"Şehrin en uzak ucundan bir adam koşarak geldi ve 'Ey kavmim!' dedi, 'Bu elçilere uyun! Sizden hiçbir karşılık beklemeyen ve kendileri doğru yolda olan bu kimselere uyun!"
Yasin Suresinin bu 20 ve 21. ayetlerinden alıyor ismini kitap. İnananlardan biri olan, şehre gelen elçileri taşlamaya, öldürmeye karar veren halkı durdurmak için şehre en uzak kalan yerden, evinden koşarak gelen Habib-i Neccar'ın kıssasıdır. (Yasin Suresinin 13-29 ayetlerinde anlatılır bu kıssa.)
Şöyle diyor kitabın daha başlarında yazar: "O adam bizim şehrimize de koşarak gelse diyorum bazen. Gelse ve yanımıza otursa. Bize hayatı anlatsa. İyilikten söz etse, gökyüzünden gelen kutlu sözleri hatırlatsa sabırla." Ne kadar da doğru diyor değil mi? Ne hoş olurdu, şu zamanda bir hatırlatıcı, şehrin en uzak yerinden kan ter içinde koşarak gelip bizi doğruya çağıran bir hatırlatıcı ne de iyi olurdu şu çağda... Ama biliyor musunuz, bu hatırlatıcı siz olabilirsiniz. Kendinize şehrin bir ucundan koşarak gelen bir adamı beklemeden hatırlatabilirsiniz. O halde bu kitabı elimize alalım ve hatırlayalım...
Öncelikle düşüncelerimi belirtmekle başlayayım izninizle. Kitabı beğendim, verdiğim puandan da belli oluyordur zaten. O kadar yüreğime işledi ki değinilen konular, puan kırmaya elim gitmedi. Deneme türünde okuduğum çok fazla eser olmadı, bu türde bilgi birikimimin çok fazla olduğunu söyleyemem -hoş, hiçbir türde söyleyemem bunu- ancak okuduğum diğer denemelerden farklı birkaç şey vardı bu kitapta. Cümleler insanın yüreğine işliyor. Hem daralıyorsunuz okurken hem de kalkıp bir şeyler yapmak, değiştirmek, Habib-i Neccar gibi koşmak istiyorsunuz. Farkındalık zihninizi bunaltırken merhametin pamuk elleri dünyaya uzanmak istiyor. İşin inanç boyutu olmadan, hassas bir insansanız, bir insan olarak insana değer