Mehmet Y.

Mehmet Y.
Ben, Mehmet Yılmaz (Samsunlu) Okuduklarımı duvarımda, yazdıklarımı yazar profilimde görebilirsiniz.
Hristiyan Arap Bir Lübnanlı'dan Etkili Tespitler
Hiçbir din hoşgörüsüzlükten soyutlanmış değildir ama bu iki "rakip" dinin bir bilançosu yapılacak olsa, İslam hiç de fena görünmez... Eğer atalarım, Müslüman orduları tarafından fethedilen bir ülkede Hıristiyan olmak yerine, Hıristiyanlar tarafından fethedilen bir ülkede Müslüman olsalardı, onların inançlarını koruyarak on dört yüzyıl köy ve kentlerinde yaşamaya devam edebileceklerini sanmıyorum. Gerçekten de, İspanya'daki Müslümanlara ne oldu? Ya Sicilya'daki Müslümanlara? Yok oldular, tek kişi kalmamacasına katledildiler, sürgüne zorlandılar ya da cebren Hıristiyan edildiler. İslam tarihinde daha başlangıçtan itibaren, ötekiyle yan yana yaşama konusunda dikkate değer bir yatkınlık görülür. Geçen yüzyılın sonunda, en büyük İslam gücünün başkenti İstanbul'un nüfusu içinde başlıca Rumlardan, Ermeniler'den ve Yahudilerden oluşan Müslüman olmayan bir çoğunluk bulunuyordu. Aynı dönemde Paris'te, Londra'da, Viyana'da ya da Berlin'de nüfusun yarısının Hıristiyan olmayanlardan, Müslüman ve Yahudilerden oluşabileceği düşünülebilir miydi? Bugün bile, kentlerinde müezzinin ezan okuduğunu işiten pek çok Avrupalı rahatsız olurdu.
Sayfa 50 - YKY
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
.... benim mücadele ettiğim ve daima edeceğim şey, bir yanda, her zaman için modernizmi, özgürlüğü, hoşgörü ve demokrasiyi taşımaya yazgılı bir din –Hıristiyanlik-, öbür yanda ise, en başından beri despotizme ve karanlıkçılığa adanmış başka bir din -Müslümanlık- olduğunu ileri süren düşüncedir. Bu yanlıştır, tehlikelidir ve insanlığın büyük bir kesimi için tüm gelecek ufuklarını karartmaktadır.
Sayfa 49 - YKY
Sağduyu bıçak sırtı bir yoldur, iki uçurum arasındaki, iki uç kavram arasındaki dar geçittir. Göçmenlik konusunda, bu uç kavramlardan ilki, sizi kabul eden ülkeyi herkesin canının istediği gibi yazıp çizeceği boş bir sayfa, daha da kötüsü, herkesin hareket ve alışkanlıklarında hiçbir değişiklik yapmadan, silahı ve pili pırtısıyla gelip yerleşeceği boş bir arazi gibi görendir. Öteki uç kavramsa, gelinen ülkeyi çoktan yazılıp basılmış bir kağıt, yasaları, değerleri, inançları, kültürel ve insani özellikleri bir kereliğine sonsuza kadar sabitlendiğinden, göçmenlerin buna uymaktan başka çareleri olmadığı bir toprak gibi gören kavramdır. İki kavram da bana gerçekdışı, kısır ve zararlı geliyor.
Sayfa 37 - YKY
Yazarlık hayatım bana sözcüklerden çekinmeyi öğretti.
Sayfa 15 - YKY
Carl Tobey
Nebi’nin lakabı Somun’du. Öksüz olduğumu okula yaymıştı, vebalıymışım gibi bir süre uzaktan izlenmiştim. Yatakhane binasının holündeki cılız sobalar boşuna yanardı. Yatağa her girişimde soğuktan iliklerime kadar donardım. (O soğuğu hisseder gibiyim.) Hazırlık sınıfında İngilizce öğrenilirdi ve hocamız, efsanevi Carl Tobey’di. 1955’te kurulan okulun Anglo-Amerikan hocaları, yerlerini daha az maliyetli ve Barış Gönüllüsü denilen genç Amerikalılara, onlar da trajikomik bir İngilizce konuşan Türklere bıraktılar. Amerikalı Carl Tobey, okul açıldığından beri Samsun’daydı; kenti terk etmemiş, Türk hocalarla aynı maaşı alıp mesaisini sürdürmüştü. Orta yaşlıydı ve bekârdı, ortadirek bir evde otururdu. Okula aynı temiz giysilerle gelir, hafta sonları köylü kasketiyle dolaşırdı. Alçakgönüllü, nur yüzlü ve içten bir insandı. En yakın dostları köylüler, doğa ve öğrencileriydi. Bazı hazımsızlar utanmadan onun casus olduğunu iddia ettiler. Samsun’u mekân tutmasına dair üç iddia vardı: Banker babasıyla tartışıp ailesini ve ülkesini terk etmişti; İkinci Dünya Savaşı’nda pilottu, özeleştiri yapıp kendisini günahsız bir ülkenin eğitimine adamıştı veya kırık bir aşk hikâyesinin kurbanıydı. Onu daha iyi tanıdıktan sonra başka bir teori kurdum. Carl Tobey varlıklı bir ailenin çocuğuydu, iyi bir eğitim (Princeton Üniversitesi) görmüş, ancak çevresindeki rekabetçi ortama ısınamamıştı. O doğayla iç içe, yalın bir yaşam sürmek istiyordu. Samsun’da aradıklarını bulduğu gibi candan dostlar da edinmişti. Samsunlular iyilik ve hoşgörü meleği Carl Tobey’e, “Kartopi” derlerdi. Kolejde 28 yıl boyunca hazırlık sınıflarına sabırla hocalık yaptı; dedem bana kelimeye saygıyı, o ise her dilin bir çiçek bahçesi olduğunu öğretti.
Sayfa 31 - İş Bankası Kültür Yayınları