Prof. Dr. Koptagel İlgün, sekseni bulan yaşıyla çok ciddi bir hayat tecrübesine ve elbette kitaplara konu olabilecek bir hayat öyküsüne sahip bir hekim. Biyografik eserler nehir söyleşi tarzında olsalar ve her ne kadar kişisel şeyleri anlatsalar bile, anlatılan şeylerin topluma ve hatta tarihe yansıyan pek çok yönü bulunmaktadır. İlgün’ün Erzurum’un Şenkaya ilçesinde başlayan ve oradan İstanbul’da Tıbbiye eğitimine, Erzurum SSK Hastanesi başhekimliğine, doçentliğe, İstanbul Göztepe SSK Hastanesi başhekimliğine, Celal Bayar’ın son hekimliğine, milletvekili adaylığına, profesörlüğe, SDÜ Tıp Fakültesi Dekanlığına, Acıbadem Hastaneleri’ne kadar uzanan ama illa da aile birlikteliği ile taçlanan hayatı her anlamda ilgi çekici ve okunmaya değer bir görünüm sergiliyor.
Nitekim Türkiye’nin en önemli, belki en kadim hekimlerinden birisi olan İlgün’ün hayatını anlatmaya değer kılan şeylerden birisi de bu özelliği. Ancak sadece bir hekim olması değil tabii. Çünkü bazı kişisel tarihler, toplumsal tarihleri de izlememizi sağlayabilir. Bu nedenle bu hayat hikayesinin, bir bakıma Türkiye Türklerinin son yüzyılına; Osmanlı’nın son döneminden, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün yıllarına bağlanan bir hikaye olduğu da bir gerçektir. Dostlar Beni Hatırlasın, bu kayda değer hayatı yaşayan bir bilge kişinin jübile kitabı olarak çok şey vaat ediyor.
Öte yandan İlgün, nehir söyleşi kitabının yanında, kendince kaleme aldığı şiirlerini, Bir Hekimin Şiirleri ve içerisinde 1970’li yıllardan beri çeşitli basın yayın organlarında kaleme aldığı sağlık köşeleri ile gezi ve tarih yazılarının bulunduğu yazılarını Kalem ve Stetoskop adlı kitaplarda toplamış ve piyasaya üç kitabıyla birlikte çıkmış.
Her maç öncesi “yüzü bir bayram telaşıdır.” Fenerbahçe tutkusu
hayatında bir telaşlı ayraç gibidir. Hangi hafta, hangi sayfada kalmışsa oradan devam eder Fenerbahçe tutkusu.
Fenerbahçe’nin hiçbir maçını kaçırmaz. Festival, söyleşi, panel
dinlemez. Yaşadığı şehirlerin kahvelerinde televizyonun karşısındaki yerini erkenden alır. Bodrum merkezine uzak bir kahvehanede, kendisini tanımayan emekliler arasında Fenerbahçe maçlarını
bostan işiyle uğraşan bir köylü şamatasıyla seyretmeyi çok sever.
Mutfakta Tezahürat
Şiiri hakkında düzenlenen çok önemli bir sempozyumda bir anda
ortadan kaybolur. Salon tıklım tıklım doludur. Kalabalık unvanlı
birkaç akademisyen kendisi hakkında konuşmaktadır. Herkes, şairi
görmek, dinlemek için sabırsızdır. Arkadaşları onu, komilerin,
garsonların arasında otelin mutfağında Fenerbahçe adına tezahürat
yaparken bulurlar.
Akşam olur. Salondaki büyük ekranın karşısına birkaç müşteri ve otel
personeli dizilir. Ferhan Şensoy ve iki garson Galatasaraylı, geride
kalanların hepsi Fenerbahçelidir. Maçı Fenerbahçe alır. Üstelik güzel bir oyunla… Yaşar Kemal keyifli,
Ferhan Şensoy kederlidir. Şensoy’a epeyce takıldıktan sonra “Getir
ulan şu müsveddelerini… İkinci sayfaya geçmezsem yazdıklarında bir
iş yoktur bilesin!” der.
Ferhan Şensoy, heyecanla odasına çıkar, yazdığı sayfaları getirir, Yaşar
Kemal’e uzatır.