Mehmet Y.

Mehmet Y.
Ben, Mehmet Yılmaz (Samsunlu) Okuduklarımı duvarımda, yazdıklarımı yazar profilimde görebilirsiniz.
Birçok örnekte de beyazperdede yaratılan tipleme seyirci tarafindan kabul görmüş olduğu için değişmeden sürdürülür fakat bu "aynılık" oyuncu ya da yıldızın hapishanesi olur. Örnegin hep iyi/melek kadın rollerinde izleyici karşısına çıkmış bir yıldızı, başka bir filmde kötü kadın olarak görmek geleneksel sinema seyircisini sarsar. Adile Naşit de seyircinin benimsedigi pek çok filmde birleştirici, fedakâr, sevgi dolu “anne” rolünü oynamışken hiçbir filmde bu iyilik timsali imajın aksi bir rolde konumlandırılmamıştır. Bunda popüler kültürde seyirci algısının değişmez tipler, hatta değişmez hikâyeler üzerinden yaratılması gerçeği etkili olduğu kadar bu durumun yapımcıların işine gelmesi ya da Adile Naşit'in özel yaşamını incelediğimizdeneredeyse doğaçlama olarak kendisini canlandırması gibi etkenlerin de payı olduğunu söyleyebiliriz.
Sayfa 139 - İletişim Yayınları
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sonuç olarak baktığımızda Ertem Eğilmez ve dolayısıyla Arzu Film, Türkiye toplumunun bir parçası olan seyircinin sosyolojik ve kültürel temsil kodlarını çok iyi çözmüş ve adeta Yeşilçam sinemasının bunalımda olduğu yıllarda seyirciyi yeniden salona çekebilmiştir. “Arzu Film ekolünün kotardığı filmlere oyunculuğuyla katılan sanatçılarsa daha afişte adı görüldüğü andan başlayarak nasıl bir tiple karşılaşacağını[zı] hissettirir. Bu bilgi bizim o filmi görme isteğimizi ortadan kaldırmaz. Seyirci bilir ki, afişinde Adile Naşit'in isminin bulunduğu bir film mutlaka naiftir, mutlaka güldürür, güldürürken düşündürür, mutlaka bizdendir, küçük insanın hem komik hem de dramatik hikâyesini anlatır. Seyirci belki yeni bir hikâye izlemeye değil ama bizden bir hikâye izlemeye gider; filmde Adile Naşit varsa seyircinin mutlaka içi ısınır, umut dolar, geleceğe ve kendine biraz daha inanır. Adile Naşit, Arzu Film ekolünün ana çizgilerini, oyunculuğunda öyle başarıyla temsil eder ki, onsuz bir "Hababam Sınıfı”nı düşünmek olmaz.
Sayfa 139 - İletişim Yayınları
Adile Naşit, rol aldığı Arzu Film imzalı pek çok filmde “anne" rolünü canlandırmıştır. İlk filmlerinde Ermeni/Rum "madam”, öğretmen, mahalleden bir komşu gibi tiplemeleri canlandırmasına rağmen özellikle “Oh Olsun" (1973) adlı filmden itibaren genellikle başrol oyuncusunun annesi rollerini oynamış, popüler filmlerin yukarıda anlatılan değişmez, sterotipleştirilmiş tiplemeler yaratma ve hikâyeleri bunlar üzerinden kurma geleneği nedeniyle bu tiplemenin dışına çıkma olanağı bulamamıştır. "Hababam Sınıfı" serisinde, okulda görevli müstahdemken bile çoğunluğu erkek olan yatılı okulun annesi Hafize rolündedir. Böylece Adile Naşit'in oyuncu kimliği bir yandan seyirci tarafından tutulan anne rolüne indirgenerek daraltılmış ancak diğer yandan sanat yaşamı boyunca ulaşamadığı kadar seyirciye ulaşmış, onlarla güçlü bağlar kurmuştur.
Sayfa 138 - İletişim Yayınları
Naşit Bey'in hayatı çeşitli edebi eserlere de konu olmuş, bu eserlerden bazıları tiyatro oyunlarına ve televizyon dizilerine uyarlanmıştır. Bunlardan biri Tarık Buğra'nın yazdığı ve 1970 yılında ilk baskısı yayımlanan İbiş'in Rüyası adlı romandır. Eserin baş kahramanı, yazarın Naşit Özcan'dan ilham alarak yarattığı Nahit karakteridir.
Sayfa 35 - İletişim Yayınları
Yanık Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
6/10
·368 syf.·
2025 56. kitabı
Belki diyeceksiniz ki, “arkadaş sen yazarın üç romanını okumuşsun, beklediğini tam olarak bulamamışsın. Dördüncüyü niye okuyorsun?” İyi de kitap okurluğu böyle bir şeydir zaten. Arayışa devam edersiniz ve bir yazarı tek kitabıyla değerlendirmek doğru olmayabilir. Onun için beklentilerimi aşmayan Dünyasızlar, Sular Üstünde Gökler Altında ve Uzakların Şarkısı’ndan sonra Butimar'ı da okudum. Butimar, hacim olarak yazarın diğer romanları gibi 350-400 sayfa civarında bir hacme sahip. Ben bunu normalde, eğer mesaim olmasaydı herhalde üç gün içerisinde bitirirdim. Ama bir haftayı buldu okumam Diğer romanlarına benzer şeyleri söyleyeceğim. Zaten yazarların şöyle bir durumu vardır. Kıyaslamaya tabi tutulurlar. Bu kıyaslamada ise bir, kendisine ait başka eserlerle kıyaslanır. İki, başka yazarlarla kıyaslanır. Kaan Murat Yanık'ı başka yazarlarla kıyasladığımızda elbette Türkiye'de, Türk edebiyatının yıldızlarından biri olmadığı çok açık. Dolayısıyla edebiyat tarihine girecek bir yazar olmadığını da düşünüyorum. Popüler bir yazar ve sonuçta büyük bir edebiyatçı değil. Kendi kitaplarıyla kıyasladığımızda da çizgisini aynı ile devam ettiriyor. Demek ki halinden memnun, okurlar da memnun bu çizgisinden. Butimar, ilk üç kitabıyla kıyasladığımda en az notu verdiğim kitap oldu. Yani 10 üzerinden 6 verebilirim Butimar'a. Artık belli bir noktadan sonra sırf bitirmek için bitirdim. Çünkü onun tarzında beğenmediğim ne varsa bu sefer adeta üzerimize boca etmiş. Daha fazlasını yapmış. Nedir beğenmediğim şeyler? Fantastik bir roman, hatta kendi tabiriyle postmodern bir roman yazmak istemiş. Neden kendi tabiriyle diyorum? Çünkü romanın içerisine bizzat kendisini de sokmuş. Zamanın arasında bir geçiş yaptırmış. Fantastik ve postmodern bir roman yazmak istiyor. Ancak bu yaptığı, o demek
ButimarKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20226bin okunma