Nazariyat (theoria)" itibariyle "şuur", "üç'e dür'ü'l'ü'dür"; "suret'in, kendi'ni işit'me'si" itibariyle "şuur", "suret'in, kendi'ni gör'me'si" itibariyle "şuur" ve "suret'in, kendi'ni seyr'et'me'si" itibariyle "şuur".
Zihni, fikri, kalbî yol ayrımına hepimiz güçlü bir şekilde hazır halde olmalıyız. Korkulara yenik düşersek her cazip olanı konfor uğruna kabullenmiş olacağız. "Deccaliyet Dönemi" işte bu.. Bir suret beklemenize gerek yok. Bir yaratık beklemenize de gerek yok. 'Yapay Zekâ' ile 'Yapay Tanrı' bile icat edilebilecek. Yapay Zekâ'nın kendisini o şekilde yansıtacaklar zamanla. Deccalî yaratıkların bu sistem..
“Sen Hakk’ın sureti ve Hak da senin ruhun olduğu cihetle sen Hakk için cismanî bir suret gibisin, O da senin cesedinin suretini sevk ve idare eden bir ruh gibidir. Bu tarif senin hem zâhirini, hem de bâtınını içine alır. Çünkü cesedi sevk ve idare eden ruh ondan ayrılmakla cesedin sureti insan olarak bâki kalmaz. Fakat onun hakkında; o, insan suretine benzeyen bir surettir denilir. Şu halde o suret ile taştan ve ağaçtan yapılmış olan insan sureti arasında fark yoktur. Böyle suretlere insan sureti denilmesi hakikat yönünden değil, ancak mecaz yoluyladır.
Yalanıma inandığım dönem, hakikate ayıldığım döneme kıyasla çok daha huzurlu geçti diyebilirim. Bu tür yalanlara inanmak herkese iyi gelir, üstüne bir de son derece akıllıcadır. İçinde bulunduğumuz durumu yüceltmek suretiyle, sıkıcı hayatlarımızın katlanılır olduğuna inanmamız, bizi kati intiharlardan uzak tutmak için olmadık oyunlar geliştiren aklımızın icat ettiği zekice bir çözüm değil midir zaten? Hayatı kendimize biçilmiş kaftan misali kuşanıp, çevremizdeki zavallıların haline dertlenerek yaşarken; o zavallıların da bizim için benzer duygular beslediğini bilmezden gelmeyi tercih ederiz. Bu yüzden bir otobüste karşı karşıya oturan yaşlı bir adamla genç bir delikanlı birbirine karşı yalandan bir şefkat ve sahici bir nefret besler. Delikanlı yaşlı adama bakıp, onun ömrünün son günlerini yaşamakta olduğunu düşünerek kendi önünde uzayan yıllara şükrederken; yaşlı adam da delikanlının yaşındayken dünyadan habersiz bir avanak olduğunu hatırlamayı ve yaşının getirdiği olgunluğa minnet duymayı tercih eder. Ama ikisi de hatırlattığı hakikatlerden ötürü aslında için için nefret eder bir diğerinden. Biri diğerinde kendi sonunu görürken, öbürü de kaybettiklerini seyreder. İki suret de ölümün sinsi gölgesiyle lekelidir ama delikanlı da yaşlı adam da gördüklerini görmemiş sayıp mukayeseden avantajlı taraf olarak çıkmış olmanın keyfini sürmeyi tercih eder. 
Mahlukatın her nev'ine, her ferdine ve o nev'e ve o ferde müretteb olan âsâr-ı mahsusasını müntic ve istidad-ı kemaline münasib bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nevi' müteselsil-i ezelî değildir. İmkân bırakmaz. İnkılab-ı hakikat olmaz. Mutavassıt nev'in silsilesi devam etmez. Tahavvül-ü esnaf inkılab-ı hakaikın gayrısıdır. Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekât-ı mütehavvile-i hâdiseden tecerrüd etmediğinden hudûsu muhakkaktır. Kuvvet ve suretler, araziyetleri cihetiyle enva'daki mübayenet-i cevheriyeyi teşkil edemez. Araz cevher olamaz. Demek enva'ının fasîleleri ve umum a'razının havass-ı mümeyyizeleri, bizzarure adem-i sırftan muhtera'dırlar. Silsilede tenasül, şerait-i âdiye-i itibariyedendir.