Bu acı ölüm değildi, sersemlemiş bilincinde bocalayarak dolaşan düşünceydi. Ölüm acı vermezdi. Hayattı, hayatın sancısıydı bu feci, insanı boğan his. Hayatın Martin'e vurduğu son darbeydi.
"Yol karardığında yolunu ayırana dost denmez," dedi Gimli.
"Belki," dedi Elrond, "lâkin gecenin çöktüğünü görmemiş olan, karanlıkta yürümeye aht etmemeli."
"Yine de, ağızdan çıkmış yemin titreyen yüreğe güç verebilir," dedi Gimli.
"Ya da çökertebilir o yüreği," dedi Elrond
Ölümsüzlüğü bedavaya verseler almaya niyeti yoktu. Şu insanoğlu ne kadar akılsız, ne kadar akılsız, ne kadar aptal ve ruhsuz olmalıydı ki, asırlar boyu ölümsüzlüğün peşinden koşmuş, yüzlerce insan servetini, hayatını, aklını, her şeyini bu uğurda harcamıştı. Oysa bir zaman geliyor, hayat, gelecek zamanın içinde manasız ve sıkıcı bir seyahat oluyor, yorulmuş kalpler ve vücutlar birer körebe gibi ölümün peşinden koşuyor, ama haylaz ve kötü bir çocuk olan ölüm, en olmayacak yerlere saklanıp bir türlü ele geçmiyordu.