Günümüzde Moğolistan’da bulunan Orhun Vadisi'ne, bundan 13 asır önce dikilen Göktürk Yazıtları’ndan birinin önündeyiz. "İçre aşsız taşra tonsuz yabız yablak bodunta üze oturtum." Yani, "İçte aşsız, dışta donsuz, zavallı zayıf halkın üstüne oturdum." 732'de Kül Tigin şerefine dikilen yazıtta geçen bu sözler, ağabeyi Bilge Kağan’a ait. Çin boyunduruğundan silkinen Türklerin tarihine, kültürüne Işık tutan bu dev taşlar, aynı zamanda dilimizin en eski yazılı dönemi sayılan Eski Türkçe döneminin başlangıç noktası.
Cümledeki taşra kelimesi dikkatinizi çekti mi? Gördüğünüz gibi 13 asırdır hiç değişmemiş! Sadece anlamı daralmış ve Türkiye Türkçesine alışmış kulaklarımız için tanınmaz hale gelmiş.
Taşra nereden geliyor diye tahmin yürütsek, belki “dağ taş”tan, şehirden uzak, doğal kalmış bir yerlerden diyebilirdik...
Fakat taşra'daki "taş”, ummadık taş: Eski dilde dış kelimesinin ta kendisi! Taşımak dışarı çıkarmak (“dış”-ı-mak) ve taşra da aslında “dış-ra” yani “merkezin, şehrin dışında”, “dışa doğru.”