8/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2026 63. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Mart 2026 22:01
Yüz Yıllık Yalnızlık, büyülü gerçekçilik akımıyla yazılmış, Buendia ailesinin kuşaklar boyu süren hikâyesini anlatan bir eser. Hikâye, nereye evrileceği kestirilemeyen, sürprizlerle dolu bir yolda ilerliyor. Ailenin gelişiyle kurulan kasaba, yine onların yaşadıklarıyla sürekli bir başkalaşım geçiriyor. Aile üyelerinin isimlerinin sürekli tekrar etmesi kafa karışıklığına neden oluyor; kitabın başındaki soy ağacına kaç kere baktığımı hatırlamıyorum. Büyülü gerçekçilik ile yazıldığı için akla yatmayan bir olay yaşandığında, yazar bunu en absürt şekilde açıklasa bile onu kabul edip devam etmek gerekiyor. Önemli olan zaten hikâyenin kendisi; mantık çerçevesinde bir yere konumlanması gerekmiyor. ​Buendia ailesi, döngüsel bir kader içerisinde dış dünyanın hırslarının etkisine girdikçe yıkıma doğru ilerliyor. Başlangıçta daha kapalı ve kendi içinde yaşayan aile, medeniyet ile buluştukça bozulmaya başlıyor. Yazar bence burada gelenekçi olmanın önemini, bitmek bilmeyen üretim ve tüketim çılgınlığını Albay Buendia’nın altın balıklarıyla; Melquiades’in yazıtları ile de insanın kendi kaderinden kaçamadığına vurgu yapıyor. Okuması keyifli, sürekli merak uyandıran, ya çok seveceğiniz ya da tam tersi hisler bulacağınız bir kitap. Keyifli okumalar!
1000Kitap
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
TÜRK'ÜN ULU HAFIZASI KORKUT ATA
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
Türk'ün tarihi, dünyadaki herhangi bir milletin tarihine kıyasla iz sürülmesi oldukça meşakkatli bir süreç ihtiva eder. Tarih sahnesine çıkışından günümüze kadar olan süreç, pek tabii, tamamen yazılı ve kayıt altında değildir. Bu durum karşısında edebiyatçılar ve tarihçiler, mevcut kaynakları genel bir tablo çıkarmak için didik didik etmek zorundadırlar. Bu kaynaklardan en değerlileri arasında Dede Korkut Hikâyeleri büyük bir yer kaplar. Dede Korkut veyahut Korkut Ata; Türklerin Bayat boyuna mensup, 7. yüzyılda yaşadığına inanılan bir er kişidir. Türklerin ulularından; sözüne ve emrine hürmet ile riayet edilen birisidir. Günümüze 14 hikâyesi ulaşmıştır. Bu hikâyelerden Türk toplumunun yaşam tarzını, örf, âdet ve ananelerini öğreniyoruz. Bu bilgiler ışığında Türklerin İslamiyet'i kabul süreçlerinde kendi töre ve âdetlerini, yeni benimsedikleri İslamiyet ile bir potada eritişlerine ve Türk-İslam sentezinin içerisinde muhafaza edilen Orta Asya - Türkistan kültürüne şahitlik ediyoruz. Değişik varyantlarıyla 14. yüzyıla kadar uzanan hikâyelerinde Korkut Ata, hikâyelerdeki deyimiyle "soy soylayan, boy boylayan" olarak olayları bize aktarır. O, yalnızca bir anlatıcı değil; soy ağacı söyleyen, hüküm veren ve toplumsal düzeni inşa eden bilge bir töre koyucudur. Millet hafızası olarak konumlanan Dedem Korkut; Türk tarihinin ve edebiyatının izinin sürüldüğü, Türk dilinin canlı bir şahididir. İşte bu konumuyla Dede Korkut, Türklerin sözlü ve yazılı kültürü arasında kurulan bağın en nadide örneğidir. Dede Korkut'un üstlendiği misyon, Türklerin İslamiyet öncesi inanışları ile Tanrı bağının radikal bir kopuşla terk edilmediğini gösterir. Aksine bu köklü miras, İslamiyet'in potasında eriyerek tasavvufi unsurlar hâlinde varlığını sürdürmüştür. Dede Korkut Hikâyeleri; Orta Asya'dan
Edebiyat
Dede Korkut HikayeleriAnonim · Yeditepe Yayınevi · 201813,3bin okunma
Reklam
“Yüzyıllık Yalnızlık” üzerine;
Puan vermedi·464 syf.·
Beğendi
·
2026 8. kitabı
Yüzyıllık Yalnızlık O kadar kalabalık bir ailenin yaşamından bahsediliyor ki aile yemeği bile iki grup hâlinde yiyorlar ama hepsi yalnız. Buendia ailesi tam olarak öyleydi. Akraba evliliğinden sonra çocuklarının domuz kuyruğuyla doğacağı söylenen bir lanetle yaşıyorlar. Hayatlarında her şey normal gözükse de ensest ilişkileri, aldatmaları bu lanetin soydan soya aktarılmasına neden oluyor. Kısa bir mutluluktan sonra yalnızlıkla ölümlerini bekliyorlar. Roman Buendia ailesinin nesiller boyu yaşadığı zorlukları ve yalnızlıklarını anlatıyor. Kitabın büyüsüne kısa zamanda tutulabilirsiniz fakat karışıklık yaşamamak adına kitabın başındaki soy ağacını takip etmelisiniz.
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
Tanrıların Doğuşu: Theogonia
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 96. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 19:00
Theogonia okumak beni epey zorladı. Kim kimden geldi, kim kimi yedi derken kayboldum. Anlamak için birçok vlog izlemek durumunda kaldım. Batı medeniyetini anlamak için iki Yunan mitolojik kaynağı kritik önem taşıyor: Homeros'un İlyada'sı ve Theogonia. Müzikten resme, heykelden bilimsel buluşların isimlerine, şirket adlarına kadar hepsi bu mitlerden besleniyor. Batı medeniyetinin kökü Yunan mitolojisi. Olayları anlamamda en çok katkı sağlayan içeriği Emel Kalender hazırlamış(YouTube Kanalı) youtu.be/xCcYmFXQSzc?si=... Kitabı mükemmel bir forma sokmuş aslında; hem resim sanatıyla hem heykellerle içeriği zenginleştirmiş. Theogonia, tanrıların soy ağacını anlatan basit bir masal kitabı değil; evrenin hiçlikten varoluşa, düzensizlikten düzene, vahşetten adalete geçişinin yani Kaos'tan Kozmos'a büyük dönüşümün epik hikâyesidir. Ancak bazı eleştiriler de yapmak lazım: Antik Yunan medeniyetinin dünya çapında Batı medeniyetini şekillendirmesinin asıl nedeni Roma İmparatorluğu'dur. Romalılar bu kültürel zenginliği benimseyip geliştirmeseydi Akdeniz havzası ve dolayısıyla Batı medeniyeti bu kadar etkilenmeyecekti. Hatta Romalılar bu kadar hevesli olmasaydı, Yunan mitolojisi belki de yerel bir medeniyetin mitleri olarak kalacaktı. İyi okumalar dilerim.
Edebiyat
Theogonia - İşler ve GünlerHesiodos · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20161,949 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2026 9. kitabı
Çehov’un 44 yıllık ömründe tamamladığı son öykü sayılan Nişanlı, evlilik arifesindeki genç bir kızın hayatı sorgulamasını ve zincirlerini kırarak özgürleşme sürecini anlatıyor. Rus feodal yapısının yarattığı aylak insan profilini yere yere bir hâl oldun be Pavlovic. Ne var yani sistem; kendilerini tembelliğin kucağına atmış insanları yarattıysa ve işe yaramazlıklarıyla mahalle kahvelerinde geceleyen binler yarattıysa, oğulları ve kızları kendilerinin laciverti olmaktan başka bir kapıya çıkamıyorsa 3-4 soy. Yazarken bile yalandan olumlayamıyorum bu tekdüzeliği. O yüzden ben de bu Akçadağlılardan hallice taşlama becerisine sahip Anton abimin düşüncesinden taşacağım. Herif 44 yıllık ömrünü bu cehaletin karşısında geçirmiş, bize biraz daha fazla yıllar vaat eden bu hayatı; sırtı emperyalizmin şatafatına dayayarak geçirmek yakışmaz. Bu az önce bahsettiğim genç kızımız işte ; eve Moskova'dan gelen akraba Saşa ile kendini bulma sürecine girer. İçinde annesinin karbon kopya hayatını yaşayacağının kaygısını, sezgisini duymaya başlar ve şüphe eder evliliğe bu kadar yaklaşmış ve görünürde en önemli kararını verecekken hayatının; ve işte en önemli kararını Saşa ile kaçmakla kendine yeni bir yelken açmakta bulur. Saşa onun için yeni kapılar da açabilen bir çilingir görevi görür yani. Saşa ile kaçmak diyince ona bağrı yanık da sırılsıklam peşinden gidiyor sanılmasın, Nadya kendini bulabileceği bir eşik yaşamaktadır sadece. O yüzden ismini ilk defa şu an , özgürlüğüne adım atarken anmayı tercih ettim, ismini unuttuğumdan değil yani. -Biz de yedik, yeseniz güzel olurdu.- Nadya Moskova'da kendi yolunu çizmeye çalışır, eğitim alıp kendini geliştirir, bir kere girmiştir çünkü o yola; köyüne dönüp nişanlısıyla evleneceği yoktur ya bu saatten sonra, o da ancak ailesine keskin bir ket
NişanlıAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20241,913 okunma
Puan vermedi·571 syf.··
2026 62. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 15:24
Pek çok kişi Tolkien'e "Fantastik Edebiyatın Babası" gibi sıfatlar yakıştırıyor, fakat bu gibi sıfatları yakıştıran kişilerin türün tarihini tam olarak bilmediğini düşünüyorum. Misal, Eddison'un eserinde yine hayali bir dünya, incelikle oluşturulmuş ve oldukça arkaik bir dil, dünyevi olmayan bir kraliçe, soyluluk ve karanlık güçler arasında gidip gelen, bocalayan, içsel çatışmalar yaşayan bir merkezi karakter mevcut. Anderson'ın, Yüzük Kardeşliği ile aynı yıl çıkan Broken Sword adlı kitabında da uzak diyarlarda yaşayan kibirli elfler, kazılar yapan cüceler, dövülmesi gereken bir kılıç, aydınlık ve karanlık ordular arasında geçen epik bir savaş, bu iki uca sıkışmış bir başka merkezi karakter ve Hristiyan ile Pagan dünya görüşlerinin iç içe olduğu bir anlatı mevcut. Peki bu unsurlar Tolkien'e özgü değilse, onu farklı kılan şey nedir? Dunsany, Eddison ve Anderson da aydınlık ile karanlığın çatıştığı dünyalar sunsa da, bu çatışmaları incelikli, çoğu zaman ironik bir dokunuşla aktarırlar. Ahlakı mutlaklar üzerinden sunmanın tehlikeli olduğunu kabul ederler. Tolkien (ya da C.S. Lewis) ise kötülüğü kötü, iyiliği iyi olarak göstermekte hiçbir sorun görmez. İkisinin kesiştiği tek nokta, Gollum'un hikayesinde de görüldüğü üzere, dürüst bir kişinin baştan çıkarılması durumudur. Ancak Gollum dahi, Eddison'ın Lord Gro'su ya da Anderson'ın Scafloc'u gibi alternatif bir dünya görüşü içinde yaşayan bir karakter değildir. Yalnızca Tolkien'in, tabiri caizse, iki kutuplu ahlakının iniş çıkışları arasında savrulup gider. Kötülüğü dışsal, akıl dışı bir olgu olarak sunmak, "bize karşı duran, bilinmeyen" olarak tanımlamak tehlikeli bir mesajdır. Çünkü okuyucu kendi ahlakını bu oluşturulmuş dünyanın üzerine ekler ve dayatır, ki modern fantastik yazarların çoğu, Tolkien'in örneğini
Edebiyat
The Fellowship of the RingJ. R. R. Tolkien · Harper Collins · 200917,1bin okunma
Reklam
Reklam