Mehmet Y.

Mehmet Y.
Ben, Mehmet Yılmaz (Samsunlu) Okuduklarımı duvarımda, yazdıklarımı yazar profilimde görebilirsiniz.
.... geldiğimde bir de ne göreyim, sıradan bir Kırgız köyü! Köyünü nasıl sevdiğine bakar mısınız?! Köyünü, tabiatını, orada yaşayanları öylesine güzelleştirip nasıl da güzel tasvir ediyor? Gerçekten de öyle. Ağabeyimin eserlerinde doğayı tasvir ettiği bölümleri okuduğunuzda doğup büyüdüğü yerleri, otları, ağaçları, pınarları, nehirleri, vadileri çok önceden beri tanıyormuşsunuz hissine kapılırsınız. Bunları ben de gördüm ama nedendir hiç dikkat etmemiştim, hiçbir şey aklımda kalmamış diye düşündüm. Kısacası, yazarlık yeteneği denen şey doğduğun yere olan sevginin gücü imiş. Babaannemiz Ayımkan, üzerinde büyük etkiler bıraktığı torununa ana yurt sevgisi de kazandırmış.
Sayfa 62
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Malazgirt'te Kürtler Var Mıydı?
İşte 26 Ağustos’ta meydana gelen muharebede Selçuklu ordusunun asıl gücünü bu düzenli Selçuklu birlikleri oluşturuyordu. Aşiret birlikleri veya tâbi devlet ve beylerin gönderdikleri kuvvetler de Malazgirt Savaşı'nın kazanılmasına yardımcı olmuşlarsa da zaferin kazanılmasındaki asıl rol, düzenli Selçuklu birliklerinindi. İkinci hususa gelince: Evet, Selçuklu ordusunda bazı Kürt birlikleri vardı. Ama sayısı her ne kadar on bin deniyor ve Mervânîlere dayandırılıyorsa da ne hepsi Mervânîlerin gönderdikleriydi ne de tamamı Kürt’tü Çünkü bir iki kaynak Mervânîlerin Kürt kökenli bir hanedan olmasına atıfla hepsine Mervânî Kürtleri dese de, başka kaynaklar da bunların Türkmen, Arap ve Kürt aşiretlerden toplanan birlikler olduğunu açıkça belirtmiş. Üstelik küçücük bir şehir devleti durumunda olan Mervânîlerin, o dönemde bu kadar asker çıkarmaları mümkün değil. Mademki Mervânîlerin, böylesine meşhur ve güçlü savaşçılardan oluşan, Bizans’a galebe eden bir askerî gücü vardı, o hâlde neden bu meşhur savaşçılara 1071 öncesi veya sonrasında hiçbir hadisede tesadüf edilmiyor? Buna karşılık 1071 öncesinde de sonrasında da bir Selçuklu ordusu hep var. Evet, mübalağa bir sanattır, ancak bu kadarı da fazla.
Sayfa 116 - Kronik Kitap
İslam geleneğinde kadının mutlak surette erkeğe tabi, onun egemenliği altında ve hatta onun bir mal hükmünde yaşamak durumunda olan bir varlık gibi tasavvur ve telakki edilmesi, İslam şeriatındaki pek çok uygulama ve anlayışta olduğu gibi temelde Yahudilikten tevarüs edilmiştir. Esasen, kadın ve tarla motifi Yahudi kültüründe de mevcuttur. Yahudilikteki erkek egemen anlayışa göre dünyaya gelen çocuğun beyin dokusu gibi üstün özellikleri babanın sperminden gelir. Et ve deri gibi alt vasıflar ise annenin âdet kanıyla ilişkilendirilir. Öte yandan, Yahudilikte de kadın cinsi erkeklerin mutlak hâkimiyeti altında yaşamaya mahkûm bir varlık olarak kabul edilir. Tekvin'deki ifadeye göre Havva cennette işlediği ilk günahtan ötürü kendi soyunun (kadın cinsi) kıyamete kadar erkek hâkimiyeti altında yaşama cezasına çarptırılmıştır. Tıpkı İslam geleneğinde olduğu gibi Yahudilikte de kocanın karısı üzerindeki hâkimiyeti mal sahibinin kendi mali üzerindeki hâkimiyeti ve tasarruf yetkisine benzer tarzdadır. Nitekim Tevrat'taki on emirle ilgili beyanlarda bir erkeğin mal varlıkları arasında ev, köle, cariye, öküz, eşek gibi şeylerle birlikte kadınlar da sayılmıştır.
Sayfa 209 - Kırmızı Kedi
Enes b. Malik'ten naklettiği rivayete göre sahabi erkeklerden birisi seyahate çıkarken karısına evden sokağa adım atmaması gerektiğini tembihlemiştir. Fakat bu arada kadının babası hastalanınca, kadın ziyaret için Hz. Peygamber'den izin istemiş, Hz. Peygamber de kadına, "Allah'tan kork, kocana muhalefet etme" demiştir. Bir süre sonra kadının babası vefat etmiş, kadın babasının cenazesine katılmak için Hz. Peygamber'den tekrar izin istemiş, ancak Hz. Peygamber yine aynı cevabı vermiştir.
Sayfa 219 - Kırmızı Kedi
İslam'da kadın hemen her açıdan tartışılması gereken bir sorunlar yumağı gibidir. Daha açıkçası, "sorunlar yumağı"ndan kastettiğimiz şey, İslam geleneğindeki hâkim kadın telakkisidir. Bu bağlamda, "İslam geleneği"nin kapsamına iki temel kaynak olarak "Kur'an" ve "Sünnet”i (hadis metinleri) de dâhil ettiğimizi özellikle vurgulamak isteriz. Dolayısıyla İslam geleneğindeki sorunlu kadın tasavvuru ya da kadına ilişkin genel algı ve anlayışın hemen her açıdan sorunlu olması, en azından yazılı kaynaklar itibariyle salt klasik tefsir, fıkıh literatürü ve tasavvufî içerikli popüler dinî edebiyat için değil, Kur'an ve hadis metinleri için de geçerli bir meseledir. Aslında, kadın, Semitik dinî kültür havzasında müşterek bir sorundur. Daha açık ifade etmek gerekirse, "üç semavi din" diye isimlendirilen Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam, kadın tasavvurunda sorun ve sorunluluk açısından hemen hemen aynı zihniyeti temsil eden gelenekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu üç dinî gelenek içerisinde Yahudilik tarihsel olarak daha kıdemli bir konuma sahiptir. Özellikle Âdem'in yaratılış hikâyesiyle başlayan ilk günah tecrübesi söz konusu olduğunda, Tevrat ve Talmud metinleri "Havvâ" (Eve) figürü üzerinden "kadın"ı şeytanın işbirlikçisi olarak kodlamakta ve bu kodlamayla birlikte kadın birçok kusur, ayıp, noksanlık ve günahkârlığın sembolü olarak insanlık tarihine sokulmaktadır.
Sayfa 159 - Kırmızı Kedi