Merhaba sevgili okur,
Selçuk Baran, kalemine hayran olduğum yazarlardan. Öylesine iddiasız ve öylesine iddialı. Büyük büyük hikayelerin değil de küçücük hayatların, bu da var, dediğimiz detayların yazarı. Kitap, birbirine göbek bağıyla bağlı 5 kısa öyküden oluluyor. Aslında öykü biçiminde hazırlanmış bir roman.
Yazarın bir diğer başarısı da siyasetten bahsetmeden dönemin siyasi ve toplumsal iklimini okura hissettirmesiydi. İnsanların kent yaşamı içinde sıkışmış varlığının, planlı ve hızlı hayatın içinde eriyip gitmesini okuyoruz. Kitabın son öyküsü olan “Tortu” edebî zekasının ürünüydü. Selçuk Baran’ın kalemini sevenlere tavsiye ederim efenim.
Öykülerden, kendi duygu dünyamda bıraktıkları izlenimleri yönünden kısaca bahsetmek istiyorum:
*** Ablam: Bezgin bir kasabada, ablasıyla arasında yaş farklı olan, küçük çocuk olmakla ergen olmak arasına sıkışmış bir kardeşin gözünden ablasını, daha çok da bir genç kızın ve hatta birçok genç kızın sıkışmış hayatını okuyoruz. Kötü bile olsa seçim yapma özgürlüğünün olmasının önemini oldukça sıradan bir şekilde anlatıyor yazar. Ayrıca sevildiğini hissetmek de hissettirmek de hiç de zor bir iş değilmiş dedirtiyor: “Bunları ben gelmeden önce almış. Benim için. Terliklerimi de Bursa'dan getirtmiş. Ben gelmeden çoook önce. Düşün, ya gelmeseydim, ya terlikler ayağıma uymasaydı... Ama bak, ben geldim ve terlikler de tıpatıp uydu ayaklarıma. İşte böyle bir adam o.”
“Bizim kasabada aslında oya işlemesini bile bilmezdi kadınlar. Böyle ince işlere ayıracak zamanları mı yoktu, hevesleri mi? Yürekleri öylesine kuruyup kalmış mıydı yoksa?”
*** Arif Hikmet Bey: Bezgin ve bahtsız kasabanın velinimeti olan bir isim Arif Hikmet Bey, adı var kendi yok. Ne iş yaptığı bile belli olmayan ama onların deyimiyle Tanrı’dan sonra adı anılan, sözünden