Talleyrand doğru söylüyor galiba: Dilin görevi hakikati gizlemektir
Edebiyat
Talleyrand
"Söylenmese de olur ama söylenirse çok daha iyi olur."
Sayfa 15·Kitabı okudu
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Askeri Düzen
Öte yandan, hayali bir düzen sadece şiddetle sürdürülemez. Sisteme gerçekten inananların da olması gerekir. Bukalemunvari kariyerine 16.Louis’nin yanında başlayan, ardından devrim sonrası cumhuriyet ve Napolyon dönemlerinde hizmet eden, tekrar tesis edilmiş monarşide çalışabilmek için gerektiğinde bağlılığını değiştiren Talleyrand Prensi on yıllar boyunca edindiği yönetim deneyimini şu sözlerle özetlemiştir: “Süngüyle pek çok şeyi yapabilirsiniz, ama üstüne oturmak pek rahat değildir.” Bazen yüzlerce askerin yapamadığını, tek bir rahip üstelik çok daha ucuz ve etkili bir şekilde yapabilir. Dahası, süngüler ne kadar etkili olursa olsun, onları da birinin kullanması gerekir. Askerler, gardiyanlar, yargıçlar ve polisler neden inanmadıkları bir hayali düzeni korumak için uğraşsınlar? Tüm topluca yapılan insan faaliyetleri içinde örgütlemesi en zor olanı şiddettir. Bir toplumsal düzenin askeri yöntemlerle sağlandığını söylemek, anında başka bir soruyu akla getirir: Askeri düzeni ne sağlar? Bir orduyu yalnızca zor kullanarak örgütlemek imkansızdır; en azından bazı komutanların ve askerlerin tanrı, onur, vatan, erkeklik veya para gibi bir şeylere inanmaları gerekir.
Napolyon'un Goethe ile görüşmesine dair...
Napolyon, Erfurt'ta bulunduğu siyasi yoğunluğun arasında, sadece 25 kilometre uzaklıktaki Weimar kasabasında ikamet eden ve dönemin yaşayan en büyük edebi dehası kabul edilen Goethe ile görüşmeye karar verdi. Tarihe geçen bu buluşma 2 Ekim 1808'de, aralarında Talleyrand, Daru, Savary ve Berthier’nin de bulunduğu üst düzey bir diplomatik çevreyle yenen öğle yemeği sırasında gerçekleşti. Alman yazar salona girdiğinde Napolyon, ona olan derin hayranlığını ve saygısını gür bir sesle feryat ederek şu sözlerle dile getirdi: "İşte adamın hası!" veya "Adamların şahısınız!" (Vous êtes un homme!). ​Görüşmenin ana eksenini tiyatro sanatı, Goethe'nin dünyaca ünlü eseri Genç Werther'in Acıları ve Voltaire'in kaleme aldığı oyunlar oluşturdu. Napolyon sohbet sırasında, Voltaire'in Caesar'ın Ölümü (La Mort de César) isimli trajedisinde, dünyayı fetheden Sezar gibi muazzam bir şahsiyetin portresinin nahoş ve kusurlu bir şekilde resmedilmesinden dert yandı. Goethe, imparatorun bu edebi tahlilleri yaparken takındığı tutumu, daha sonraki ifadelerinde "trajik bir suç mahallini dikkatle tetkik eden bir savcı edasıyla, düşünsel açıdan son derece derin gözlemlerde bulunuyordu" şeklinde tasvir etmiştir. ​Entelektüel tartışma derinleştikçe Napolyon, Alman tiyatro ekolünün sahnede olayları doğadan ve hakikatten uzaklaştırarak karakterlerin peşinden sürüklendiği "kader" olgusuna dayandırmasını açıkça eleştirdi. Yazarların "Akıbetin Kader'le ne ilgisi var?" yanılgısına düştüğünü söyleyen Napolyon, kendi dünya görüşünü özetleyen şu meşhur tespiti paylaştı: "Akıbeti şekillendiren politik eylemdir." Buradan hareketle Goethe’ye, bizzat Sezar suikastına dair yeni bir trajedi kaleme almasını; bu oyun vasıtasıyla söz konusu suikastın ve bu olayın yol açtığı büyük karmaşanın aslında ne kadar büyük bir
Napolyon ve Çar Aleksadr'ın 18 gününün özeti...
​Erfurt'ta gerçekleşen görüşme, Fransız-Rus ilişkilerinin gözle görülür derecede soğuk olduğu bir zeminde gerçekleşmiştir. Napolyon bu zirvede, Tilsit'te atılan diplomatik imzaların ve varılan uzlaşmanın ne kadar sağlam olduğunu bizzat test etmeyi amaçlıyordu. İki lider, 28 Eylül günü kasabanın 5 kilometre dışında karşı karşıya gelmiş; arabalarından inerek birbirleriyle "içten bir şekilde kucaklaşmışlardır". Görüşmeler süresince Napolyon, Çar Aleksandr'ı yemeklerde daima sağma oturtmuş, iki hükümdar kaldıkları konutlarda birbirlerini düzenli olarak ziyaret etmiştir. Hatta akşam yemeklerini birlikte yemenin de ötesine geçerek, zirveyi düzenleyen baş görevliye gece nöbeti parolasını bile sırayla vermişlerdir. Karşılıklı olarak büyük hediyeler takdim edilmiş; Çar Aleksandr, Napolyon’a malakitten mamul mobilyalar hediye ederken, Napolyon da ona Sèvres porseleninden üretilen iki takımlık nadide Mısır temalı yemek takımlarından birini sunmuştur. ​Ancak bu dostane ve görkemli tablonun arkasında derin bir güvensizlik ve gizli ajandalar yatmaktaydı. Friedland mağlubiyetinin yarattığı krizin atlatılması ve Finlandiya’nın Rusya’ya dahil edilmesine rağmen Çar Aleksandr, Rus halkı tarafından hoş karşılanmayan Kıta Sistemi nedeniyle bu ittifaka hiç de sıcak bakmıyordu. Aleksandr, zirvenin hemen başında annesi dul İmparatoriçe Maria Feodorovna’ya yazdığı gizli mektupta, çıkarları doğrultusunda bu ittifakı kurmak zorunda kaldığını ancak "Tanrı’nın inayetiyle Napolyon’un çöküşünü sakinlikle izleyeceklerini" belirtmişti. Çar, mektubunda Avusturya’yı kurtaracak ve güçlerini çoğunluğun çıkarına en uygun anda kullanacak bir strateji güttüğünü, hazırlıklarını büyük bir gizlilik içinde yürüterek başkaldırdıkları bu kişiye (Napolyon'a) alenen ilan etmemeleri gerektiğini vurguluyordu. Nitekim
Bonaparte'dan alıntılar.
Napolyon Mısır seferini en büyük kahramanları olarak addettiği Büyük İskender ve Julius Caesar'ın adımlarını takip etme fırsatı olarak görüyor, Mısır'ı Hindistan'a giden yolda bir sıçrama tahtası olarak kullanma ihtimalini düşünüyordu. Mısır'ı işgal etme fikri Fransız ihtilalinin ardından hem yabancı tiranların baskısı altında ezilen halklara özgürlük götürme vaadinde bulunan ihtilalin tutkulu savunucularına, hem de Doğu Akdeniz'de Britanya nüfuzuna darbe indirmek isteyen Carnot ve Talleyrand gibi ölçülü stratejistlere cazip geldi. Napolyon Mısır'ı "Dünyanın Coğrafi Anahtarı" olarak tanımlıyordu, gayesi bölgedeki Britanya ticaretine darbe indirip onun yerine Fransız ticaretini ihya etmekti. Genç general sefere çıkarken kaptan Cook'un "Seyahatleri" Montesquieu'nun "Kanunların Ruhu" ve Goethe'nin "Genç Werther'in Acıları" eserleri de dahil olmak üzere Tarih, Coğrafya, Felsefe ve Yunan Mitolojisini konu alan çalışmaları içeren özel olarak derlenmiş 125 kitaplık bir kütüphaneyi de yanında götürecekti. Napolyon tüm bunların yanında Ermeni ve Dürzilerin inancını anlayabilmek için "Kitab ı Mukaddes'i" Müslümanları anlayabilmek için "Kuran'ı Kerimi" ve Hintlilerin inancına vakıf olabilmek için "Vedaları" edindi. Napolyon Büyük İskender' in Mısır, İran ve Hindistan seferlerine çıkarken yanına bilginleri ve filozofları aldığını pekala biliyordu. Genç General de benzer bir dürtüyle bu seferin yalnızca fetih gayesi taşımamasını aynı zamanda kültürel ve bilimsel bir etkinlik haline gelmesini istiyordu. Bu doğrultuda coğrafyacılar, botanikçiler, kimyagerler, antika meraklıları, mühendisler, tarihçiler, yazıcılar, astronomlar, zoologlar, ressamlar, müzisyenler, heykeltıraşlar, mimarlar, şarkiyatçılar, matematikçiler, ekonomistler, gazeteciler, inşaat mühendisleri ve balon