Erbakan'ın tutkuyla savunduğu ve "İslâm Ortak Pazarı"nın temeli gördüğü D-8 Projesi de askerleri ürkütüyordu. Askerler gezi başlamadan önce, 9 Ağustos'ta Erbakan'a bir rapor vererek, İran ile yapılması planlanan doğalgaz anlaşmasının imzalanmamasını istediler. Erbakan, bu telkinleri dinlememeyi seçti. Bu bağlamda yapılan İran gezisi sadece askerleri değil, ABD'yi de kızdırdı. Gezi başlamadan üç gün önce ABD Dışişleri sözcüsü Bums, "Bu tür temaslar yarar sağlamaz" mesajı vermişti. Erbakan 11 Ağustos'ta Tahran'da, "Devlet istihbaratının, Suriye ve İran'ın PKK'ye verdiği desteğe ilişkin bilgilerinden şüphe duyduğunu" bildirmişti. Yine ABD'nin terörist devletler listesinin başında olan Libya'ya yapılan gezi, Erbakan için kabusa dönüştü. Kaddafi'nin gezide verdiği mesajlar karşısında iyice sıkışan, tepki göstermeyen Erbakan'ı dönüşünde de öfkeli bir kamuoyu bekliyordu. CHP, ANAP ve DSP, Erbakan ve Hükûmet hakkında gensoru önergesi vererek olayın üzerine gittiler.
Sayfa 429·Kitabı okudu
İlk defa eve gazeteciler doldu. Meraklı suallerine çok az cevap verdim. Beş gün, beş gecedir hiç uyumamıştım. Gece istirahate çekildim, uyuyordum... Saat 23'te dairemin kapısı hem vuruldu hem de bağrışmalar vardı. Eşim yataktan firlayıp kapıyı açtı. Derhal görülen manzara şuydu... Beş tane Kurmay Sb. (Yb. rütbesinde) karımın göğsüne 5 adet Tomson dayamışlar, beni istiyorlardı. Hemen pijama ile kapıya gittim, silahları bana tevcih ettiler. Apartmanın içi Tomsonlu subaylarla dolu idi. Buna neden lüzum vardı anlayamadım. Beni tevkif etmeye gelenler arasında Kur. Yb. Necip Torumtay da vardı. Akademiyi beraber okumuştuk. Yassıada irtibat bürosunda çalışmıştı. Bizimle birlikte yeminli subaylar arasında idi. Bana karşı o geceye kadar çok hürmetkâr idi. Fakat ne olmuştu, canavar kesilmişti, hiçbir isteğimi yerine getirmek istemiyor, dışarda kar yağdığı halde beni pijama ile sürükleyip kapıda bekleyen jipe bindirmek için uğraşıyordu. Kendisine aynen şu cevabı verdim. “Ben henüz Türk Ordusu'nun bir albayıyım, giyinmeden hiçbir yere gitmem. Hem bu gibi muamelelere ne gerek vardı, telefon dahi etseydiniz istediğiniz yere gelirdim" dedim. Her türlü ısrarlara rağmen kapı önünde zorla elbisemi giydim. Evde eşim, kızım, bir de karımın yengesi vardı. Giderken tıraş takımımı, pijamalarımı almak istedim. Necip Toruntay bana: "Bunlara lüzum kalmayacak" demekle vahşi hislerini gösterdi. Herhalde bizim sabaha karşı kurşuna dizileceğimizi düşünüyordu. Dışarı çıkınca ne göreyim, evin etrafında Tomson tabancalı 50'ye yakın subay vardı. Vasıtaya binip Genelkurmay'a geldik. Oradaki manzara şuydu: Sanki bir Rus albayı getiriliyormuş gibi koridorlarda iki sıralı Tomsonlu Kurmay Subaylar vardı. Hepsi de büyük bir sevinçle bana bakıyorlardı. Bu kurmay subayların çoğu bir gün önce “Bir emrin var
Sayfa 116·Kitabı okuyor
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Pasdarlardan nefret ediyorum" dedim. "Ben de çok korkuyorum" dedi kadın. "Çok tehlikeli insanlar." Tahran sokaklarındaki pasdarlar sadece huzursuzluk yaratıyormuş. Ama gizli polislik yapıp çaresiz insanları korkutmaktan zevk alanlar da varmış. Bir kadın ele geçirilip ölüme mahkûm edildiğinde ilk önce pasdarlar kadının ırzına geçiyormuş. Onlara göre, "Bir kadın asla bakire ölmemeliymiş" diyerek devam etti..
Sayfa 258 - Sonsuz Kitap·Kitabı okudu
Biyografi
Bir gün zengin ve güçlü bir İranlı, uşaklarından biriyle bahçede karşılaşmış. Uşak, Azrail ile karşılaştığını ve onu tehdit ettiğini söyleyerek bağırmış. Efendisine, kendisine en hızlı atını vermesi için yalvarmış, böylece Tahran'a ayni akşam varabilecekmis. Efendi kabul etmis ve usak ata atlamis. Eve dönen efendi Azrail'le kendisi karsilasmis ve ona sormus: "Neden usagimi korkutup tehdit ettin?" Azrail yanitlamis: "Tehdit etmedim, sadece onunla bu gece Tahran' da bulusmayı planlarken burada karşılaştığım için şaşırdığımı söyledim."
Tahran'ın kaldırımlarında yürüyen kadınları incelerken baştan aşağı karalara bürünmüş bu kadınların bazılarının bana armağan edilen manto ve rusarilerin üzerine çadorlarını örtmüş olduklarını fark ettim. Mantoların hepsi koyu renkteydi. Bunları giymediğim takdirde bana ne yapacaklar ki, diye düşündüm kendi kendime. Tutuklayacak değiller ya? Düşündüklerimi Mudi ile paylaştığımda, "Tutuklarlar" dedi..
Sayfa 16 - Sonsuz Kitap·Kitabı okudu
Biyografi
İslam Çevre Ahlakı
...Uzaktan bakıldığında çevre duyarlılığı hep, zengin ülkelerin lüks hassasiyetleri, Batı'nın dünyanın kalanına dayatması gibi görünebilir. Oysa, iklim değişimi nedeniyle göç eden milyonlarca mülteci, organik ürünleri zenginlere giderken kendisi kimyasalları üretilmiş GDO'lu ürünleri yiyen fakir halklar, Tahran, Delhi, Karaçi, Lahor gibi dünyanın en kirli şehirlerinde kent yoksulu olarak en sefil hayatı yaşamaya mecbur bırakılan insanlar, evleri sel altında kalanlar, ormanları yananlar, suyundan mahrum kalanlar esas sorunun iklim adaletsizliğinde olduğunun farkında değiller.
Sayfa 131·Kitabı okudu