Söylenti Dergi | İki Aylık Edebiyat Dergisi | Satın alma veya yazarlık için mesaj atarak ya da soylentidergi/gmail.com adresine mail göndererek iletişime geçebilirsiniz.
“Evden çıktıktan sonra bir şey unuttuğunu fark ederek duraklayan, fakat unuttuğunun ne olduğunu bir türlü bulamayarak hafızasını ve ceplerini araştıran, nihayet, ümidini kesinde, aklı geride, ileri gitmek istemeyen adımlarla yoluna devam eden insan gibi üzüntülüydüm.”
Gerçekten de bütün bunları yok sayıp distopyaları geleceğe aitmiş gibi satmak sadece tezgahtı! İzleyene, ‘henüz durum o kadar da kötü değil, korkmayın!’ diyen bir sahtekarlık. Oysa mevcut durum tam da korkulacak kadar kötüydü. Ve o hikayelerin gelecekte geçtiğini iddia etmek, bugün yaşayan insanlara yapılabilecek en büyük hakarettir. Dolayısıyla distopya, ancak geçmişi anlatan bir hikaye olabilirdi. Ne de olsa geleceğe dair kurulabilecek tek bir hayal vardı. Çünkü dünyanın distopik tarihinde henüz görülmemiş tek şey oydu: Ütopya!
“Sonra gittin.
Çocuk oldum bir daha, ağladım.
Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.
Kitaplar, aşk, her şey.
Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.
Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım
…
Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
Söz dedim, söz verdim.
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.”