Edebiyat Üzerine

Jean-Paul Sartre
Tahmini Okuma Süresi:
4 sa. 52 dk.
Sayfa Sayısı:
172
Basım Tarihi:
Şubat 1967
Yayınevi:
De Yayınevi
Orijinal Adı:
Fransızca: Quest-ce que la littérature?
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Puan vermedi·280 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2026 20:28
Jean-Paul SartreBulantı kitabıyla tanıdım ve bu eseri Kült eserlerden birisidir. Edebiyat Nedir? eseri Deneme türünde olup; özellikle bir şeyler yazmayı seven insanlar için " yazmak nedir?, neden yazılır?, kimin için yazılır? gibi alt başlıklarla yazma kavramı ile ilgili görüşlerini - yaşadığı dönemin şartlarına özellikle değinerek, geçmişe giderek- dile getiriyor. Yazar olmak isteyenler bu kitaptan faydalanabilirler
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2018493 okunma
6/10
·280 syf.··
2025 33. kitabı
20. yüzyıla baktığımızda, fikirlerini sakınmama açısından dönemin en etkili düşünür ve yazarları arasında Jean-Paul Sartre'ı görürüz. Yazarlık kariyerinde, edebiyatı her zaman bir savaş olarak görmüştür ve özgürlüğü hissetmek için yazar. Ona göre kendisi ve dönemindeki diğer edebi kişilikler, özgürlük mücadelesinde birer savaşçı ve sözcüdür; okuru tam özgürleşme sürecine taşırlar. Yüzyılın başında edebiyat alanında yaşanan dil bunalımını iyi analiz eder ve bunu şiirsel bir bunalım olarak değerlendirir. Onun gözünde bu bunalım, etkilerini yazarların kişiliklerinden net bir şekilde kurtulmasıyla gösterir. Deneyimli yazara göre şairler sözcükleriyle bir nesne yaratırlar; yazarlar ise kendilerini söylemde gösterir ve nesneleri adlandırırlar. Dil, edebiyat alanında bir kabuk görevi görür ve edebiyat çevresini diğer insanlara karşı korur. Jean-Paul Sartre edebiyat kavramını üç farklı kategoride değerlendiriyor. "Yazar", "Yazarın görevi" ve "Okurun konumu" olarak Sartre açısından üç farklı edebiyat yorumu görüyoruz. Ağır bir üslup sizleri bekliyor, Sartre düşüncelerinizi aydınlatacak görüşlerle karşınıza çıkıyor. Ona göre, yazarın tüm işi sözcüklerin getirdiği anlamlarladır. Üslup da yazarın en büyük yardımcısıdır. Sözcükler, yazarı kendi benliğinden koparıp tüm dünyaya savurmaktadır. Şairlerse sözcükleri bir "şey" olarak görmekte ve dizeleriyle bir "nesne" yaratmaktadır. Şiirin güdümlü olmasını istemeyi budalalık olarak niteler. Düzyazı yazarın duygularını sergilediği ölçüde edebiyatı ve okurları aydınlatır, şairler ise tutkularını dizeye yansıttığında, sözcğkler bu tutkuları alır ve şiir bir nesneye dönüşür. Sartre için edebiyatta düzyazı yazarı yararcıdır. Ona göre yazmak, yazar için bir eylemdir ve yazar yazdıklarıyla açığa çıkarmakta, toplumu değiştirmektedir. İkinci
Edebiyat
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2018493 okunma
8/10
·280 syf.··
Beğendi
·
2021 13. kitabı
Sartre'nin ikinci dünya savaşı yazarı olması, aslında yeni bir devri başlatan yazarlar arasında olmasını da sağlamıştır. Sartre Kentsoylu bir Fransız yazardır, ama kitabında Kentsoylu sınıfın artık asalaklaştığını söyleyerek gönül rahatlığıyla bu sınıfın içinde kalamam demiştir. Bu durum sartre'nin yaşadığı dönemin bilincine vardığını ve edebiyatın gerektirdiği yerde durduğunu gösterir. Çünkü Sartre'ye göre edebiyat özgürlüktür ve ezilen sınıfın yanında olmak gerekir. Sartre aynı zamanda 17. Yy'den başlayarak 20. Yüzyıla kadar bir edebiyat, kültür ve toplum incelenmesi yaparak, eleştirmen nasıl olunuru göstermektedir. Beni en çok etkileyen ise gerçeküstücülere getirmiş olduğu eleştirilerdir. Sartre yazmak nedir ve ne için yazılırdan başlayarak, kitabı baştan sona gerçek bir edebiyat kültü haline getirir. Aynı zamanda kitapta pek çok büyük yazardan bahsedilerek, aslında bize nereden okumaya başlamamız gerektiğini de çaktırmadan gösterir. Benim şahsen sartre'nin yönlendirmesi sonucu bir sonraki durağım, Schopenhauer'in 'İsteme ve Tasavvur Olarak Dünya' adlı eseri olacak. Herkese iyi okumalar.
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2018493 okunma
Puan vermedi·173 syf.··
2018 45. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mart 2018 16:20
Bir insan niçin yazar niçin yazmak ister ve okur neyi bekler .Sartre kitapları varoluşçuluk ile dolu düşünce ırmağı içinde gayet keyifle okutturur yazdıklarını. Bir insan yazmaya karar verdi mi gerçeği yanında düşleri ile yaşatarak ve bir zümrenin değil halkın kalemi,sözcüsü olması gerek ..eğer yazmaya karar verdi ise artık okuyucu onun üzerinde kalemine heyecan veren insanlar topluluğudur . İnsan yazmayı kendi EGO’su için değil ,tüm okuyuculara yeni Ufuk açmak dır artık yazarın kalemi Sarte bunu tarihsel süreçlerden alarak ,çok güzel harmanlayarak görsel ve yazısal sanatların birbirine çarptırarak sayfalara doldurmuş . Yazmak özgürlüğün kalemi ise okuyan özgürlüğü yaşamalıdır . Keyifle okunacak kitap ..
Edebiyat
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015493 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2020 12. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 29 Şubat 2020 19:29
Jean-Paul Sartre'dan Edebiyat Nedir'i okudum. Sartre okumanın en çok hiçbir şey anlamamasını seviyorum. Bazen tam anlamıyla hiçbir şey anlamıyorum. Bu böyle 20-30 sayfa sürüyor, sonra birkaç paragraf kendini açıyor. İşte böyle koca kitapta Sartre'ı ancak birkaç sayfada dengim olarak görüyorum Hadsizlikte sınır tanımıyorum Peki niye yazıyoruz? Sartre'a göre -tabi doğru anladıysam (Sartre ve Marx okumak insanın egosunu allak bullak ediyor ) - her kitap bir özgürlük çağrısıdır. Yazar, okuyucuyu özgür olmaya davet eder. Her metin bir çağrıdır. Bugün yazarlar asalak bir sınıfın asalağı olarak yazarlar. Sermaye ondan mevcut dünyayı katlanılabilir hale getirmesini ister. Bir illüzyon yaratır yazar. Aslında kimin için yazdığının farkında değildir. İyi edebiyat çok az okunur, kötü edebiyatsa (hiç okunmaması gerekmesine rağmen) çok okunur, der Sartre. Ne zaman yazar sınıfın yanında yer alır, sınıf için yazdığı gerçeğini fark eder, asalak olmaktan vaz geçer o zaman bambaşka bir dünyanın yaratılmasında rolünü oynamış olur. Sartre'ı çok seviyorum, bir şeyler yazacaksam onun edebiyata baktığı gibi bakmaya çalışıyorum. İyi ki şu dünyadan geçtin #jeanpaulsartre #edebiyatnedir #payelyayınları #felsefe #bookstagram #instagram #edebiyat #yazar #neiçin #kitap #book #kitaplık #tavsiyekitap #zorbasahaf #zorbakitapkafe #neokusam #neokumalı
Felsefe
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015493 okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2022 47. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2022 04:52
Jean-Paul Sartre Edebiyat Nedir? Sorusuna, üç konu başlığı altında, daha doğrusu üç soruyla açıklık getiriyor eserde: 1) Yazmak Nedir? 2) Niçin yazıyoruz? 3) Kimin İçin Yazıyoruz? Bu sorulara cevap vermekle birlikte, kendi deyimiyle "ozan"ın edebiyatla ilişkisini, kimi zaman bir ressamın resmiyle, kimi zamansa bir müzisyenin müziğiyle olan ilişkisiyle karşılaştırıyor. Ayrıca bir kitabın ancak bir okuyucu onu okuduğu zaman var olduğunu, kitabın varlığını okuyucunun okumasıyla oluşturduğunu savunuyor. Teşbih yerindeyse, onun penceresinden bakıldığında okunmamış bir kitap; hayata geçmemiş bir plan, henüz doğmamış bir bebek ve yürünmemiş bir yol gibi. Yani özünde, işlevini henüz gerçekleştirmemiş her şey demek. Bununla birlikte her okuyucu kendi yeteneği yani algı seviyesine göre bir şeyler alır kitaptan ve ona göre oluşturur düşünce dünyasında imgeleri. Yani okuyucu eserde yazarın yazdığından fazlasını da, eksiğini de bulabilir. Yanı sıra yazarların kendi kitaplarını asla bir okuyucu gibi okuyamayacağının da altını çiziyor. Çünkü yazar kendi yapıtında kendisini neyin beklediğini bilir ve yazdıklarını okurken ona yeni biçimler ve anlamlar yükleyemez. Tüm bunların akabinde, Sartre dönem dönem yazarları, yazınları ve okuyucuları da inceliyor eserde. Yani edebiyatın kendi dönemine gelene kadar ki süreçlerini değerlendiriyor okuyucu için. Kilise ve Krallık'ın etkili olduğu 12. yy., kentsoylular ve soyluların etkili olduğu 17. yy., baskıların yavaş yavaş kırılmaya başladığı 18. yy. ve yazının her türlü öğretiden bağımsız olduğu 19. yy.. En çok 12. ve 17. yy. yazarlarına ve yazınlarına veryansın ettiğini görüyoruz Sartre'ın. Oldukça derinlemesine inilmiş bir eser. Sessiz ve sakin bir ortamda kendini vererek okunması gerekenlerden. Kitapla kalın her dem...
Edebiyat
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015493 okunma
Puan vermedi·269 syf.··
2019 95. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2019 17:07
1950li yıllar edebiyat ortamına ışık tutan aynı zamanda edebiyatla ilgilenen kişilere kaynak oluşturan bir kitap.Edebiyatın ne olduğunu ve ne olmadığını, ne olması gerektiğini ve ne olması gerekmediğini sorgulayan herkesin okuması gerekten başyapıtlardan birisidir Sartre'ın "Edebiyat Nedir?" adlı kitabı... kitabın sonuna geldiğinde herkesin inkar edemeyeceği bir tat kalır dilde ve zihinlerde... Bir felsefeciden, edabiyatın yapıtaşlarını, katmanlarını, içerisini-dışarısını, kenarını ve de köşesini öğrenmek bir ayrıcalıktır! Bu kitap, işte bu ayrıcalığı okuyanlarına sunuyor. Sıkılabilirsiniz, ama sıkılmadan okumaya devam ettiğiniz vakit işinize yarar bilgilerle donandığınızı fark edeceksiniz. İyi okumalar. Başka bir kitapta görüşmek üzere Sartre.
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015493 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2022 45. kitabı
"Kitap yazacam ve edebi nitelik taşıyacak bu kitap." gibi çılgın bir niyetiniz varsa, pek fazla şey söyleyemem size. Tabii hayal dediğin şeyin içinde uçmak, ışın kılıcı kullanmak, süper kahraman olmak oluyorsa edebiyat yapmak da gayet olabilir. Şaka şaka ama şaka bir yana bu edebiyat dediğimiz şey öyle sağdan soldan kelimeleri toparlayıp, üstüne de cümle kurarken biraz devrik hale getirip kitapçı raflarına yerleştirilirken kitabı, bulunduğu rafın üstüne "edebiyat" yazmak değil. Hele günümüzün en popüler akımı olan Edebiyat-ı Meşrubat hiç değil. Kitaba gelecek olursak; Edebiyat nedir, Neden yazılır, kime yazılır başlıklarını derinlemesine ve yoğun bir şekilde işliyor Sartre. Son bölümde de Edebiyatın durumunu inceliyor. Sakin ve sessiz bir şekilde okunması gerekiyor kitabın. Öyle paralel okuma diye adlandırılan bir saçmalığa alet edilecek kitap değil. Kapanış.
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2018493 okunma
Bakalım "Edebiyat" ne imiş?
Puan vermedi
Edebiyat Nedir? Kimisine göre geveze, kimisine göre yaşamış en büyük filozof, kimisine göre edebiyatçı, kimisine göre de ettiği parlak lafların altını dolduramayıcı bir taklacı… O bir filozof, hiç şüphe yok ama bence bir psikolog da. Bu yanı daha az vurgulanıyor. O kendisini fenomenolog olarak tanımlayadursun, insanlar arası ilişkiye getirdiği en mühim yenilikle özne-nesne düalizmini harika bir şekilde özetleyen, özgürlüğe bakışıyla, eylemciliğe vurgusuyla yeni bir hayat felsefesi ortaya koyan ama en önemlisi Varoluşçuluk deyince ilk akla gelen adam Jean Paul Sartre… “Edebiyat Nedir?” kitabı edebiyat yapmayı seven bir filozofun yazacağı cinsten. Gerçekten çok heyecan verici tespitleri var, bir kısmına katılmasam da. Bence yazar okura özgürlük veriyor değildir, esir alıyordur onu. Bu bir örnek tabii… Tabii tipik Sartre gevezeliği de yok değil. Özellikle kitabın sonları yaklaştıkça artan bir iki yüzyıllık yazar ve okur kıyaslamasını sınıfsallık üzerinden yaptığı bölüm benim için heyecan verici değildi ama tabii Sartre gibi adamların gevezeliğini dinlemek bile keyiflidir. Bulantı’yı okuyup seven birisi için bu kitap iyi bir deneyim olabilir.
Edebiyat & Roman
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2018493 okunma
Puan vermedi·173 syf.··
2018 6. kitabı
Yazının ne olduğunu, niçin yazma eyleminde bulunulduğunu, yazmanın aslında nasıl gerçekleşmesi gerektiğini, okumanın ne olduğunu, okur-eser ve yazar ilişkisini müthiş bir bilgelikle bizlere aktaran bu eser, Sartre'nin Nobel Ödülü'ne nasıl layık görüldüğünü gösteriyor aslında. Her kelimesi ayrı bir özenle seçilmiş bu eser, zihni zorlayan ancak okudukça zihindeki karanlıkları aydınlığa eriştirecek bir güç ve yapıya sahip. Eğer yazmayı ve okumayı ciddi anlamda seviyorsanız bu kitabı kütüphanenizin baş köşesinde bulundurmanızı tavsiye ederim.
Edebiyat
Edebiyat Nedir?Jean-Paul Sartre · Can Yayınları · 2015493 okunma

Yazar Hakkında

Jean-Paul SartreYazar · 60 kitap
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. 1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943). 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur. 1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir. Sartre'ın Varoluşçuluğu: Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir. Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur. Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir. Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır. Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır. Bulantı Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir. Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir. Varoluşçu Marksizm Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre. Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır". Sartre ve Aydın tavrı: Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir. Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır. Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır. Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.