Felsefe, içimizdeki tanrısal iradeyi temiz ve hatasız, tüm hazların ve acıların efendisi kılar, hiçbir şeyi amaçsız yapmamamızı veya yanlışa ve riyakârlığa başvurmamamızı, başkasının eylemine veya eylemsizliğine dayanmamamızı, dahası başımıza gelen ve payımıza düşen her şeyi aynı kaynaktan geliyormuşçasına gülerek karşılamamızı, hepsinden önemlisi ölümü, yaşayan her varlığı meydana getirmiş elementlerin dağılmasından başka bir şey olarak görmeyip neşeli bir zihnine beklememizi sağlar.
Saatler ne kadar hoşça geçirilirse o kadar çabuk tükenir, ne kadar acıyla geçirilirse ölçüde uzadıkça uzar, geçmek bilmez, çünkü müspet mahiyete sahip olan şey zevk değil acıdır, onun bizzat mevcudiyeti kendisini hissettirir.
Gündüzden soyutlanıp, kurtulmuş olan anlamsızlık, artık saklı değildir. Hayatta olma bilinci kendini daha güçlü bir şekilde hissettirir geceleri, ölümün varlığı da öyle. “Yaşamın anlamı” gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam, gecenin konusudur.