Hazır ayaktayken yeniçerilerden su isteyen osman

Hazır ayaktayken yeniçerilerden su isteyen osman
Türküm , Doğruyum, zekiyim ama çalışmıyorum
Cyber S
15 kütüphaneci puanı
3502 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
8/10
·320 syf.·
2026 281. kitabı
Alexander C. Karp ve Nicholas W. Zamiska tarafından kaleme alınan The Technological Republic, dijital dönüşümü basit bir verimlilik artışı olarak değil, egemenliğin yeniden tanımlandığı bir ontolojik kayma olarak ele almaktadır. Kitap, teknolojik inovasyon ile ulusal beka arasındaki doğrusal ilişkiyi, sert güç ve yumuşak inanç diyalektiği üzerinden kurumsal bir eleştiriye tabi tutar. Karp’ın temel tezi, Batı'nın teknolojik üstünlüğünü sadece ekonomik bir çıktı olarak değil, bir savunma ekosistemi olarak görmesi gerektiğidir; bu bağlamda metinde vurgulanan Amerikan projesinin içinin boşaltılması ifadesi, aslında derin bir yönetişim zafiyetine işaret eder. Yazılımın artık statik bir araç değil, onu üreten mühendislik kültürünün yaşayan ve nefes alan bir yansıması olduğu gerçeği, bilgi yönetişimini sadece verinin korunması değil, verinin ulusal stratejiyle entegrasyonu ve algoritmik dürüstlüğün sağlanması süreci haline getirir. Kitabın teknolojik agnostisizm olarak nitelediği kavram, teknik elitlerin ürettikleri kodun ahlaki ve milli sonuçlarından kendilerini soyutlamalarını sertçe eleştirirken, yazılımın hiçbir zaman nötr bir araç olmadığını savunur. Bu durum, teknik karmaşıklığın artmasına rağmen stratejik odaklanmanın azalmasıyla sonuçlanan bir verimlilik paradoksu yaratmaktadır. Karp’a göre modern savaş alanı artık fiziksel sınırlardan ziyade bir yazılım ortamıdır ve sert güç, veriyi gerçek zamanlı olarak işleme ve algoritmaları saniyeler içinde güncelleme yeteneğiyle ölçülmektedir. Yazılımın kalkan, inancın ise kılıç olduğu bu yapıda, savunma sanayii ile Silikon Vadisi arasındaki kopukluk, stratejik savunma mimarisinde kritik açıklar yaratmaktadır. Sonuç olarak kitap, bilgi ve teknoloji yönetiminin apolitik bir süreç olmadığını, aksine her veri mimarisi kararının
1000Kitap
The Technological RepublicAlex Karp · Crown | Currency · 20252 okunma
Reklam
9/10
·488 syf.·
2026 207. kitabı
Ulus Baker Üniversite yıllarımda baş okumalarım arasında yer aldı. Kitabı buraya eklememiştim hatırladığım kadarıyla bir inceleme yazmanın doğru olacağını düşündüm. Ulus Baker Dolaylı Eylem kitabında toplumsal meselelere bakarken sadece somut olaylara değil, bu olayların arkasındaki duygu ve algı süreçlerine odaklanıyor. Yazara göre siyaset sadece meydanlarda yapılan bir şey değil, bizim dünyayı nasıl deneyimlediğimizle doğrudan ilgili bir süreç. Baker, insanların sadece ne düşündüğünü ölçen anket temelli sosyolojiyi yüzeysel buluyor ve bunun yerine duygulanışlar üzerine kafa yorulması gerektiğini savunuyor. Baruch Spinoza 'nın felsefesinden yola çıkarak korku veya keder gibi duyguların insanı pasifleştirdiğini, buna karşılık neşenin insanın bir şeyler yapabilme kapasitesini artırdığını anlatıyor. İktidarın insanları daha kolay yönetmek için kederli duyguları yaygınlaştırdığını, dolayısıyla bu duygu durumundan çıkmanın başlı başına bir direniş olduğunu belirtiyor. Kitapta sinema ve görüntüler de geniş yer tutuyor çünkü Baker imajların sadece birer görsel olmadığını, bizim düşünme biçimimizi inşa ettiğini düşünüyor. Bu yüzden dünyayı farklı bir gözle görmeye başlamanın ve imajları farklı yorumlamanın en etkili dolaylı eylem biçimi olduğunu vurguluyor. Kısacası bu metin, toplumsal yapıyı değiştirmek için önce kendi algı ve duygu dünyamızı anlamamız ve dönüştürmemiz gerektiğini sade bir dille açıklıyor.
Dolaylı EylemUlus Baker · Birikim Yayınları · 2012164 okunma
8/10
·144 syf.·
2026 197. kitabı
Renata Salecl’in Seçme İkilemi kitabı, modern dünyada bize sunulan sonsuz seçenek özgürlüğünün aslında nasıl bir kaygı kaynağına dönüştüğünü anlatıyor. Yazar, marketteki bir ürünü seçmekle hayat arkadaşımızı seçmek arasında artık bir fark kalmadığını, her şeyin bir tüketici tercihi gibi önümüze konduğunu savunuyor. Kitabın ana fikirlerini şu şekilde özetleyebilirim: Kapitalist sistem, bireye "hayatını istediğin gibi tasarlayabilirsin" fikrini aşılayarak ona sahte bir güç hissi verir. Ancak bu durum, başarısızlıkları da tamamen bireysel bir suç haline getirir. Eğer mutsuzsanız, bu yeterince iyi seçim yapamadığınız içindir. Bu durum insanlarda sürekli bir yetersizlik ve suçluluk duygusu yaratır. Psikanalitik bir yaklaşımla, her seçimin aslında bir kayıp olduğu vurgulanıyor. Bir yolu seçtiğinizde diğer ihtimalleri öldürmüş olursunuz. Modern insan, hiçbir kapıyı kapatmak istemediği için karar verme aşamasında felç olur ve sürekli "Acaba öbür seçenekte ne kaçırdım?" sorusuyla meşgul olur. İnternet ve flört uygulamaları aşkı rasyonel bir pazar alışverişine çevirmiştir. İnsanlar boy, kilo veya hobi gibi özelliklere göre filtrelenebilir birer ürün haline gelmiştir. Bu durum, aşkın o öngörülemez ve kontrol edilemez doğasını bozarak insanları tatminsiz bırakır. Kendi kararlarımızı verdiğimizi düşünsek de, aslında çoğu zaman "başkaları ne der" veya "toplum benden ne bekler" korkusuyla hareket ederiz. Yazar, bu toplumsal bakışın (Büyük Öteki) seçimlerimiz üzerindeki görünmez baskısını inceler. Özetle kitap; daha fazla seçeneğin daha fazla mutluluk getirmediğini, aksine bizi kararsızlığa ve mutsuzluğa sürüklediğini sade bir dille anlatıyor. Gerçek özgürlüğün her şeyi seçebilmek değil, bazen sınırları kabul etmek ve seçimin getirdiği eksiklikle barışmak olduğunu
Seçme İkilemiRenata Salecl · Metis Yayınları · 2021218 okunma
7/10
·454 syf.·
2026 187. kitabı
Divan edebiyatının sanılanın aksine ne kadar sert ve sansürsüz bir hiciv dünyasına sahip olduğunu belgelerle ortaya koyuyor. Şairlerin en üst düzey devlet adamlarına karşı bile argodan ve ağır yergiden kaçınmadığı bu cesur gelenek, eserin ilerleyen bölümlerinde yerini Ziya Paşa ’nın intikamcı ve tavizsiz eleştirilerine bırakıyor. Ziya Paşa’nın "dil kılıcıyla" rakiplerine nefes aldırmadığı bu bölümler, hicvin edebi bir sanattan öte nasıl bir "itibar suikastı" aracına dönüştüğünü kanıtlıyor. Ancak akademik derinliği ve yer yer ağırlaşan üslubuyla herkese hitap etmeyecektir.
Türk Hiciv Edebiyatında Ziya PaşaMustafa Apaydın · Kültür Bakanlığı Yayınları · 20011 okunma
Puan vermedi·232 syf.·
2026 185. kitabı
Dino Buzzati ’nin Tatar Çölü kitabını bitirdiğinde insanın boğazında o meşhur düğümden kalıyor. Hani bazen bir şeyi çok istersin, hayatını ona adarsın da sonunda elinde koca bir "hiç" kalır ya, işte bu roman o hissin kelimelere dökülmüş hali. Hikaye çok basit aslında: Genç Teğmen Giovanni Drogo, büyük umutlarla ve kahramanlık hayalleriyle uzaklardaki Bastiani Kalesi’ne atanıyor. Beklentisi büyük; bir gün o "meşhur" düşman gelecek, savaş çıkacak ve o da adını tarihe yazdıracak. Ama gel gör ki o düşman bir türlü gelmiyor. Günler haftalara, haftalar yıllara dönüyor. Drogo kaleden gitmek istiyor ama bir yandan da o tuhaf bekleyişin konforuna, o gizemli umuda bağımlı hale geliyor. Kitabı okurken şunu fark ediyorsun; o uçsuz bucaksız çöl ve bitmek bilmeyen bekleyiş aslında bizim hayatımız. Hepimiz bir "Tatar Çölü"ndeyiz. Hepimiz bizi kurtaracak o büyük olayı, o muazzam fırsatı veya o mucizevi aşkı bekliyoruz. Beklerken de asıl değerli olan şeyi, yani zamanı, avuçlarımızın arasından kum gibi akıtıyoruz. Buzzati’nin dili o kadar yalın ama o kadar etkileyici ki, Drogo’nun yaşlandığını fark ettiğin o an kalbine bir ağırlık çöküyor. Kitap sana parmağını sallayıp "hayatı kaçırma" demiyor, bunu sana Drogo’nun hüzünlü sessizliğiyle hissettiriyor. Eğer hayatın rutinine kapıldığını, sürekli bir şeyleri ertelediğini ya da sadece "yarınlar" için yaşadığını hissediyorsan, bu kitap senin için sert ama çok samimi bir yüzleşme olacak.
1000Kitap
Tatar ÇölüDino Buzzati · İletişim Yayınevi · 201819,8bin okunma
Reklam