Puan vermedi
Anthony Burgess'in Otomatik Portakal adlı romanı, ilk bakışta şiddet ve suç üzerine kurulmuş bir hikâye gibi görünse de aslında özgür irade, ahlak ve devlet kontrolü gibi daha derin konuları ele alan bir distopyadır. Romanın başkahramanı Alex, arkadaşlarıyla birlikte çeşitli suçlar işleyen genç bir karakterdir. Yakalandıktan sonra devlet tarafından uygulanan deneysel bir yöntemle suç işlemeye karşı şartlandırılır ve yeniden topluma kazandırılmaya çalışılır. Kitapta beni en çok düşündüren konu, bir insanın gerçekten iyi olmasının ne anlama geldiğiydi. Alex'in uygulanan tedavi sonrasında kötülük yapamaz hâle gelmesi ilk başta olumlu gibi görünse de bunu kendi isteğiyle yapmaması dikkat çekiciydi. Bu yüzden roman boyunca iyiliğin bir seçim olup olmadığı sorusu aklımda kaldı. Kitabı bitirdiğimde bile bu konu üzerine düşünmeye devam ettim. Eserde kullanılan "Nadsat" adlı argo dil başlangıçta okumayı zorlaştırdı. Bazı bölümlerde olayları tam anlayabilmek için cümleleri tekrar okumam gerekti. Fakat ilerledikçe bu dile alıştım ve bunun kitabın atmosferine önemli bir katkı sağladı. Bu yönüyle roman diğer okuduğum kitaplardan farklı bir his verdi. Alex karakteri de kitap boyunca dikkatimi çeken yönlerden biri oldu. İşlediği suçlar nedeniyle çoğu zaman ona karşı olumsuz duygular hissettim. Ancak yaşadıkları ve maruz kaldığı yöntemler, özgürlük ve seçim hakkı üzerine düşünmeme neden oldu. Bu yüzden karaktere sadece iyi ya da kötü demenin zor olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak Otomatik Portakal, sadece suç işleyen bir gencin hikâyesini anlatan bir roman değildir. Kitap boyunca insanın seçimleri, devletin birey üzerindeki etkisi ve iyi-kötü kavramları sorgulanmaktadır. Bazı bölümlerini anlamak zor olsa da okuduktan sonra üzerinde düşündüren bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Roman-Edebiyat
Otomatik PortakalAnthony Burgess · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2009113,1bin okunma
10/10
·
Beğendi
"Otuz Dokuz Basamak", sıradan bir insanın kendisini beklenmedik şekilde tarihin ve büyük olayların merkezinde bulmasının hikâyesidir. John Buchan, Richard Hannay karakteri üzerinden okura sürekli bir hareket ve gerilim hissi yaşatırken, aynı zamanda bireyin zekâsı, cesareti ve hayatta kalma içgüdüsüyle neler başarabileceğini gösteriyor. Peş peşe gelen kovalamacalar, kimlik değişimleri ve çözülemeyen sırlar, olay örgüsünü canlı tutarken; yaklaşan savaşın gölgesi altında şekillenen siyasi atmosfer de esere derinlik kazandırıyor. Gerilimin yalnızca suç ve takip unsurlarıyla değil, insanın yalnızlık duygusu ve sürekli bir tehdit altında yaşama hissiyle de kurulmuş olduğunun altı çizilmiş. Buchan’ın sade fakat sürükleyici anlatımı sayesinde sayfalar ilerledikçe okur da Hannay ile birlikte şüpheleniyor, kaçıyor ve gerçeğin peşinden gidiyor. "Otuz Dokuz Basamak", günümüz polisiye ve casusluk romanlarının temel taşlarından biri olarak görülebilecek; macera, gizem ve zekice kurgulanmış olayları bir araya getiren güçlü bir klasik. Suçun ve komplonun çözülmesini ve insanın en zor anlarda bile aklını, cesaretini ve umudunu kaybetmemesi gerektiğini hatırlatan etkileyici bir okuma.
1000Kitap
Otuz Dokuz BasamakJohn Buchan · İthaki Yayınları · 20221,700 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Suç ve Ceza
8/10
·704 syf.··
2026 36. kitabı
Suç ve Ceza | İnceleme Raskolnikov’un zihniyle baş başa kalıyorsun bu kitapta. Bir cinayetten çok daha fazlası: vicdan, suçluluk ve insanın kendi içindeki savaş. Okurken kendini de sorguluyorsun. Suç ve Ceza Fyodor Dostoyevski “İnsan her şeye alışır, alçak herif!”
1000Kitap
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,4bin okunma
1984
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 28. kitabı
1984 | İnceleme Bu kitap bir kurgu ama okudukça gerçek gibi hissettiriyor. Sürekli izlenen bir toplum, düşüncenin bile suç olduğu bir düzen… Özgürlüğün ne kadar değerli olduğunu sert bir şekilde anlatıyor. “Özgürlük, iki kere ikinin dört ettiğini söyleyebilmektir.” Okuması zor değil, ama etkisi ağır.
1000Kitap
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023200,3bin okunma
Oynanan Oyunun Sonu: Bir Kralın Kendiyle Yüzleşmesi
7/10
·384 syf.··
2026 1. kitabı
Kral Kaybederse özelinde Kenan’ın karakterine baktığımızda, aslında "krallık" dediğimiz o kibrin, erkek egemen bir zihniyetin ve duygusal doyumsuzluğun ne kadar tehlikeli bir birleşimi olduğunu görüyoruz. Kenan karakteri, kendini bir merkeze koyan, hayatındaki kadınları ise sadece kendi boşluklarını dolduran veya egosunu besleyen "araçlar" olarak gören bir figür. Burada yapılan haksızlık, sadece kadınlara karşı değil, aslında sevgiye ve samimiyete karşı işlenen bir suç. ​Handan’a gelecek olursak; o, Kenan’ın dünyasında en çok sömürülen ama aynı zamanda Kenan’ın içsel çöküşünün de anahtarı olan karakter. Kenan, Handan’ın sevgisini, sadakatini ve nezaketini bir tür "tedarik" gibi kullanıyor. Onun için kadınlar, sürekli bir ilgi ve hayranlık akışı sağlayan birer kaynak. Doyumsuzluğu o kadar derin ki; ne kadar sevilirse sevilsin, ne kadar ilgi görürse görsün, o içindeki boşluğu hiçbir kadının varlığıyla dolduramıyor. Çünkü sorun kadınlarda değil, bizzat Kenan’ın kendi ruhundaki "tüketici" mantığında. ​Kadınlara yapılan haksızlık, tam bu noktada keskinleşiyor: Kenan, karşısındaki kadını asla bir birey olarak, kendi gerçekliğiyle görmüyor. Onları ya idealize edip bir tahta oturtuyor ya da o beklentiyi karşılayamadıklarında bir köşeye atıp değersizleştiriyor. Handan’ın hikâyesi burada çok trajik çünkü o, bu döngüde kendini var etmeye çalışırken, Kenan’ın duygusal bencilikleri tarafından bir anlamda "yutuluyor". ​Kitaptaki o doyumsuzluk duygusu, insanın kendini sevmemesinden kaynaklanan bir dışa vurum aslında. Kenan, bir kadının sevgisini kazandığında, o sevgiyi hemen "sıradan" olarak kodluyor ve bir sonraki avına, yani o ulaşılmaz olanın peşine düşüyor. Handan’ın veya diğerlerinin yaşadığı haksızlık, Kenan’ın kendi yetersizliğini kadınların üzerinden sağaltmaya çalışmasıdır.
İnceleme
Kral KaybederseGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201521,9bin okunma
Ali Şeriati - Sanatı
Puan vermedi·256 syf.··
2026 277. kitabı
Ali Şeriati sanatı şöyle açıklamaktadır: “Sanat var olandan kaçıştır…Bizi sanat yapmaya zorlayan şey, var olandan kaçış duygusudur…Var olandan kaçış,var olandan nefret ,sanatı meydana getirir.Sanatın insan için büyük anlamlar ifade ettiğini,toplumun can damarlarından birini oluşturduğunu söylemeye bile gerek yoktur.İnsan sanatsız yapamaz bu dünyada .Sanatsız bir toplum ,sanatsız bir medeniyet düşünülemez yeryüzünde!..” 5 Sanat var olandan kaçıştır. Ali Şeriati burada, insanların hayatta bir takım şeylerde eksik ve karanlık bir yönü olduğunu söyleyerek, insanların bu varolan şeylerin eksik ve karanlığından kurtarmak için bir takım faaliyetlere yöneldiğini söyler. İnsan bu karanlık ve eksikliklerden kendini kurtarmaya çalıştığı şey sanattır. Kendisinin dediği gibi “bizi sanat yapmaya zorlayan şey varolandan kaçıştır.” Bizler bu dünyadaki karanlık zindandan, birtakım eksikliklerden ve kötü şeylerden, kendimizi kurtarmaya çalışırız. İnsanı bu noktada sanat yapmaya zorlayan şey ise bu eksilikleri varolmayanları giderme arzusudur. Özellikle Ali Şeriati’nin bu vurgusu yaşadığımız bu çağda daha bir geçerlidir. Çünkü bu çağın getirmiş olduğu, özellikle de gençlik üzerinde oldukça etkili olan, teknolojiyle beraber ortaya çıktığı yanlızlık duygusu, nefret, antisosyal duygularda popüler olan sanat eserleri genellikle karamsar ve ruhun ıstaraplardan kaynaklanan yapıtlardır. Tabi ki sadece bu çağ için değil. Genellikle sanat eserlerinde; en çok acıyı, ıstırabı ve serzenişi konu olan yapıtlar daha bir el üstünde tutulur boyuttadır. Özelliklede birçok edebi eserlerde bunu görebiliriz. Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u olsun, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı olsun bu tür sanat eserlerinde hep bir acı, ıstırap vardır. Mesela Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki baş kahramanı Rasnalnikov’un
1000Kitap
SanatAli Şeriati · Fecr Yayınevi · 2008240 okunma