…I knew firsthand that life could be taking you in one direction, and the next moment, you'd be going in a completely different one.
Because that was the way surprises worked- they didn't tend to pencil themselves in to your schedule and let you know they were visiting ahead of time.
Spoiler içerir.
Bu siteye yaptığım ilk inceleme de yine aynı serinin ilk kitabına aitti, şimdi üçüncü kitap için yazıyor olmak nostaljik hissettirdi. Cassandra Clare, keşfettiğim ilk andan itibaren "Alışveriş listesi yazsa onu da okurum" dediklerimdendi, keza hiçbir serisi de beni yanıltmadı. Yine de zaman içinde onun da yazım dilinin çok daha iyi yönde evrildiğini düşünüyorum. Ölümcül Oyuncaklar'ı okuduğumda orta sondaydım, şimdiyse üniversitedeyim ve sanki yazdığı seriler de benimle birlikte büyüdü, gerek kitle gerekse de edebi olarak. Chain of Gold için yazdığım incelemede olabildiğince spoiler'dan kaçınmaya çalışmıştım, şimdiyse spoiler vermeden düşüncelerimi dökmem imkansız, baştan uyarıyorum (Karanlık Sanatlar serisine dair spoiler da var). Söylenecek o kadar çok şey var ki...
İlk ve üçüncü kitaba inceleme yazmama rağmen 2. kitaba yazmadım, çünkü çoğu üçlemedeki ikinci kitap gibi -hatta daha fazla- Chain of Iron beni delirtmişti. CoI'ı tanımlayabileceğim sözcük kesinlikle "iletişimsizlik" olurdu. Herkes ayrı kafada, kendi sırlarında ve yalanlarında boğulmuştu resmen. Bu kitabın başlarında da bu sırların açtığı sorunlar devam ediyordu aslında ama hepsinin yavaş yavaş çözüldüğünü ve açığa çıktığını okumak o kadar rahatlattı ki anlatamam. Kitabın ilk çeyreği aşağı yukarı bu yüzleşmelerle geçiyor ki 2. kitaptaki düğümü çözmek için az bile. Birbirlerinden o kadar kopmuş ve uzaklaşmışlardı ki Belial'ın karşısında herhangi bir şansları olabilmesi için biraz kendilerine gelmeleri lazımdı cidden.
Özellikle bileklik olayı... CoG'un incelemesinde bahsettiğim sorunların çoğunu bilekliğin kopuşu çözdü ama bilekliğin hikayesinin gruba açıklanması fazla bile sürdü bence. James'in iki kitaptır süren hayattan kopukluğu bilekliğin kopuşuyla sonunda bitti, bağ kurabilmeye
Polisle ortaklaşa cinayet çözen yarı zamanlı dedektif, tam zamanlı ölüm meleği…
Kısaca konusundan söz etmek gerekirse kitap, havalı ve sarkastik bir ölüm meleği olan Charley Davidson'ı anlatıyor. Charley bu dünyada tamamlanmamış işleri kalan hayaletleri görebiliyor ve onlarla konuşabiliyor, görevi de bu kimselerin diğer tarafa geçişine ön ayak olmak. Bu doğaüstü rolü sayesinde maktullerle de iletişim kurarak cinayetlerinin ardındaki gizemi çözme konusunda birkaç adım önde. Bu da karakteri, özel dedektifliğin yanında, polis departmanında çalışan amcasına danışmanlık yaparak cinayetleri çözmeye itmiş. Yalnız olay sadece bu dünya gizemleriyle de kalmıyor: Rüyalarını işgal eden, kendisi gibi doğaüstü ama ne idiği belirsiz kişiyi bulmak için ayrı bir soruşturma yürütürken kitap daha fantastik bir boyut kazanıyor.
Gelelim inceleme kısmına...
Kitabı beğenip beğenmemeniz, ne yönde bir beklentiyle başladığınıza bağlı aslında. Eğer edebi yönden güçlü, okurken ders çıkarabileceğiniz, üstüne düşünebileceğiniz bir kitap arıyorsanız bu kitap hayal kırıklığına uğratır. Ancak biraz kafa dağıtmak için, hem merak edip hem eğlenmek için okuyorsanız eğer kitabı büyük ihtimal beğenirsiniz.
Az önce de bahsettiğim gibi kitabın edebi yönden pek bir ağırlığı yok. Ana karakter "ölüm meleği (grim reaper)" olarak geçse de ölüm ve yaşam üzerine tespitlere de pek rastlamadım açıkçası. Yine de Charley hoşuma gitti, diğer karakterlerle çekişmelerine ve sivri cevaplarına güldüm. Ayrıca içinde polisiye-gizem-fantastik ögeler oluşu da beni cezbetti. Ve tabii Reyes... :)
Yani benim için zaman kaybı sayılmamakla birlikte bu kitabın hemen arkasından Chain of Thorns'u okuduğum için bunun pek etkisini hissedemedim. Onun gibi full paket bir kitap değildi, belki kıyaslamam saçma ama arada çok kısa süre