Söylenti Dergi profil resmi
Söylenti Dergi kapak resmi
Söylenti Dergi | İki Aylık Edebiyat Dergisi | Satın alma veya yazarlık için mesaj atarak ya da soylentidergi@gmail.com adresine mail göndererek iletişime geçebilirsiniz.
Dergi
26 okur puanı
05 May 2017 tarihinde katıldı.
Söylenti Dergi | İki Aylık Edebiyat Dergisi | Satın alma veya yazarlık için mesaj atarak ya da soylentidergi@gmail.com adresine mail göndererek iletişime geçebilirsiniz.
Dergi
26 okur puanı
05 May 2017 tarihinde katıldı.
  • Edebiyatı, kültürü, sanatı merak ve tutku ile takip eden, binlerce okura incelemelerini okutmak isteyenlere kucak açıyoruz!

    Bizimle https://www.soylentidergi.com/ekibe-katil/ adresinden iletişim kurabilirsiniz!
  • 140 syf.
    ·10/10
    Yeraltından Notlar, üzerinde oldukça fazla incelemeler yapılan eserlerden biri. Yazıldığı dönemin çok çok ilerisinde olan dahiyane bir kitap. Bu nedenle fazlasıyla kıymeti bilinmesi gereken eserlerden birisi.

    Kitap hakkında kısaca bahsedecek olursak; iki bölümden oluşuyor. İlk kısım “yeraltı”, ikinci kısım ise “notlar” bölümü. İlk kısımda yaratıcı monologlar ile derin bir şekilde psikolojik analiz yapıldığını söyleyebiliriz. Okurken bana Oğuz Atay’ı anımsattı. Diğer kısımda ise, ilk bölümdeki anlatıya vurgu yapacak şekilde bir hikaye okuyorsunuz.

    “Etrafınıza şöyle bir göz gezdiriniz! Gerçek hayat denilen şeyin ne olduğunu, nerede olduğunu bilmiyoruz bile! Kitaplarımızı, hayallerimizi elimizden alsalar, öylece ortada kalakalacağız.”



    Yeraltından Notlar, varoluşçuluğu barındıran ilk eser olarak sayılmakta. Özellikle varoluşçuluğun yaşam üzerine temellenmesini karakter açısından ele alan bir kitap. Sadece edebiyat alanında değil felsefe alanında da oldukça önemli. Yazıldığı döneme ve yazılanlara bakıldığında önemli detayın çok önceden cereyan ettiğini söylüyoruz. Örneğin, kitaptaki psikolojik analizler ve yansımaları çok güçlü olmakla birlikte, Freud’un psikanaliz olgusundan çok daha önce yazılmış olduğunu dile getirmemizde bir sakınca olmaz. Aksine fazlasıyla ilginç ve dikkat çekici detaylardan birisi.

    Kitabın karakterine göre, modernite dönemindeki insanının belirli bir karakteri yoktur. 19. yüzyıl insanı ahlaki bakımdan karaktersiz olmalıdır, bu bir zorunluluktur. Çifte kişilik teması Dostoyevski’nin Öteki kitabındaki karakterde olduğu gibi Yeraltından Notlar kitabındaki karakterimizde de görülür.

    “Tembellik, bütün kusurların anasıdır.”

    Türk edebiyatındaki Lüzumsuz Adam, Aylak Adam kitaplarının ana karakterlerindeki gibi bir flaneur kavramını bu karakterimizde de görüyoruz. Aslında bu tipteki kişilerin edebiyata yansımış ilk hali Yeraltından Notlar’daki karakter denilebilir. Modernleşme süreciyle birlikte gelişen iş olanakları, değişen çevre bireyi yabancılaşmaya doğru itmiş ve hem fiziksel hem de psikolojik olarak birçok yeni olgular insan hayatında yer edinmeye başlamıştır. Kişinin kendisine yabancı hissetmesiyle birlikte, işe yaramaz olma gibi negatif sıfatlar altına girme korkusu bireyleri daha çok varoluşsal gerçeklikleri sorgulamaya itmiştir. Yeraltından Notlar, insan doğa ilişkisi açısından da ele alınması gereken bir baş yapıttır. Çünkü, değişen dünya ve değişen bireylerin çeşitlenmesini ve bireylerin sorgulayıcı düşüncelerde bulunmasını sayfalarda görüyoruz.

    “Her insanın hatıralarında, herkese söyleyemeyeceği, ancak dostlarına söyleyebileceği taraflar vardır. Hatta dostlarına bile açılamayacak, insanın yalnız kendine saklayacağı sırları da bulunur. Bunlardan başka, kendi kendimize bile açmaktan çekindiğimiz konular da vardır ki, bunların sayısı şerefli bir insanın dağarcığında bile hayli kabarıktır.”

    Kitap için daha çok yalnız kalanların kitabı diyebiliriz. Nasıl ki kafamızın içinde tek başımıza bir haldeyiz, aynen öyle bir anlatımı var bu yapıtın. Derinden sarsan düşünceler beyninizin kıvrımlarında dolaşıyor. Üslubu ne çok kolay ne de çok zor okunacak türden, ikisinin arası.
    Kesinlikle tavsiye ediyorum, birkaç yıl arayla tekrar tekrar okunacak eserlerden…

    Zeynep Gizem Eskici

    https://www.soylentidergi.com/...n-notlar-incelemesi/
  • 140 syf.
    ·İnceledi·10/10
  • 1-Ne zaman ki hikayemi anlatıp susacağım, artık sadece yeni hatalar yapacağım! Zamanı dörtnala koşturacak kadar yabancı hatalar! Duvar saatlerini miknatısa tutulmuş pusulaya çevirecek kadar bilinmeyen hatalar! Daha önce kimsenin yapmadığı, adını bile duymadığı hatalar! (sy.21)

    2-Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye’dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk.(sy.22)

    3-‘‘Çıplak ayağı Doğu’da, ayakkabılı olanı Batı’da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de kaçak denilen insanlar.. Elimizden geleni yapıyorduk.. Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya..” (sy.22)

    4-Ama zaten dünyanın bütün nefret suçları da simge temelli değil miydi? Kurbanlar, katillerinin gözünde her neyi simgeliyorlarsa, o yüzden saldırıya uğramıyorlar mıydı? Kişisel bir mesele değildi nefret suçu. Nesnel bir şiddetti. Kurbandan nefret etmek için, onu şahsen tanıyarak zaman kaybetmeye gerek yoktu. Havada uçuşan genel nefretten birkaç doz koklamak yeterliydi. (sy.50)

    5-Yaşamak için nefes nefese kaldığımız kasabanın adı Kandalı’ydı. Kandağlı denildiği günlere yetişememiştim. Ğ’de beni beklememiş ve çoktan tarihe karışıp gitmişti. Bir dağdan çok dev bir kanepeye benzeyen Kandağ’ın ortasında oturan, bu yüzden de kaybolmadığı sürece hiçbir rüzgarın yolunun düşmediği, nedense herkesin ilçe demekte ısrar ettiği bir kasabaydı Kandalı.(sy.53)

    6- Nasıl aşık olunur bilmiyordum ama böyle bir şey olmalıydı: Soyguna gidecekmiş gibi planlar yapmak… Doğru hamleler, doğru yerler, doğru anlar peşinde koşmak.. Avlanmaktan pek bir farkı yoktu aslında. Hatta dünyanın ilk leopar desenli giysisini üreten adam da böyle düşünmüş olmalıydı. Aşk, avlanmakla ilgiliydi. Yoksa hangi kadın bir hayvan gibi görünmek isterdi? (sy.60)



    7– Artık aşık değildim. Sadece yolu izledim. O insanların bana gösterdiği yolu. Tek yön. dönüş yoktu… Üzerinde melek olan kırmızı tişörtleri, başka dünyaların en güzel kızlarını satın almak için sakladım. Sonra onlara da gerek olmadığını anladım. Öğrendim ki sol elimin işaret parmağı bir namlıydu. Herhangi birine doğrultmam yeterliydi.(sy.70)

    8- Peki, bir korkaktan canavar olur muydu? Tabi ki! Hatta galiba sadece korkaklar canavar oluyordu. Yaşayan kanıtıydım bunun. Talaştan midemin bulanması da bu yüzdendi. Çünkü ben talaştım. Toz ve kıymık. Dünyayı benimle örtseler, geriye tek bir iz kalmazdı. Denedim kendimi o kadınların üzerine defalarca serptim ve hepsini yok ettim. (sy.70)

    9- Üstelik bunları da başka şeyleri asla hatırlamamak için yaptım.. Ama bugünü, dünü unutmak için yaşamak, hiçbir halta yaramadı. Aksine.. Unutulması gerekip de unutulamayanlar, katlana katlana çoğaldı. Meğer önce yarını unutmak gerekiyormuş… Her doğanın yeni bir güneş olduğuna inanacak kadar unutmak.. Her güneşi ilk ve son kez gördüğüne emin olacak kadar unutmak. ”Bugünkü biraz daha geniş sanki!” ya da ”Dünkü güneş daha ovaldi, değil mi?” diyecek kadar unutmak.. her günü ilk kez yaşıyormuş gibi hissedecek kadar unutmak gerekiyormuş.. Ve de bağırmak: ”Hangi dinde deja vu yok, ben ona inanacağım!” Ve de susmak: Nerede diriliş yok, ben orada olacağım.. (sy.75)

    10- Jack Londan okurlardı. Ama benim okuduğum Jack London’lardan değil. Onlarınki başkaydı. Jack Londan’ın yıllar önce keşfettiğim, içindeki bütün ”Beyaz Diş”lerin teker teker çürüyüp döküldüğü romanlarını tercih ederlerdi… (sy.77)

    11- Genellemelerden kaçamayacak kadar örgütlü bir dünyada yaşıyorduk. Artık çok geçti! Çünkü toptan alınıp toptan satılmak istiyorduk. Avuç içi kadar örneğini beğenen, bütün kumaşı almak zorundaydı.Tekstil sektöründe olduğu gibi. Daha doğrusu, örümcek ağı sektöründe.. Bütün bunlardan anlaşılacağı gibi her şey, kumaşlarla ilgiliydi. Adalet tanrıçası Justitia’nın göz bağından bayraklara kadar, her şey bir kumaş meselesiydi.. Hala çıplak kalabilmiş birkaç Amazon yerlisinin yüzlerindeki o huzur, kumaşsızlıktan geliyordu. Benim yüzümdeki huzursuzluk da, kumaşlarımızın aynı olduğu babamla konuşuyor olmamdan.. (sy.88)



    12- Okulu bırakmıştım. Eğitim hayatımı, babamın kolları ve kendi ellerimle boğmuştum. Aslında gayet iyi olmuştu. Çünkü başka bir okula başlamıştım. Bütün derslerinde insanlığın işlendiği bir okula. Üstelik istediğim kadar kitap da okuyabiliyordum. Şehirdeki kitapçılara gittiğimde, kimsenin yanaşmadığı raflara yöneliyor ve kimsenin kapağını açmadığı kitapları karıştırıyordum. (sy.128)

    13-Böylece geriye, belki de en ilginç olan yöntem kalıyordu; Lideri seçimle belirlemek. Demokrasi! En mantıklısı buydu. Sonuçta, toplumla lider ilişkisi, aynı kafeste kapalı kalmış bir insanla bir hayvanın durumundan pek farklı değildi. Diktatörlükte kafesin kapısı birden açılır ve içeri aç bir aslan atılırdı. Ama demokrasi, insanın ne tür bir hayvanla kafese kapatılacağını seçme özgürlüğüydü. (sy.133)

    14-Peştuca bilmeye gerek yoktu, çaresizlik ve korkuyu tanımak için. Özellikle de ortada, hepsinin geleceğini ilgilendiren,karanlık bir sır varken, paniğin zahirli bir gaz gibi depoyu doldurması sadece birkaç saniye sürmüştü. (sy.139)

    15-Bir insanın kendine oy vermesini hep çirkin bulmuşumdur. Dünyanın en çirkin iki şeyinden biridir. Diğeri de, kriket oynayan bir Hintlidir. (sy.140)

    16-Biz burada ölü değil, çukur gömüyoruz, korkma!” demişti. Meğer gerçekten de öyleymiş. İki saatlik bir işmiş, çukur kazıp kapamak. Çukur gömmek. Eğer konu ölü gömmek olsaydı, yani bir an için bile gömdüğümün bir insan olduğunu düşünseydim, herhalde asırlar sürerdi. (sy.165)

    17-Sonuçta, hayaletler her şeyi biliyordu. Kimin etten bir duvar, kimin insan olduğunun farkındaydılar. Bu yüzden de bazılarının içinden geçip gidiyor, bazılarının da kulaklarına bildikleri her şeyi fısıldıyorlardı. (sy.167)

    18-Babamı,o an, o bahçede, o çardağın altında, hala üzerinde ölü toprağı olan o kürekle öldürebilirdim. Ama yapmadım. Onun yerine, sadece yüzüne baktım. Depodaki kameralardan ekranıma kadar gelen görüntülere baktığım gibi. Hiçbir şey hissetmeden. (sy.173)

    19-Belki de ilk kez babam benimle ilk kez konuşuyordu. Ya da hayal görüyordum ve Ahad, aslında kendisiyle konuşuyordu. Kelimeler ağzından öyle bir boşanıyordu ki matkap gibi yağan yağmurdan önce, onlar bizi boğacaktı. (sy.185)

    20-Ama ne alevini, dudaklarımdaki sigaranın ucuna götürebildim ne de hareket edebildim. Çünkü o çakmağın ucunda cehennemi gördüm. Üstelik o cehennemdeki tek ateş benim elimdeydi. Demek ki şeytan bendim orası benim evimdi. (sy.198)

    21-Ama o yine ”Daha”! diyordu.. Hangisiydi acaba? Depodakilerin hangisi? İçlerinden hangisi, Türkiye’den geçeceğini bildiği için o sihirli kelimeyi öğrenip de gelmişti? Daha çok su, daha çok yemek, daha çok hava, daha çok şu, daha çok bu ve her şeyden daha çok istemek için o kelimeyi, daha yolculuğa çıkmadan birilerine sorup da öğrenmiş olan kimdi? (sy.201)

    22- Dudaklarımı mühürlesem de giriyordu içime. Beni o cehennemde hayatta tutmak için önüne çıkan bütün engelleri aşıyor ve bir yolunu bulup, burun deliklerime saplanıyordu. Kimsenin gelmeyeceğini düşündüğüm ve yeniden intiharı hissettiğim o yer ve zamanda beni yaşatarak gebertiyordu! (sy.202)



    23- Ayrıca saate bakmama da gerek kalmamıştı. Saniyelerin akışını ikinci nabzım gibi duyuyor ve hiç zorlanmadan, dakikalar ve saatleri sayabiliyordum. Ne benim, ne hikayemin ne de filmimin bir isme ihtiyacı vardı. Ben, zamandım. (sy.236)

    24- Sayın seyirciler, bu gün elimize geçen bir habere göre, Dünya olarak bilinen bir gezegende insanlar doğdu, yaşadı ve öldü. Şimdi sıradaki haberimize geçiyoruz. (sy.254)

    25- Ender’e de söylediğim gibi: Neye inanmak istiyorsan, ona inan! En azından, kendinden başka,kimse seni kandıramaz. 21. yüzyıl şartlarında, bu da, hiç yoktan iyidir, değil mi? (sy.260)

    26- Şimdi, kim bilir neredeler? Kim bilir, neler yapıyorlar? Bana hiçbir zaman kötü davranmamış ve ilk günden beri, beni en yeni eski dostları olarak kabul etmiş olan o insanlar, kim bilir dünyanın hangi noktasında, bitmiş birer cümle gibi duruyorlar? (sy.273)

    27- Dünyanın en büyük günahkarı olarak, kurtuluş planım belliydi: Önce cennete gitmek, sonra da orada ölmek. Asla intiharla değil.. Zamanla. (sy.299)

    28-Bu süre içinde, kendisine sunulmuş olan fikri alıp, üzerinde birtakım değişiklikler yaparak kişiselleştirmesi gerekiyordu. Böylece fikri, kendisi bulmuş gibi sahiplenmesi mümkün olabiliyordu. Emre için, bu kendini kandırma süresi, yaklaşık dört saatti. (sy.302)

    29- Ağladım. Hem de istediğim kadar! İnsanın gerçek özgürlüğü buydu:İstediği kadar ağlayabilmek. Belki bir de istediği şeye ağlayabilmek.(sy.309)

    30-Diyor ya Aşık Veysel, ‘iki kapılı bir han’ diye? Ondan cereyan yapıyor bu hayat! Onun için üşüyorum hep. Gideyim de kapatayım birini!” (sy.80)

    https://www.soylentidergi.com/...an-gunday-30-alinti/
  • 1 “Ömür Hanım…
    İçinden geçmediğin zaman
    İçinden geçmediğin söz
    İçinden geçmediğin rüya
    Sana karşı işlediğim
    Bir unutma suçudur.”

    2 “Üç yıldır senden yapılmış bir kapıyım
    Bunu da sen öğrettin biliyor musun?
    Sevmek ölümden uzun sürüyormuş”

    3 “Ne demek biliyor musun bir insanı sevmek
    Birden dünyada kötü insan kalmıyor”

    4 “Babam otuz beş yıldır gelmiyor
    Annem otuz beş yıldır ölüme inanmıyor.”

    5 “Ne mi diyorum Hayal Hanım
    Seni her gün bir daha, bir daha seviyorum.”

    6 “Hangi hayal hangi hatıranın yerini tutar
    Ey çaresizlikten yapılmış yaşama bilgisi
    Taşların taşlarla konuştuğu bu yalnızlıkta
    İnsan üzüntüden başka nedir ki…”

    7 “Şimdi dünya akşam
    Şimdi evler soğuk
    Şimdi gönül engin.
    Bir nazlı zaman
    Bütün hasretiyle
    Canımdan havalanıyor
    Kirpiklerin oku cana batarken”

    8 “Ne olurdu kokunun da fotoğrafı olsaydı
    Sesin fotoğrafı. Boşluğun fotoğrafı.
    Parmak uçlarındaki karıncanın
    Ruhtaki üşümenin…”

    9 “Öyle bir sabahın var ki
    Yedi güneş su dökemez ellerine
    Yedi deniz, yedi orman, yedi rüzgâr…”

    10 “İyi ki hatıralar bir yere gitmiyor…
    Biz onlara tutunarak unutuyoruz ölümü
    Biz onlara tutunarak dünyaya inanıyoruz
    Biz onlara tutunarak yalnızlığı seviyoruz.”

    Kaynak: https://www.soylentidergi.com/...tusu-altinda-alinti/
  • 56 syf.
    ·Beğendi·10/10
    “cenazeme ilk varacak çelenkten tanıyorum failimi”

    Dizeler çoğu kez mühürlüdür. Okuyan o mührü dilediğince açar, çözer ve kendine bir anlam yaratır. Emre Şahinler, Repertuvar kitabında imgelerle bize geçmişte saklı hayal kırıklıklarımızın, yanılgılarımızın, yoksaydıklarımızın varlığını hatırlatıyor. Kitap, şairin soyut-modern biçimde yazılmış şiirlerini barındırıyor.

    “kırk dua birleşse kabul görmez iş görmez”

    Ağır anlam karmaşalarına yer vermeyen kitap tarz olarak bana Ah Muhsin Ünlü ve şiirini anımsattı. Günümüz modern şiirine değinse de aslında günümüz şiirinden uzak noktaları olduğu da aşikar. Şair şiirlerinde uyak uyum gözeterek bir kalıp şiir yaratmaktan çok anlam yaratmaya çabalamış. Okuyucuyu düşünerek şiiri yaşamaya davet ediyor.


    “oyuncaklarım kundaklanmış. tutarsız daktiloların armağanıymış,yangınım”

    Birbirini tekrar eden şiir kitaplarına kıyasla her sayfada okuyucuyu başka bir boyuta taşıyan Repertuvar muhakkak okunması ve her kütüphanede bulunması gereken bir eser.

    “beni ben yapan çocukluğum ve bu orman artık şen şakrak değil. kim vurdu saksağanı kuşömrü alnından”
  • 56 syf.
    ·Beğendi·İnceledi·10/10
  • 202 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Dünyayı ve insanoğlunu değiştiremezsin. Hiç değilse kendi dünyanı değiştir. “

    Ferit Edgü’nün 1977-1996 yılları arasında tutmuş olduğu ders notlarından oluşan deneme kitabı, her biri birer aforizma olacak cümlelerden oluşsa da, okuyucuyu asla sıkmıyor, bunaltmıyor. Felsefe, sanat, politika, yaşam gibi farklı konular hakkında adeta beyin jimnastiği yaptıran bir kitap.

    Cümlelerin hemen hepsinin, dörtlük ya da mısralar şeklinde yazılmasıyla birlikte, hepsinde bir duygu yoğunluğu hakim. Üstüne oldukça düşünülerek yazılmış bu notlar, okuyucusunu düşünmeye sevk etmekle kalmıyor, onu sanki Edgü’yle birlikte düşündürüyor. Demem o ki, bu kitabı okuyup da düşünmemek mümkün değil.

    Yazılarına dair düşüncesini “Yeni Ders Notları”nda bir Çin atasözüne dayandırır Edgü. “Yazıları uzun okuyun, kısa yazın.” der Çin atasözü. İronik bir yaklaşımla yazarın dilinin altındakinin “sözcük” olduğunu söyleyen Edgü, yanıtını bilmediği soruları da soracak genişlikte bakmayı yeğlemiştir yazma sürecine, “sözcük” ve ”söze” hakkını vermek niyetiyle. Amacını ve zamanını aşan yapıtın dilin “devrimci” ve “siyasal” halleriyle ilintili olduğunu da vurgular bu açıdan. Bireyi “düzen” bir düzene inat bireyin anlatısı savunulmalıdır ona göre. Günlük gerçeklik, yaşam ayrıntıları bir süzgeçten geçerek anlatıdaki yerini en yalın haliyle bulur sonuçta Edgü anlatısında. Yazarın bir başka “minimal” anlatısındaki ironi de bireye yüklenen “kahramanlık” imgesini, mitleştirilen bir dizi kavramı sorgular niteliktedir.


    Ferit Edgü’nün yazınsal yaratıcılıkta izlediği yol -onun Beckett için söylediğini biraz değiştirirsek- “cümlelerle başlayan, sözcüklerle süren, sonunda hecelere ulaşan” bir serüven. Ancak Edgü, hiçbir zaman -her şeye karşın- salt bir formalist olmamıştır.

    Nihayetinde Edgü’nün anlatı evreni cennetten kovulmuş insanın aslında dünya adını verilen cehenneminde yaşamın, ölüm, yanılsama, aşk, coşku, zaferden başka düpedüz sözcüklerle dolu olduğu gerçeğinin farkındalık halidir. Yazmayı eyleme dönüştüren süreç de sözcüğün doğası gereği politik oluşuyla söz konusu olmuştur.

    https://www.soylentidergi.com/...-notlari-ferit-edgu/
Söylenti Dergi | İki Aylık Edebiyat Dergisi | Satın alma veya yazarlık için mesaj atarak ya da soylentidergi@gmail.com adresine mail göndererek iletişime geçebilirsiniz.
Dergi
26 okur puanı
05 May 2017 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 26 kitap

  • Yeraltından Notlar
  • Repertuvar
  • Tüm Ders Notları
  • Tekvin
  • Kırlangıç Çığlığı
  • Müptezeller
  • İyilik Güzellik
  • Korkuyu Beklerken
  • Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
  • Entelektüelin Kutsal Kitabı

Kütüphanesindekiler 23 kitap

  • Yeraltından Notlar
  • Repertuvar
  • Tüm Ders Notları
  • Tekvin
  • Kırlangıç Çığlığı
  • İyilik Güzellik
  • Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
  • Entelektüelin Kutsal Kitabı
  • Söylenti Dergi - Sayı 5
  • Kırmızı Bisiklet

Beğendiği kitaplar 25 kitap

  • Repertuvar
  • Tüm Ders Notları
  • Tekvin
  • Kırlangıç Çığlığı
  • Müptezeller
  • İyilik Güzellik
  • Korkuyu Beklerken
  • Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
  • Entelektüelin Kutsal Kitabı
  • Söylenti Dergi - Sayı 5

Beğendiği yazarlar 1 kitap

  • Didem Madak