Ruhların ve kalplerin tattığı en büyük lezzet ; Allah'ı (s.v.t) bilmek, O'nu birlemek, O'na ibadet etmek ve O'na şükretmektir. Bu insanın göz aydınlığıdır.
Sayfa 48·Kitabı okuyor
“İçinizdekileri açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir" mealindeki ayet inince bu, sahabeye ağır geldi. Resulullah (s.a.v.)'a gelerek dediler ki: "Namaz, oruç, cihat ve zekat gibi, gücümüzün yettiği amellerle mükellef kılındık. Bunları yapabiliyoruz. Fakat bu ayet indirildi. Buna gücümüz yetmez. Rasulullah (s.a.v.) onlara: Sizden önce Ehl-i Kitab olan Hıristiyan ve Yahudiler gibi mi söylemek istiyorsunuz? Onlar "işittik, isyan ettik" demişlerdi. Siz "işittik, itaat ettik" deyin buyurdu. Sahabe "işittik, itaat ettik" deyince, Yüce Allah amenerrasûlü ayetini indirdi. Yüce Allah bundan sonra gelen Allah her şahsı, ancak gücünün yettiği ölçüde mükellef kılar, ayeti ile, Sahabeyi endişelendiren ayeti neshetti.
Sayfa 330 - İz yayıncılık 2013 (kitap)
1K
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
'𝗔𝘀̧𝗶𝗾𝗲̂ 𝗯𝗲̂𝗰𝗲𝗴𝗲𝗿 𝗺𝗲𝗴𝗲𝗿, 𝘀𝗲𝗯𝗿𝗲̂ 𝗷𝗶 𝗰𝗮𝗻 𝘂̂ 𝗱𝗶𝗹 𝗱𝗶𝗸𝗲𝘁 𝗠𝗮𝗻𝗶'𝗲̂ 𝗴𝗲𝗻𝗰𝗶 𝗺𝗲𝗾𝘀𝗲𝗱 𝗲, 𝗵𝗲𝘆𝗯𝗲𝘁𝗲̂ 𝗲𝗷𝗱𝗲𝗵𝗮𝘆𝗲̂ 𝘇𝘂𝗹𝗳 Yanî: Ew aşiq, eger sebrê ji can û dilê xwe jî biket, derdê hîcranê û agirê evînê cegera wî sotî û çu tê nehêlayî; yanî: Tehemula hindê biket ku xwe nêzîkî can û dilê xwe neket, ku dilber yan bi taybetî dêmê wê ye, tiştê wî ji çûna ber bi xezîneyê ve didete paş heybeta zulfên wê yên wekî ejdehayan e, ew di vê malikê da îşaretê didete wê hizr û bîra kevn ewa digot: "Dema xezîneyên giranbiha dihatine veşartin, marekê ejdeha zêrevanî lê dikir." Di vê malikê da, şair dêmê dilberê bi xezîneyeka pirbiha teşbîh diket û dibêjit: Zulfên wekî ejdehayan li dor daliyayine û wî diparêzin, û ji tirs û heybeta wan da aşiq bê ceger sebr û tehemulê diket ku xwe nêzîk neket.
Kurdî
İyilik yapan iyilik bulur Allah katında.
Buhari'nin, Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayetine göre, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: İnsanlara ödünç veren bir adam vardı. Bu adam, alacağını toplamak için gönderdiği adamına: "Darlık içinde olanı görürsen ondan alma. Umulur ki buna karşılık, Allah da bizim günahımızı bağışlar" derdi. Sonra bu adam öldü. Allah onun günahlarını bağışladı.
Sayfa 323 - İz yayıncılık 2013 (kitap)
Alıntı
Kur’an’ın inen son ayeti.
Rabbiniz'e döndürüleceğiniz bir günden korkun. Sonra her şahsa, kazandığı noksansız verilir. Hiç bir haksızlığa uğramazsınız. (Bakara 281) Bu mübarek ayetler Kur'an'ın en son inen ve İslam'ın emir ve yasaklarını özlü biçimde ihtiva eden bu ayet ile sona ermiş ve bu son ayetin inişiyle vahiy kesilmiştir. Bu ayetler, kullara o korkunç günü hatırlatmaktadır. İbn Kesir şöyle der: Bu ayet, Kur'an-ı Kerim'in son nazil olan ayetidir. Hz. Peygamber (s.a.v.), bu ayet nazil olduktan sonra dokuz gün yaşamış, sonra ahirete göçmüştür.
Sayfa 321 - İz yayıncılık 2013 (kitap)
Alıntı
Her zaman en iyisini bilen en iyisini yapan olmaz demek ki
Ben jonson, Roma tarihini derinliğine ve ayrıntılı olarak bilir. julius Caesar, Antony and Cleopatra ve Coriolanus gibi Roma oyunlarını yazarken tek kaynağı Plutarkhos'un yaşamöyküleri olan Shakespeare'den farklı olarak, Ben janson tarıh açısından yanılgılara düşmez, anakronizmler yapmaz. (Örneğin suikastçtiarın toplandıkları sahnelerde çalar saatler gece yarısı çalmaz, Romalılar şapka giymez, v.b.) Ayrıca Ben janson eski Yunanlı ve Romalı yazarların kurallarına, yani tragedya ile komedya sahnelerinin birbirine karışmamalarına; zaman, yer ve konu birliğine sıkı sıkıya bağlı kalır. Gelgelelim Shakespeare'in Roma oyunlan olanca canlılıklarıyla hala okunur ve sahneye konurken, hatta filmleri yapılacak kadar geniş halk kitleleri tarafından tutulurken; Ben janson'ın gene Shakespeare'den farklı olarak klasik kurallara uygun Roma oyunları, T. S. Eliot'un deyimiyle, ukalaca bir bilgi birikiminin yükü altında çoktan batmış, çoktan unututup gitmiştir.