İnsan ilk buluşmalarda uzuvlarının görgüsünü, kıyafetinin zarafetini, duruşunun asaletini ve sözlerinin kararlılığını muhatabına eksiksiz bir biçimde sunabilmeliydi. Aynı zamanda bulutların sadeliği ve yağmurların doğallığı kadar özgün olmalıydı bu sunuş. Esasında erkekler, bir kadınla buluşmaya giderken kılık kıyafetinden çok insanlığını düzeltmeliydi. Çünkü kadınların çoğu vahşi hayvanlardan korkarlar. Grand tuvalet
kıyafetler, yıldız kümesi gibi parlayan rugan ayakkabılar, yaşlılığı gizleyen jöleli saçlar, gönül okşayan ıtriyatlar ilk buluşmada
olumlu bir izlenim bırakarak ilişkinin başlamasında büyük bir rol oynasa da, dışı bakımlı olan bu erkeğin kişiliğinde vahşi bir
hayvan gizlenmiş olabilirdi. Sıradan insanlar görünüşle tuzağa düşürülürdü. Oysa en güzel kalpler yağlı gömleklerin altında bulunurdu. Dış görünüş bir ilişkiyi başlatmaya yetebilirdi, fakat devam ettirebilmek için hassas bir ruh ve incelikle bezenmiş bir kalp gerekirdi ve o, ne yazık ki ilk bakışta bilinemezdi.
Genç Seneca, Roma'da Stoa felsefesinin belki de en güçlü temsilcilerinden biridir. (...) Günümüzde de Stoa felsefesine dair tartışmalarda adı sıklıkla geçmektedir. Yaşamında bu ilkeleri ne kadar uyguladığı sorgulansa da yazılarında Stoayı ve Stoa etiğini açık bir şekilde aktarmıştır.
Sayfa 14 - Doğu Batı Yayınları, 3. Baskı: Eylül 2025
Düşünceyle yaşam arasındaki mesafe ne kadar daralırsa; şikayetin yerini eyleme, yargının yerini empatiye, kibrin yerini olgun bir anlayışa bırakma ihtimali bir o kadar güçleniyor.
Birileri size bir öykünün neyle ilgili olduğunu söylerse, muhtemelen haklıdırlar. Öykünün yalnızca bununla ilgili olduğunu söylerse, kesinlikle yanılıyorlardır.