8/10
·211 syf.··
Beğendi
·
2026 47. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:36
Orhan Pamuk'un en çok okunan kitabı Kırmızı Saçlı Kadın ile nihayet tanıştım ben de. Çok uzun olmamasına rağmen kalın bir kitap okumuşum hissi verdi bana. Gayet keyifle okudum. Kitap, eczane işleten solcu babasının gidişinden sonra para biriktirmek amacıyla çalışma hayatına atılan Cem'in hikâyesi. 17 yaşındaki lise öğrencisi Cem, eski usulle kazı yaparak su bulmaya çalışan Mahmut ustanın yanında çırak olarak yetişiyor. Bu bir aylık çalışma sırasında bir tiyatrocu kadında aşkı keşfediyor. Kendinden yaşça büyük Kırmızı saçlı kadın ise eski efsaneleri tiyatrosunda oynayan biri. Cem'in bu kadınla ilişkisi onun hayatında oldukça derin izler bırakıyor. İlk aşk onun hayatına neler getiriyor bunu okuyoruz. Öte yandan Cem Mahmut ustanın yanında ise özgürlüğün ne demek olduğunu, birey olarak var olabilmenin koşulunu sarsıcı bir gerçekle öğreniyor. Kitapta aşka, özgürlüğe, tarihe, efsanelere, siyasete, baba oğul ilişkisine, otoriteye değinilmesini ve bunu kader etrafında şekillendirmesini çok sevdim. Bizim başımıza gelenler kader mi yoksa kendi seçimimiz mi? Eskinin gücü yeniyi etkiler mi? Hayatta acı tesadüfler, saklanmış sırların bir gün açığa çıkmasıyla mı gerçekleşir? Cem'in başına gelenleri onun ağzından okurken son kısımda devreye kırmızı saçlı kadının girmesi kitabı daha da keyifli hale getirmişti. Farklı bakış açılarından bir kitabı okumayı her zaman çok seviyorum. Zaten oldukça fazla okunan bu kitabı okumayanlar var ise bir şans versin. Keyifli okumalar.
Edebiyat
Kırmızı Saçlı KadınOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202462,2bin okunma
Kitap üzerine ufak bir inceleme
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 00:15
Merhabalar, Zaman Kurabiyecisi, zaman kavramını normalin dışında, adeta elle tutulur ve tadı alınır bir kurabiyeymiş gibi işleyen son derece özgün bir kitap. Kitabı okurken satır aralarından burnunuza sık sık mis gibi kurabiye kokularının geldiğini hissetmek içten bile değil. Akıcı dili sayesinde bir kez odaklandığınızda kendisini keyifle okutturan bir hikaye. Arka planda aslında görünenin göründüğü gibi olmadığını, önyargıların hayatımızı nasıl şekillendirdiğini ve yeni arkadaşlıklar, geçmişte yaşananlar ile toplumsal ilişkiler üzerinden bolca etkileşimi gözler önüne seriyor. Üstelik barındırdığı bu derinlikle, zaman zaman Matt Haig’in Gece Yarısı Kütüphanesi havasını (vibe'ını) da yer yer hissettirmekte. ​Kitabın en güçlü yanlarından biri ise karakterlerin içsel çatışmalarının ve samimiyetlerinin oldukça gerçekçi, insancıl bir biçimde anlatılmış olması; öyle ki okurken kendinizi karakterlerle rahatça eşleştirebiliyorsunuz. Nihayetinde bizlere sahip olduğumuz şu anki zamanımızı en iyi şekilde geçirmemiz gerektiğini önemle belirten, zamana dair çok kıymetli bir farkındalık kazandırıyor.
1000Kitap
Zaman KurabiyecisiPoem Yu Jin · Yuzu Kitap · 202662 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·536 syf.··
2026 44. kitabı
Kinyas ve Kayra, hayattan kaçmayı yolculuk sanan iki insanın karanlıkta birbirine çarpma hâli gibi başlar. Afrika’dan Amerika’ya, uyuşturucudan şiddete, boşluktan daha büyük boşluklara savrulurlar; ama asıl gidilen yer harita üstünde değildir. İkisinin de derdi dünyayı gezmek değil, kendi içlerinden mümkün olduğunca uzağa düşmektir. Ne var ki insan nereye giderse gitsin içindeki çürük bavulu da yanında taşır. Daha ciddi bakınca, bu anlatı bir “isyan güzellemesi” değil; isyanın da nasıl kokuşabileceğini gösteren kirli bir ayna. Kinyas ve Kayra düzenin dışına çıkınca özgürleşmiş olmazlar, sadece başka bir hapishanenin kapısını açarlar. Toplumun ahlakına tükürürler ama yerine koydukları şey de tertemiz bir hakikat değildir. Bazen başkaldırı, insanın kendi kendini yüceltmek için kullandığı havalı bir zehire dönüşür. Buradaki mesele budur biraz: çürümüş dünyadan nefret ederken, o çürümenin başka bir biçimine dönüşmek. İkisinin ilişkisi dostluk gibi görünür ama daha çok birbirini besleyen iki karanlık damar. Biri düşerse öteki de düşsün ister gibi, biri susarsa diğeri içindeki gürültüyü onun üstüne boca eder. Aralarında sevgi var mı, var belki ama sıcak değil; daha çok gece yarısı soğuk duvara yaslanmak gibi bir yakınlık. Birbirlerini anladıkları için mi yan yanalar, yoksa yalnız delirmek daha korkunç olduğu için mi, işte orası bilerek bulanık bırakılmış sanki. Dili en çok burada çalışıyor: cümleler bazen yumruk gibi, bazen kusmuk gibi, bazen de insanın alnına yapışan ateşli bir bez gibi geliyor. Temiz, parlatılmış, uslu bir anlatım yok; aksine kirini saklamayan bir akış var. Bu yüzden okurken yalnızca olaylara bakmıyorsun, kelimelerin nefesi de üstüne siniyor. Bazı satırlar “beni anla” demiyor, “dayanabilirsen bak” diyor. Güzel olan da biraz bu hoyratlık zaten; süslenmiş
Alıntı
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,4bin okunma
Kader Diyemezsin, Sen Kendin Ettin!
8/10
·208 syf.··
2026 62. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 10:12
Osokin… Ana karakterimiz, rüzgârın karşısındaki dal gibi yel nereden estiyse oraya yatan bir dostumuz. Bu kişilik tipi illaki size tanıdık gelecektir. Hatta uzaklarda aramaya gerek yoktur, insan ne kadar inkar etse de zaman zaman kendisini de böyle durumların içinde bulur. Osokin yaşamında birçok şans elde ettiğini ancak bunları hiç iyi değerlendiremediğini zaman geçtikten sonra fark eder. Ah, der keşke geriye dönebilseydim, o zaman yaptığım hataları yapmazdım. Buraya kadar da olaylar çok tanıdık değil mi? Devam edelim. Osokin’in kapısını çok önemli bir şans daha çalar ve spritüel çalışmalarıyla bir büyücüyle tanışır. Durumunu izah eder ve büyücü ona şu anki aklı ile geçmişe gidip istediği değişimi yapabileceğini söyler ve Osokin kendini geçmişte bulur. Geçmişinde istediği değişimi yaparak yaşamına devam edebilecektir. Hepimiz için bu ne kadar güzel olurdu değil mi? Fakat o da ne? Osokin geçmişte yaptığı hataları tekrar yapmaya devam eder, üstelik sonunun ne olduğunu bilmesine rağmen. Şimdi hiç ahkam kesmeyelim. Biz olsak kesin değiştirirdik, demeyelim. Şöyle bir düşündüm, belki ben de aynılarını yapabilirdim ve bu farkındalık beni dehşete düşürdü. Osokin için bir şeyleri bilmek işe yaramadı. Geçmişte yaptığı hataları tekrar yapmaması için önemli fedakarlıkları yapması, kendini değiştirme yolundaki önemli eşiği atlaması gerekiyordu ve bunu yapabilecek gücü yoktu. Şimdi size sorayım, kaçımızda bu güç ve cesaret var? Zaten bunun farkında olabilseydik geçmişte yaptığımız hataları tekrarlar durur muyduk? İşte, insanlığın er meydanı burası. Kitabı dil ve anlatım olarak tatmin edici olmasa da kurgusu ve farkındalık oluşturmak anlamında çok başarılı bulduğumu söylemek isterim. Kitabın sonunda Osokin için neler olduğunu ise okuyuculara bırakıyorum ve sözlerimi sağlıcakla
Ivan Osokin’in Tuhaf YaşamıP. D. Ouspensky · Dorlion Yayınları · 2020636 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 43. kitabı
Henry Chinaski denen çocuk, Amerikan rüyasının arka bahçesinde unutulmuş paslı bir bisiklet gibi duruyor; kimse binmiyor, kimse tamir etmiyor, üstüne yağmur yağıyor sadece. Ev dediğin yer sığınak olması gerekirken burada tokadın yankı yaptığı dar bir kutu, baba sevgisi falan değil bildiğin disiplin kılığında dolaşan öfke, anne ise sessizliğini yemek masasına koyup herkes yesin diye bekleyen biri gibi. Henry büyümüyor aslında, kabuk bağlıyor; yüzündeki sivilceler bile yalnız bir ergenlik detayı değil, içeride kaynayan çirkinliğin dışarı taşmış küçük volkanları sanki. Okulda ait değil, sokakta ait değil, evde hiç değil; insan kalabalığının arasında gezerken hep yanlış odaya girmiş biri gibi, hani herkes şifreyi biliyor da ona söylememişler. Asıl acı da fakirlikten ya da dayaktan ibaret kalmıyor, daha sinsisi var: sevilmeye layık olup olmadığını çocuğun kendi kendine tartması, daha yaşının başında iç mahkemesini kurması. Mizah burada şeker değil, yaranın üstüne basılan kirli bez; gülüyorsun ama gülüşün ağzında pas tadı bırakıyor. Chinaski’nin kabalığı da öyle kolayca “serserilik” diye kenara atılacak şey değil, adam daha küçücükken dünyanın ona uzattığı kirli eli ısırmayı öğrenmiş, sonra da bunu karakter sanmış belki. En fena tarafı şu: dışarıdan bakınca başarısız bir gençlik hikâyesi gibi görünen şey, aslında incelmiş bir hayatta kalma kılavuzu. Sevgi gelmeyince alay geliyor, şefkat gelmeyince bira gölgesi, umut gelmeyince yazma isteği... ekmek arası konmuş et gibi sıkışmış bir ruh var ortada; iki dilim arasında çocukluk ve öfke, ortasında da çiğnenmeden yutulmaya çalışan koca bir yalnızlık.
Edebiyat
Ekmek ArasıCharles Bukowski · Metis Yayınları · 20228,3bin okunma
Okumaya değer olduğunu düşünmüyorum
2/10
·296 syf.··
2026 17. kitabı
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve son oldu. Üzgünüm, edebi derinliği olmayan bir kitaptı. Gizem ve/veya gerilim temasını barındırdığını duyduğum bir kitaptı, ben o temayı pek yakalayamadım. Yazardan daha fazla beklentim vardı açıkçası. Belki başka bir kitabını okusam fikrim değişir ama şu an için böyle bir düşüncem yok. Bence bu kitap okumaya değmez.
KördüğümAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20178,1bin okunma