Her şeyin bir fiyatı vardır. Size huzur verdim diyenler bizden ne aldıklarını da söylesinler. Onların sahte huzurlarıyla avunmadığımızı, çanak yalamaktan hoşnut olmayacağımızı ve surat asmak hakkımız dediğimizi bilsinler.
Karşısındaki on birsuratın çizgileri farklı farklıydı, ama hepsinde ortak olan bir başka şey vardı. Ne renk, ne
de biçimdi bu. Ama bir ortak paydaydı. İfadelerinde eriyen, suratları surat olmaktan
çıkarıp oval biçimde boş et kümeleri haline getiren bir şey. Roark herkese hitap ediyordu.
Ama hiç kimseye hitap etmiyordu. Hiçbir cevap alamadığını biliyordu. Kendi sözlerinin bîr
kulak zarına çarpıp yankılanışını bile duyamıyordu. Sözleri bir kuyuya düşüyor, inerken
kuyunun taşlarına çarpıyor, taşlar o sözleri durdurmayı reddediyor, bir başka taşa
fırlatıyor, var olmayan dibi bulmaya yolluyordu
Sus, kimseler duymasın.
Duymasın ölürüm ha.
Aydım yarı gecede
Yeşil bir yağmur sonra...
Yağıyor yeşil.
En uzak, o adsız ve kimselersiz,
O yitik yıldızda duyuyor musun?
Bir stradivarius inler kendi kendine,
Yayı, reçinesi, köprüsü yeşil.
Önce bendim diyor ve sonra benim...
Ölümsüz, güzel ve çetin.
Ezgisidir dolaşan bütün evreni,
Bilinen, bilinmeyen ıssızlıkları.
Canımı, tüylerimi sarmada şimdi
Kendi rüzgarıyla vurgun...
Sarıyor yeşil.
Rüya, bütün çektigimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram...
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can.
Çatladı yüreği çakmaktaşının,
Ağıyor gök kuşaklarının serinliğinde
Çağlardır boğulmuş bir su...
Ağıyor yeşil.
Aydım yarı gecede,
Neron, çocuk kitaplarında çirkin bir surat,
Ve Sezarsa, bir ad, yıkıntılarda.
Ama hançer taşı sanki
Koca Kartaca!
Hani, kibrit suyu vermişlerdi üstüne
Bak nasıl alıyor, yigit,
Binlerce yıl da sonra
Alıyor yesil.