Bütün iyilikler gibi 1983 ortalarında her şey birden değişmeye başlar. 7
Mayıs 1983’teki maç için Trabzonspor deplasmanına izinsiz gider.
Fenerbahçe Selçuk’un golüyle galip döner. Huzurevi’ne içkili gelir. O
günlerde arkadaşlarından biri Hoca’yı ziyaret eder.
Müdür yardımcısına İlhami Bekir Tez'i sorar. Adam biraz da alayla
“O rakıcıyı mı soruyorsun?” der. Müdür yardımcısının böyle konuşması, ziyaretçinin zoruna gider. Biraz da kızgın “Beyefendi siz de
rakı içebilirsiniz!” der. Adam yüzüne bakar. Biraz da, alttan alarak
“Biz arada bir kaçamak yaptığını biliyorduk ama son olay bizi
mecbur etti. Son olarak izinsiz Trabzon’a gitmiş, karşıdaki lokantada içmiş, gelirken de kapının önünde düşmüş. Buranın kurallarına
uymadığı için buradan çıkarmamız gerekiyordu. Sağ olsun müdür bey
özel bir huzurevinde yer buldu da sokağa atılmaktan kurtuldu.” der.
Maça ilk kez 22-23 yaşlarındayken gider. Son gidişinde çok büyük
küfürler eder, lanet okur. 4-0 yenildikleri bir Samsun maçıdır; kendi
sahasında.
Koyu Fenerbahçelidir. Bela okur ve Samsunlu futbolcular da ondan
sonra büyük bir trafik kazası geçirir. Birkaç futbolcu ölür. Bir süre,
sanki kendi lanetiymiş gibi, maça gitmez. Son zamanlarda arada bir
girer stada; oradaki duygusal birlik, güç, algılarda başka yerlere taşır
insanı.
***
Samsunspor kafilesi, 20 Ocak 1989’da Malatyaspor-Samsunspor 1.
Lig karşılaşmasına giderken Havza ilçesinde, kafileyi taşıyan kulüp
otobüsü, kamyonla çarpışır. Samsunspor, üç oyuncusu ile teknik
direktörünü ve şoförünü kaybeder. Bu kazada birçok oyuncu ve kafile
üyesi de yaralanır. Bu kaza nedeniyle, Samsunspor 1988-1989 1. Lig
futbol sezonuna devam edemez. 1989-1990 futbol sezonunda yeniden
1. Ligde oynamaya başlar ve bu sezonda 2. Lig’e düşer. Bu trafik kazasından sonra, kırmızı beyaz forma renklerine bir de kazanın sembolü
olan siyah eklenir.
Ben iyi bir Samsunsporlu olmanın yanında bir futbolsever ve kitap okuruyum. Türkiye’de basılmış futbol kitaplarının çoğunu okuduğum gibi, birkaç tanesine de yazar olarak imza atmış biri olarak bu kitabı epeyce beğendim, başarılı buldum. Şayet bir Fenerbahçeli olsaydım kesin alırdım, Fenerbahçeli olmadığım halde de aldm. Ancak bizim gibi insanların sayısı az. İslam Çupi’nin kitaplarını okuyan kaç kişiyiz ki?
Kitapta her bölüm, anlatılan her isim oldukça başarılıydı. Bir bölümünü “Edebiyat Karın Doyurmaz Çay İçirir” kitabında okumuştum. Ama anlatımları sevdim. İslam Çupi, Nazım Hikmet… Hepsi. Sırf bu kitaptan sonra Kadıköy’de Fazıl Hüsnü’nün takıldığı Vapur Kafe’ye gideceğim ve İlhami Bekir’in Taşlıtarla’daki Ev kitabını alıp, okuyacağım.
En sevdiğim bölümler ise şunlardı:
Küçük İskender’in Fenerbahçe’yi 4-0 yendiğimiz maçın sonrasını yazdığı bölüm mesela. Gerçi orada küçük bir bilgi hatası var. Biz o maçı İstanbul’da değil Samsun’da kazanmıştık. Üstelik art arda iki sezon ve ikisi de 4-0. O iç saha demiş fakat deplasmanda da yenmiştik Fener’i, hatta kupada da elemiştik. O yüzden pek mesele değil. Sonrasında yazdıkları çok manidardı. Kazayı kendi ahına mal etmesi ve çok üzülüp epeyce maça gitmemesi çok ilgi çekiciydi.
Ferhan Şensoy ile Yaşar Kemal’in otel hatırası da fevkaladeydi doğrusu. Çok sevdim.
Ve İlhan Berk’in bir imza ve söyleşi programını bırakıp, salonun mutfağında Fenerbahçe- Beşiktaş maçını seyretmesi. Harikaydı, tam benlik…
Son olarak İlhami Bekir Tez’in o yaşlı ve hasta haliyle Trabzon deplasmanına gitmesi… Erinmeden araştırdım, o maç gerçekten de 1982-83 sezonunda ve mayıs ayında oynanmış ve Fenerbahçe Selçuk Yula’nın golüyle 1-0 kazanmış. Büyük bir hikaye doğrusu…
Seni üzen şey kontrol alanında mı yoksa kontrol alanının dışında mı? Kontrol alanının dışında olduğunu tespit ettiğin zaman şu sihirli cümle çok işine yarayabilir: olan oldu şimdi ne yapabilirim?
Kimse sana düşman değil, sadece bazı insanlar bir tek kendinin dostu. Başka kimseyle dost olamıyorlar, onları sevmiyorlar. Öyleymiş gibi görünse de işin aslı böyle oluyor.