Bir devir düşünün. İçinde bulunduğumuz dünyanın bin yılına damga vurmuş bir hikaye. Her biri birbirinden akıllı üç arkadaş.
Dünyayı gözlemleyen Ömer Hayyam,
O dünyayı yöneten Nizamülmülk,
ve aynı dünyaya dehşet saçan Hasan Sabbah...
Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün Kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen hergele, her filminde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenimi bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri'ye kıl kapar gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine…
Dün bana, hayat dairesinde kararsızca dalgalanan bir zerreymişim gibi gelirdi.
Oysa bugün, çok iyi biliyorum ki o dairenin ben kendisiyim. Ve düzenli zerreleriyle hayat, bütünüyle bende devinmektedir.