İslam'da kadın hemen her açıdan tartışılması gereken bir sorunlar yumağı gibidir. Daha açıkçası, "sorunlar yumağı"ndan kastettiğimiz şey, İslam geleneğindeki hâkim kadın telakkisidir. Bu bağlamda, "İslam geleneği"nin kapsamına iki temel kaynak olarak "Kur'an" ve "Sünnet”i (hadis metinleri) de dâhil ettiğimizi özellikle vurgulamak isteriz. Dolayısıyla İslam geleneğindeki sorunlu kadın tasavvuru ya da kadına ilişkin genel algı ve anlayışın hemen her açıdan sorunlu olması, en azından yazılı kaynaklar itibariyle salt klasik tefsir, fıkıh literatürü ve tasavvufî içerikli popüler dinî edebiyat için değil, Kur'an ve hadis metinleri için de geçerli bir meseledir.
Aslında, kadın, Semitik dinî kültür havzasında müşterek bir sorundur. Daha açık ifade etmek gerekirse, "üç semavi din" diye isimlendirilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, kadın tasavvurunda sorun ve sorunluluk açısından hemen hemen aynı zihniyeti temsil eden gelenekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üç dinî gelenek içerisinde Yahudilik tarihsel olarak daha kıdemli bir konuma sahiptir. Özellikle Âdem'in yaratılış hikâyesiyle başlayan ilk günah tecrübesi söz konusu olduğunda, Tevrat ve Talmud metinleri "Havvâ" (Eve) figürü üzerinden "kadın"ı şeytanın işbirlikçisi olarak kodlamakta ve bu kodlamayla birlikte kadın birçok kusur, ayıp, noksanlık ve günahkârlığın sembolü olarak insanlık tarihine sokulmaktadır.