"Bana bakın, Bolşeviklik sizin tahayyülünüzdeki komünizm değildir, Bolşevik rejiminde ya polis olursunuz ya da mahkûm, ikisinden başka bir hüviyeti ummayın!"
Satrancı ilk öğrendiğim zamanları hayal meyal hatırlıyorum. Babamla oturma odasında satranç oynuyorduk ve ben çok az bildiğim bu oyunda ona karşı kaybetmemeye uğraş veriyordum. Kaybettiğim her seferinde ise bir daha oynamak istiyordum. Bu hırsım, beni lisede bu oyunun içine daha fazla çekti ve satranç hayatımın önemli bir parçası oldu. Önce İstanbul'da sonra Türkiye'nin birçok şehrinde, daha sonra da dünyanın çeşitli ülkelerinde satranç turnuvalarına gitmeye başladım. Satranç sayesinde bu kadar farklı şehir ve kültür görürken, birçok iyi arkadaş edindim ve pek çok güzel anı biriktirdim. Bu arkadaşlıkları ve anıları o kadar çok sevdim ki bu bağı kurmamı sağlayan oyunu herkese ulaştırmak istedim.
Aşk mı bu? Ne çabuk!
Aşk değil, yalnızlıktan kurtuluş sevinci. Onunki de öyle belki, diye düşündü. Ne kadar adileşiyordu aşk, buraya düşünce. Yalnız olmasaydım da ona rast gelseydim?