amcanın neden kızdığını anlayamadım. şakacıktan bağırıyor sandım bir an. ellerimi ceplerinden çıkarmıştım. ağzımda sakız yoktu. küfür de etmemiştim. yalnızca merak ettiğim için sormuştum. kızacak bir şey yapmadığım için bir kez daha sordum:
"o zarfın içindeki kitap parçalarından neden o kadar korktuğunuzu sormuştum amca!"
zaten marifet allah'tan korkup yahut da "cennete gideyim ne olacaksa!" deyip iyilik etmekte değil ki... allah'a, cennete, cehenneme inanmadan iyi olmak marifet... öteki türlüsü alışveriş oluyor. pazarlık oluyor
bir ermeni karısı var, bodrumunda barınıyorum... bâzı düşünüyorum da, hani ölüverirsem diye, içim yanıyor. kadının başına bêla olur kalırım... kadın zaten fakir. evinde ölüverirsem şaşırır zavallı. ölümü kim kaldıracak? bir ölünün kalkması için de para ister. kokar kalırım, rahatsız ederim mahalleyi. hâlbuki insan ölünce vücuda da, ruhu gibi duman olup uçmalı
tüm umutlarımı yitirmiş olarak yalnızlığa ya da beni hiç sevmemiş ve hiç sevmeyecek olan kimseler arasında yaşamaya yazgılı olduğum sürece, neşemi nasıl bulur, nasıl iyi olurum?