O sene dedeme önemli bir soru sordum :"Aşk nedir?"
Dedem kalktı,kütüphaneden bir kitap çekti.Sonra o kitapta aradığı yeri buldu ve altı tükenmezkalemle çizilmiş bir bölümü okumaya başladı:
"İnsanlar bir zamanlar güçlüymüş.Dört kolları,dört bacakları varmış.O kadar hızlı gidiyorlarmış ki,yeryüzünde hiçbir canlı onlarla başa çıkamıyormuş.Hatta bu kuvvetlerinden cesaretle alıp göğe tırmanmaya,tanrılara karşı koymaya bile yeltenmişler.
Tanrılar aralarında görüşmüş,konuşmuşlar ama ne yapacaklarını pek bilememişler.Bir yandan insanları yok etmek istemiyorlarmış,öte yandan da küstahlığın bu derecesine göz yumamayacaklarına karar vermişler.Sonunda,tanrılar tanrısı Zeus,uzun uzun düşündükten sonra, 'Galiba bir çare buldum,' demiş, 'insanlar hem yerlerinde kalsın,hem de kuvvetten düşüp hadlerini bilsinler.İkiye böleceğim onları,böylece hem zayıf düşecekler hem de sayıları artacağı için daha faydalı olacaklar.'
Bunun üzerine,Zeus insanları ikiye bölmüş," diye tekrarladı dedem, "tıpkı bir meyveyi ikiye böler gibi."
Sonrasını ezberden söyledi.Hikayenin burasını çok sevdiği belliydi: "İşte o zamandan beri,hepimiz kendi parçamızı arıyoruz.O parçayı gördüğümüzde hissettiğimiz şeye de aşk diyoruz."