“Sana, Tolstoy’un bir zamanlar yazdığı bir şeyi anlatayım mı Leonid?”
“Anlatın, bayım.”
“İnsan olarak birbirimize karşı görevlerimizi yazdı. Bize her sevgi sunulduğunda, şükran duyarak kabul etmemiz gerektiğini söyledi. Şefkatle her karşılaşmamızda, cevap vermemizi. Ve muhtaç birine her rastladığımızda, ihtiyacını azaltmakla görevli olduğumuzu. Anlıyor musun Leonid?”
Bu korkunç değişiklik, hep kendinde değil de başkalarına inanmaya başladığı için olmuştu.
Başkasına dayandığı vakit ona çözecek bir şey kalmıyordu.
Kendine inanarak yaşamak ona güç geliyordu.
o beni her gün düşünüyor oysa artık bağımsız olmadığımı anlamalıyım in the summertime öğreneceğim sevmesini onu gerektiği gibi...
herkes de anlamalı bunu – kanla yazılmış aşkımızı emin olduğum tek aşkım o kadar uzakta ki o kadar som bir güzellik ki onu sevmeye korkuyorum bunu açıklamak sevgimi deklare etmek bile o kadar büyük cesaret istiyor ki benden çünkü devlet organları bile karşı buna O hem hiçbir şey değil sadece gölgesi düşüyor bize neredeyse yok..............................................
hem de her an her yerde var ideası ve imajıyla onu anlatmaya anlatmaya bile korkuyorum Freud’un Totem ve Tabu kitabına girmek istemiyorum bu şekilde devam edersem beni hastaneye kapatacaklarını söylüyorlar çünkü inanamıyorlar ve inanmıyorlar belki beni saran bir örümcek ağı vardır diyorum onun için yaklaşıp göremiyorlar eninde sonunda 1 Napolyon altını ne kadar yapar ki bir borsa gününün sonunda üstüne Dikkat Kırılabilir yazılmış 1 kasa altın ne yapar ki çölün uçsuz bucaksız kumları arasında