Okur
ANIL
Dönüşüm'ü inceledi.
Kitabın o meşhur giriş bölümünden bir kelimeyi değiştirerek günümüzle bağlayalım ve yeni Gregor Samsaları siz de biliyorsunuz aslında. Gregor Samsa bir sabah korkunç kabusların dan uyandığında yatağında kendisinin devasa bir böceğe dönüşmüş olduğunun farkına bile varamadı! Farkına bile varamadı çünkü uyandığında telefonunu elline alıp tam da olması istendiği gibi tamamen sahte olan başka dünyalarda kendinden uzaklaşmaya devam etti..
Dönüşüm
8.1/10
· 135,3bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
DaDa
Koma Provaları'ı inceledi.
40 syf.
·
2 günde
Fazla Düzyazıdan Öldü Enis Batur ----Yazar, şair, bürokrat ve diğer birçok sıfatla, farklı disiplinlerde, disiplinlerarasında çok yoğun ve çok yönlü bir şekilde soluyan, az teneffüs eden ve durmadan yazan bir adam Enis Batur. Ana arter edebiyat camiasında ismi çok geçse de, kendini bedensel ve ruh olarak( ruh kısmından tam olarak emin değilim) ayıklamış, ya da çok görünür olmaktan imtina etmiş bir yazar karakterini temsil ediyor. Hatta görünürlükten imtina edişi dolayısıyla, kendisine çoğu zaman, ‘’ Derviş’’ diye seslenilmiş ve tarafına hayıflanılmıştır. İlhan Berk, Ece Ayhan ve nice çınar-şair ve yazarlarla çok yakından organik bağları vardır. Hatta Enis Batur’a Mektuplar adında, İlhan Berk’in tarafına yazdığı harikulade bir kitap da cabası. Anlaşılacağı üzere, sözkonusu camianın hem basım-yayın, hem iletişim, hem de yazını anlamında, çekirdeğinde bulunan bir isim olagelmiştir. ----İlk okuduğum şiir kitabı Kandil (Ada, 1981) idi ve çok etkilenmiştim. Bu kitabından Koma Provaları (Altıkırkbeş, 1990) farklı olarak Kandil, - ki iki kitap arasında dokuz yıllık bir süreç var- düzyazıdan biraz daha tasarruf edilmiş, daha şiirsel ve felsefi gelmişti bana. Koma Provaları’nda ise biraz daha esnek ve düzyazıya kayan ve şiirden bir nebze uzaklaşmış, daha fazla anlatıya öykünen bir kıvam buldum şahsım adıma. Bittabi bir bütün olarak Enis Batur’un şiir serüvenini ve poetikasını iki kitaba indirgeyip fikir belirtmek oldukça gülünç gelecektir. Kaldı ki çok üretken bir yazardan bahsediyoruz ki şiir okuma alışkanlığımız, tez yazan bir doktora öğrencisi kıvamında olmadığı için genel olarak, kitapları ayrı ya da toplu şiirler anlamında bir bütün olarak okumayıp, daha çok kırpık ve sayfa sırasına riayet etmeden rastgele okuyoruz.Bu da sözkonusu şairin, şiir poetikası ve şiir evreni hakkında pekala çok az fikir veriyor bize. Hal böyle olunca birçok değerli şaire hakkını teslim edemiyoruz. Belki Enis Batur da onlardan biridir. Belki diyorum, çünkü Enis Batur benim şiir beğeni çıtam dahilinde, bir İlhan Berk ya da Ece Ayhan kıvamında bir şair değil, ki kendisinin de bu alanda öyle bir iddiası olduğunu ya da olacağını düşünmüyorum. Ama gerçek şu ki, bu evrenin hatırı sayılır geniş bir alanını, sıkı kalemiyle işgal ettiği, güçlü bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Özellikle anlatı biçiminde, düzyazı şiirler ve felsefe nebatadlı anlatılar okumak isteyenler Enis Batur’un şiirlerine çekinmeden başvurabilirler. Elbette sadece şair kimliğini ön plana çıkararak değil, diğer edebi türlerde verdiği eserlerini de içine katarak söylüyorum bu tavsiyeyi.Hele de denemeleri, hem çok öğretici hem de yeri geldiğinde pekala eğlendirici. Keyifli okumalar dilerim.
Koma Provaları
7.7/10
· 20 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
2
Tuğba
Tanrılar Susamışlardı'ı inceledi.
312 syf.
·
3 günde
·
Puan vermedi
Giyotin
Fransız edebiyatının Nobel Edebiyat Ödüllü usta yazarlarından Anatole France Fransız ihtilalini konu alan bu kitap da baskı ve sefalet için de yaşayan halkın devrim karşısında tutumunu anlatıyor. Cumhuriyeti güçlendirmek için kurulan devrim mahkemelerin de suçlu suçsuz insanların sürekli giyotine yollanmasına karar veren yargıçlara yeterrr dedim:) Halk da sonun da isyan bayrağını çekiyor ve devrim bambaşka bir yere varıyor ;) İlk 67 sayfaya kadar sıkılarak okuduğumu açıkça belirtmek istiyorum.Tam anlamaya çalışıyorum derken yıldızlarla belirtilen kısımların ne olduğunu anlamak için sayfanın altına inmem konudan kopmama sebep oldu çoğu kez. Devrim mahkemelerinin vermiş olduğu yoğun giyotin kararlarından sıkılmış olsamda Halkın,Devrim Mahkemlerinin son durumu,Yargıç Evariste Gamelin ve Elodie aşkı kitabı bitirmeme yeten sebepler oldu. İyi okumalar.
Tanrılar Susamışlardı
OKUYACAKLARIMA EKLE
1
hiç
bir alıntı ekledi.
Bir keresinde bir keşiş ölmüş. Çok ünlü bir keşişmiş, bütün ülkede tanınıyormuş. Birçok insan ona tapıyormuş, aydınlanmış olduğu düşünülüyormuş. Aynı gün bir fahişe de ölmüş. Fahişe tam keşişin evinin, keşişin tapınağının karşısında oturuyormuş. O da çok ünlü bir fahişeymiş, keşiş kadar ünlüymüş. İkisi birlikte yaşayan iki zıt kutuptular ve aynı gün ölmüşler. Ölüm meleği gelmiş ve keşişi cennete götürmüş; diğer ölüm melekleri gelmişler ve fahişeyi cehenneme götürmüşler. Melekler cennete ulaştıklarında kapılar kapalıymış ve görevli şahıs, “Karıştırmışsınız. Bu keşişin cehenneme gitmesi gerek ve fahişe de cennete gelecek” demiş. “Ne demek istiyorsun?” demişler. “Bu adam çok ünlü bir çileciydi, sürekli meditasyon yapar ve dua ederdi. Bu yüzden hiç araştırmadık, doğruca gidip getirdik. Fahişe de cehenneme ulaşmış olmalı, çünkü diğer grup onu aldı ve biz nedenini sormayı hiç düşünmedik. Gayet açıktı.” Kapıdaki görevli şahıs, “Sadece yüzeye baktığınız için karıştırmışsınız. Bu rahip sürekli başkaları için meditasyon yaptığını düşünüyordu. Kendisi için hep, ‘Hayatı kaçırıyorum. Ne güzel bir kadın ve müsait. Her an karşı tarafa geçebilirim ve kadın müsait. Ne saçmalık yapıyorum, sadece dua ediyor, bir buddha duruşunda oturuyor ve hiçbir şey kazanmıyorum’ diye düşünüyordu. Fakat şöhreti yüzünden cesaret edemiyordu” demiş. Çoğu insan korkak olduğu için erdemlidir. Bu keşiş de korktuğu için erdemliydi - sokağın karşı tarafına geçemiyordu. Çok insan onu tanıyordu, fahişeye nasıl gidebilir? İnsanlar ne derdi? Korkaklar daima başkalarının düşüncelerinden korkarlar. O yüzden çileci olarak kaldı, oruç tuttu, ama aklı hep fahişedeydi. Şarkı ve dans olduğunda dinlerdi. Buddha heykelinin önünde otururdu ama Buddha orada değildi. İbadet etmiyordu, gelen sesleri dinliyordu. Hayal kuruyordu ve hayalinde fahişeyle sevişiyordu. Fahişenin durumu neydi? Hep pişman oluyor, pişmanlık duyuyordu. Hayatını boşa harcadığını biliyordu, altın bir fırsatı kaçırmıştı. Üstelik ne için? Sırf para için bedenini ve ruhunu satıyordu. Hep keşişin tapınağına bakıyor, onun yaşadığı sessiz hayatı kıskanıyordu. “Orada nasıl bir meditasyon olayı gerçekleşiyor? Tanrı bana ne zaman bir kez olsun tapınağa girme fırsatı verecek?” diyordu. Fakat sonra, “Ben bir fahişeyim, dine aykırıyım ve tapınağa girmemeliyim” diye düşüyordu. Oraya gidemediği için dışarıdan keşişin tapınağının etrafını dolaşıyordu, sadece dışarıdan bakıyordu. İçeride nasıl bir güzellik, nasıl bir sessizlik, nasıl bir kutsama var. Ve kirtan ve bhajan, şarkı ve dans varken gözyaşı döker ağlar ve kaçırdığı şeylerin arkasından feryat ederdi. O yüzden görevli, “Fahişeyi cennete getirin ve keşişi de cehenneme götürün. Dıştaki yaşamları farklı, içsel yaşamları farklıydı ama ikisi de pişmanlık duyuyordu” dedi. Fahişe pişman, keşiş de pişman.
3
natsicut
bir alıntı ekledi.
İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur. İşte tam da o dönemde, Drogo, insanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.
7