Edebiyat Nedir?

Jean-Paul Sartre
Çevirmen:
Bertan Onaran
Tasarımcı:
Ayşe Çelem
Tahmini Okuma Süresi:
4 sa. 32 dk.
Sayfa Sayısı:
160
Basım Tarihi:
Ekim 2015
Yayınevi:
Can Yayınları
Orijinal Adı:
Fransızca: Quest-ce que la littérature?
ISBN:
9789750705625
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·173 syf.··
2018 45. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mart 2018 16:20
Bir insan niçin yazar niçin yazmak ister ve okur neyi bekler .Sartre kitapları varoluşçuluk ile dolu düşünce ırmağı içinde gayet keyifle okutturur yazdıklarını. Bir insan yazmaya karar verdi mi gerçeği yanında düşleri ile yaşatarak ve bir zümrenin değil halkın kalemi,sözcüsü olması gerek ..eğer yazmaya karar verdi ise artık okuyucu onun üzerinde kalemine heyecan veren insanlar topluluğudur . İnsan yazmayı kendi EGO’su için değil ,tüm okuyuculara yeni Ufuk açmak dır artık yazarın kalemi Sarte bunu tarihsel süreçlerden alarak ,çok güzel harmanlayarak görsel ve yazısal sanatların birbirine çarptırarak sayfalara doldurmuş . Yazmak özgürlüğün kalemi ise okuyan özgürlüğü yaşamalıdır . Keyifle okunacak kitap ..
Edebiyat
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2020 12. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 29 Şubat 2020 19:29
Jean-Paul Sartre'dan Edebiyat Nedir'i okudum. Sartre okumanın en çok hiçbir şey anlamamasını seviyorum. Bazen tam anlamıyla hiçbir şey anlamıyorum. Bu böyle 20-30 sayfa sürüyor, sonra birkaç paragraf kendini açıyor. İşte böyle koca kitapta Sartre'ı ancak birkaç sayfada dengim olarak görüyorum Hadsizlikte sınır tanımıyorum Peki niye yazıyoruz? Sartre'a göre -tabi doğru anladıysam (Sartre ve Marx okumak insanın egosunu allak bullak ediyor ) - her kitap bir özgürlük çağrısıdır. Yazar, okuyucuyu özgür olmaya davet eder. Her metin bir çağrıdır. Bugün yazarlar asalak bir sınıfın asalağı olarak yazarlar. Sermaye ondan mevcut dünyayı katlanılabilir hale getirmesini ister. Bir illüzyon yaratır yazar. Aslında kimin için yazdığının farkında değildir. İyi edebiyat çok az okunur, kötü edebiyatsa (hiç okunmaması gerekmesine rağmen) çok okunur, der Sartre. Ne zaman yazar sınıfın yanında yer alır, sınıf için yazdığı gerçeğini fark eder, asalak olmaktan vaz geçer o zaman bambaşka bir dünyanın yaratılmasında rolünü oynamış olur. Sartre'ı çok seviyorum, bir şeyler yazacaksam onun edebiyata baktığı gibi bakmaya çalışıyorum. İyi ki şu dünyadan geçtin #jeanpaulsartre #edebiyatnedir #payelyayınları #felsefe #bookstagram #instagram #edebiyat #yazar #neiçin #kitap #book #kitaplık #tavsiyekitap #zorbasahaf #zorbakitapkafe #neokusam #neokumalı
Felsefe
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2022 47. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2022 04:52
Jean-Paul Sartre Edebiyat Nedir? Sorusuna, üç konu başlığı altında, daha doğrusu üç soruyla açıklık getiriyor eserde: 1) Yazmak Nedir? 2) Niçin yazıyoruz? 3) Kimin İçin Yazıyoruz? Bu sorulara cevap vermekle birlikte, kendi deyimiyle "ozan"ın edebiyatla ilişkisini, kimi zaman bir ressamın resmiyle, kimi zamansa bir müzisyenin müziğiyle olan ilişkisiyle karşılaştırıyor. Ayrıca bir kitabın ancak bir okuyucu onu okuduğu zaman var olduğunu, kitabın varlığını okuyucunun okumasıyla oluşturduğunu savunuyor. Teşbih yerindeyse, onun penceresinden bakıldığında okunmamış bir kitap; hayata geçmemiş bir plan, henüz doğmamış bir bebek ve yürünmemiş bir yol gibi. Yani özünde, işlevini henüz gerçekleştirmemiş her şey demek. Bununla birlikte her okuyucu kendi yeteneği yani algı seviyesine göre bir şeyler alır kitaptan ve ona göre oluşturur düşünce dünyasında imgeleri. Yani okuyucu eserde yazarın yazdığından fazlasını da, eksiğini de bulabilir. Yanı sıra yazarların kendi kitaplarını asla bir okuyucu gibi okuyamayacağının da altını çiziyor. Çünkü yazar kendi yapıtında kendisini neyin beklediğini bilir ve yazdıklarını okurken ona yeni biçimler ve anlamlar yükleyemez. Tüm bunların akabinde, Sartre dönem dönem yazarları, yazınları ve okuyucuları da inceliyor eserde. Yani edebiyatın kendi dönemine gelene kadar ki süreçlerini değerlendiriyor okuyucu için. Kilise ve Krallık'ın etkili olduğu 12. yy., kentsoylular ve soyluların etkili olduğu 17. yy., baskıların yavaş yavaş kırılmaya başladığı 18. yy. ve yazının her türlü öğretiden bağımsız olduğu 19. yy.. En çok 12. ve 17. yy. yazarlarına ve yazınlarına veryansın ettiğini görüyoruz Sartre'ın. Oldukça derinlemesine inilmiş bir eser. Sessiz ve sakin bir ortamda kendini vererek okunması gerekenlerden. Kitapla kalın her dem...
Edebiyat
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma
Puan vermedi·269 syf.··
2019 95. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2019 17:07
1950li yıllar edebiyat ortamına ışık tutan aynı zamanda edebiyatla ilgilenen kişilere kaynak oluşturan bir kitap.Edebiyatın ne olduğunu ve ne olmadığını, ne olması gerektiğini ve ne olması gerekmediğini sorgulayan herkesin okuması gerekten başyapıtlardan birisidir Sartre'ın "Edebiyat Nedir?" adlı kitabı... kitabın sonuna geldiğinde herkesin inkar edemeyeceği bir tat kalır dilde ve zihinlerde... Bir felsefeciden, edabiyatın yapıtaşlarını, katmanlarını, içerisini-dışarısını, kenarını ve de köşesini öğrenmek bir ayrıcalıktır! Bu kitap, işte bu ayrıcalığı okuyanlarına sunuyor. Sıkılabilirsiniz, ama sıkılmadan okumaya devam ettiğiniz vakit işinize yarar bilgilerle donandığınızı fark edeceksiniz. İyi okumalar. Başka bir kitapta görüşmek üzere Sartre.
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma
Puan vermedi·173 syf.··
2018 6. kitabı
Yazının ne olduğunu, niçin yazma eyleminde bulunulduğunu, yazmanın aslında nasıl gerçekleşmesi gerektiğini, okumanın ne olduğunu, okur-eser ve yazar ilişkisini müthiş bir bilgelikle bizlere aktaran bu eser, Sartre'nin Nobel Ödülü'ne nasıl layık görüldüğünü gösteriyor aslında. Her kelimesi ayrı bir özenle seçilmiş bu eser, zihni zorlayan ancak okudukça zihindeki karanlıkları aydınlığa eriştirecek bir güç ve yapıya sahip. Eğer yazmayı ve okumayı ciddi anlamda seviyorsanız bu kitabı kütüphanenizin baş köşesinde bulundurmanızı tavsiye ederim.
Edebiyat
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2023 17. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2023 05:50
Jean-Paul Sartre'ın "Edebiyat Nedir?" eseri, edebiyatın özünü ve amacını anlamak için önemli bir çalışmadır. Bu eserde Sartre, edebiyatın insanın varoluşunu anlamak ve ifade etmek için bir araç olduğunu savunur. Edebiyat, insanın özgürlüğünü ve sorumluluğunu yansıtan bir sanattır. Sanatçı, eserleriyle insanların gerçekliği sorgulamasına ve dünyaya farklı bir bakış açısıyla yaklaşmasına yardımcı olur. Sartre, edebiyatın özgürlük ve seçim üzerine bir laboratuvar gibi çalıştığını ifade eder. Edebiyata ilginiz varsa, ya yazmak istiyorsanız, size edebiyatın ne olduğunu ve yazma nedeninizi size hatırlatacaktır. Okumanızı tavsiye ediyorum.
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma
Puan vermedi·173 syf.··
Beğendi
·
2016 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Ocak 2016 19:51
Bu kitap özellikle kendini sorgulayan yazarlar için oldukça yol gösterici. Yazarlar ne için yazar, hangi amaca hizmet eder ve kim için yazarlar sorularının cevabını Sartre vermeye çalışmış. Yaptığı çalışma çok detaylı olmamasına rağmen meramını bu kısa incelemede oldukça iyi biçimde anlatmış. Yazarlar ve edebi inceleme meraklıları için yol gösterici bir eser olmuş. Zira yazın tarihini de kısaca "yazma eylemi, toplum, kültür" açılarından irdelemiş. Özellikle edebiyatla ilgilenenlere tavsiyemdir. Elbette her satırında Sartre'ın varoluşçuluğunu, muhalif tavrını ve gerçeklerle dolu çok isabetli belirlenimlerini bulacaksınız.
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma
4/10
·173 syf.·
Kitabın içinde Harika bilgilerin olduğu besbelli. Fakat tercüme eden öyle kötü yapmış ki bu işi bir şey anlaşılmıyor. Kelime seçimleri hem anlaılmayı zorlaştırıyor hem de kitaptan soğutuyor insanı. İm, yazın, imlem, savsözü, yazının ereği, yontu gibi...
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma
Puan vermedi·173 syf.··
2017 7. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2017 16:23
Jean-Paul Sartre deyince aklımıza her zaman Varoluşçuluk gelir. ''Edebiyat Nedir?'' Jean-Paul Sartre'ın bu bağlamda edebiyat kavramını masaya yatırıyor. Kitabın başını sonundan daha faydalı buldum.
Edebiyat
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma
9/10
·173 syf.··
Beğendi
·
2018 67. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 01 Ağustos 2018 12:30
Güzel bir inceleme yazısı alperbese.blogspot.com/2011/09/sartrei...
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015492 okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.