Ortalamanın Sonu
Kitap, ortalama insan kavramının nasıl ortaya çıktığını ve bir nevi istatistik kavramının insan ile ilgili kararlarda uygulanırken aslında yanılttığını anlatmakla başlıyor. Verimliliği artırmak için tarihsel süreçte keşfedilen buluşlar ve özellikle Taylor'ın hiyerarşik ve standardizasyon ile ilgili katkıları ve sonrasında Quetelet ile beraber bu standardizasyonun insanları da ortalama bir birey varsayarak tüm sistemin, eğitim sistemi de dahil, bu kalıplara göre kurgulandığı anlatılıyor. Herkes gibi ol ama herkesten daha iyi ol, devamlı bir sıralama içinde konumlanmak fikri üzerine birçok kararların(kişilik testleri, üniversite sınavlarına girişler, işe alımlar vs) verildiği hatırlatılıyor. Bu fikirleri çeşitli deneylerle destekleyerek aslında insanların durum ve şartlara göre farklı tavırlar sergileyebildikleri ve asla kimsenin standart olmadığı söyleniyor. Gelecekte ancak bireyselliğe dayalı bir eğitimle başarılı bir toplum olabileceğimiz iletiliyor. Belki bu, günümüzdeki robotics ve dijitalleşme devrimi ile ilişkilendirilse ortalamadan kopmalıyız fikri biraz daha güçlenebilirdi.
Kitabın yaklaşık dörtte üçü neden ortalama diye birşey olmadığını savunurken, son kısımda olması gereken eğitim sistemi ile ilgili öneriler var. İşte bu kısım gerçekten ilgi çekici, çünkü şuanki düzende yavaştan görülen değişimin mantığını anlarken pazılın birkaç parçası yerine oturuyor. Öncelikle not yerine yeterlilik belgesi olmalı deniyor. Günümüzde sertifika veren çok çeşitli online eğitim veren kurum var. Henüz işverenler bu sertifilara göre değil, hala üniversite diplomasına göre iş alımı yapsa da ileride bunun değişmesi gerektiği söyleniyor. Diğer önemli bir konu, hızlı öğrenmekle başarı arasında ilişki olmaması. Bizim gibi OSS gençliği için tüm inandığın ve