Başarıyı amaçlamayın; bunu ne kadar amaçlayıp hedef haline getirirseniz, elinizden o kadar kolay kaçırırsınız. Mutluluk gibi başarı da kovalanamaz: kendisi ortaya çıkmalı ve bu sadece insanın kendisinden daha büyük bir davaya bağlanmasıyla veya insanın kendisi dışında bir insana tesliminin yan etkisi olarak gerçekleşebilir.
Kırılganlıkla eğilip bükülmüş her hayat biçimi gibi hüzün de yalnızlık, terk ediliş, ilgisizlik ve kayıtsızlıkla kolaylıkla yara alır ve bu yaralar her zaman kapanmaz.
Sinan durdu, pencere çerçevelerini oynatan rüzgâra kulak verdi, bir inilti duyar gibi oldu. Gene Zühre'nin bir sözünü hatırladı:
Ağam, gün gelir gönlünde pişmanlık tûfan gibi çağlar, vicdan
Dikkat edin, size başarı dilemedim. Sebebini öğrencilerim biliyor, sizler de tahmin ediyorsunuzdur. Daha önce de yazdığım gibi Jean-Jacques Rousseau’nun şu sözünü hatırlayalım:
“Çağın en büyük hastalığı, başarı üzerine kurulmuş bir hayat arzusudur. Hayatın anlamı başarıda değil, özgürlüktedir. Yalnızca başarı için yaşayan insanlar köle ruhludur; özgür olamazlar.”
Genel olarak bu coğrafyayı ve burada yaşanan olayları bütüncül bir bakış açısıyla değerlendirdiğimde burada bir fırtınanın kopacağını adım gibi biliyor ve görüyorum. Demografik değişimleri, göçmen akınlarını, düşen ekonomik imkânları, artan ırkçı yaklaşımları, seçimleri kazanan aşırı ırkçı partileri toptan değerlendirdiğinizde bu kıtada kitlesel bir azınlık hareketi kaçınılmaz gözüküyor.
Azınlıklar gecikirse bu sefer Batılı aşırı milliyetçi yerlilerin daha erken davranıp harekete geçmesi de ihtimal dâhilinde. Yani bu kıtayı kaçınılmaz bir kaos ortamı bekliyor. Ama yerlilerden ama azınlıklardan başlasın. Ben buna büyük "Avrupa Kaosu" diyorum. Bu büyük kaosun başlamaması için de bu kıtanın en fazla 20-30 yıl dayanabileceğini ön görüyorum. Şu an bile birçok Avrupa ülkesinde toplumsal hareketlenmeler, siyasi ve toplumsal değişimler işaret fişekleri çakıyor. Bu kaos bir gün ya göçmenlerce tetiklenecek ya da ırkçı Avrupalı yerlilerce.