilebilecek ve eğitilebilecek bir topluluk olarak görüyor. Uygun ortamda ve uygun şekilde büyütüldüğünde kişinin değişebileceğini savunuyor. Tabii bu durum uzun yıllara yayıldığında mümkündür; yoksa 100-200 yıl gibi kısa dönemler içerisinde gerçekleşmesi pek mümkün değildir. Dini de bilinçsiz insanlar gibi "tamamen kaldırılmalı, zararlı" tarzında bir bakışla ele almıyor. Aksine reform edilip, tekrar halkın ahlakıyla perçinlenerek, onları yüksek bir ideale doğru yönlendirme aracı olarak görüyor. Kitabın
Läran Om StatenJohan Vilhelm Snellman · Otava Publisher · 18921 okunma
İnsanlar ölüyor ve mutlu değiller ..!
Puan vermedi·74 syf.··
2026 30. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Mayıs 2026 01:30
Camus'un bu kitabını ilk kez okuyorum .Kitap sarsıcı bir tiyatro oyunundan oluşuyor .Oyun Caligullanın hem kız kardeşi hem de sevgilisi olan Drusillanın ölümüyle başlıyor .(Kafam hala almadı hem kardeş hem sevgilisi olması Netfilx deki bir dizi gibi ).Neyse ne zaten konumuz yas da değil .Ölümle gelen aydınlanma .Dünyanın ne kadar boş ,adaletsiz ve mantıksız olduğunu fark etmek. Karşımızda deli bir imparator var ve sıradan bir yönetim şekli yok .Tam bir zorba diyebiliriz. Yönetirken kader gibi acımasız keyfi zulm ediyor ,zengin ediyor , sebepsiz öldürüyor .Fakat amacı zulm etmek acı vermek zalimlik yapmak değil.Kaderin gerçekte ne kadar mantıksız olduğunu anlatmak. Sonunda dünya boştur lo diyorsunuz:) Oyundaki özgürlük tanımı da epey sarsıcı özgürlük =herşeyi yok edebilme gücü . Soyluların mallarına el koyup eşlerini fahişeliğe zorluyor .Sebebi de sahte ahlaklarını ve çıkarcılıklarını ortaya çıkarmak ... Ve sonunda da öldürülüyor bizim deli ama öldürüleceğini bile bile engel de olmuyor diyor ki "Benim özgürlüğüm doğru özgürlük değilmiş." Evet bizim özgürlüğümüz başkalarının özgürlüğünün yok olduğu yerde bitiyor ,bu daha doğru bir özgürlük tanımı bnce . Oyunun kahramanı bize nihilizmin acı gerçekliğini sunuyor yalnızlık ,yalnızlık ve intihar...
CaligulaAlbert Camus · Berfin Yayınları · 19931,449 okunma