Puan vermedi·80 syf.··
2018 87. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Eylül 2018 00:00
Okumayı düşünüp bir türlü hayata geçiremediğim kitabımla geldim. Ekim ayında başlamak üzere her ay Stephen King okuyacağız, bu kitabın arkasında da King yorumu görünce tekrar kitaplığa koymaya gitmedi elim. Modern korku edebiyatının ustalarından Arthur Machen. Doğaüstü, fantazi, korku dalında yazdıklarıyla kendinden sonra bir çok yazara ve filme ilham kaynağı olmuş. Bu kitabı ise eserlerinin arasında en ünlü olanı, yazıldığı dönemde büyük ses getirmiş ve günümüze kadar ulaşabilen bir başyapıt. ET DIABOLUS İNCARNATE EST. ET HOMO FACTUS EST. Ve şeytan ete kemiğe büründü. Ve insan oluştu... Ormanın fısıltısı yükseliyor... Yüce Tanrı Pan'a zihnini açma vakti geldi. Alıntılar üzerine korku dolu bir kitap okuyacağınızı düşünmeyin. Evet korku ama korkan siz değilsiniz, siz psikolojik olarak gerilen tarafsınız. Korku O'nu gören insanların çarpılmış yüzlerinde, içi boşalmış bedenlerden bakan dehşet saçan gözlerinde. Siz o korkudan şok geçirerek ölen, intihar eden insanların hazin sonlarına şahitlik ediyorsunuz sadece. Yüce Tanrı Pan'ı görmek için yapılan deney sonucu yaşanıyor tüm bunlar. Mitolojiyi sevdiğim için, Yunan mitolojisinde yarı keçi yarı insan olan ormanların ve kırın Tanrısı Pan'ı da sevdim. @ithakiyayinlari ndan çıkan Karanlık Kitaplık'lardan yedincisiymiş okuduğum. Her ay sırasıyla okumak üzere birer tane ekledim okuma listeme. Keyifli okumalarınız daim olsun...
Yüce Tanrı PanArthur Machen · İthaki Yayınları · 20181,643 okunma
8/10
·144 syf.··
2026 18. kitabı
Konusuna bayıldığım bir kitapla karşınızdayım. Film gibi bir kitaptı. İçinde mitolojik ögelerin bolca olduğu, çıtır çerezlik bir kurgu düşünün. Hatta yazar, sadece olay odaklı yazmış. Kitabın temposu hiç düşmeden, akıcı bir şekilde okuyabiliyorsunuz. ​5 arkadaş; birbirine derinden bağlı, hatta o kadar bağlılar ki en büyük korkuları birbirlerini koruyamamaları.... ​Hades, Afrodit, Athena, Artemis, Poseidon tanrı ve tanrıçaların kızları olan yarı tanrıların bir kehanette Zeus'u yeneceği söylenince, Zeus'un en büyük düşmanları haline geliyorlar. ​Kızları koruyan aileleri, Ares'in Oğulları tarafından korunuyorlar. Ama yine de başlarına gelmeyen kalmıyor. ​Kitabın finalinde çok şaşırdığımı belirtmeliyim. Kesinlikle beklenmedikti. Sonrasında tekrardan beklenmedik oldu. Şok üstüne şok yaşadım. Kitabın devam edecek olması güzel, çok havada kalmıştı final. Daha Zeus ile olan savaşları merak ediyorum. Bu kitapta, kurulan bağlar ve karakterleri tanımak ön plandaydı. İkinci kitabın daha çok olaylı olacağını düşünüyorum. ​Sadece ufacık bir eleştirim olacak, aslında eleştiri de değil. Biraz daha mekan ve olay tasviri istiyordum. Kurgunun nesnelleşmesi için ihtiyacım vardı. Ancak film gibi yazılmış olduğu için, gözümde canlanması da kolay oldu. Orası da ayrı mesele ​Serinin ikinci kitabını merak ediyorum. Bakalım bizi neler bekleyecek?
Son Olimposlularİrem Acar · Elpis Yayınları · 202586 okunma
Reklam
Puan vermedi·396 syf.··
2026 21. kitabı
Gustave Flaubert, 1856 yılında Madame Bovary’yi yayımladığında yalnızca bir roman yazmamış, aynı zamanda o güne dek edebiyatı domine eden romantizm akımının cenaze namazını kılmıştı. Flaubert’in kalemi, hayallerin zehrine karşı bir panzehir, daha doğrusu gerçekliğin keskin bir giyotiniydi. Roman, sıradan bir taşra hikayesi gibi başlar ancak sayfalar ilerledikçe insan ruhunun ve burjuva ikiyüzlülüğünün sarsıcı bir otopsisine dönüşür. Emma’nın trajedisi, kötü bir insan olmasından değil, yanlış kitapları okumasından ve onlara inanmasından kaynaklanır. Zihni, manastır yıllarında gizlice okuduğu şövalye masalları, tutkulu aşk öyküleri ve lüks yaşam tasvirleriyle şekillenmiştir. Ancak kader ona, sıradanlığın ve tekdüzeliğin vücut bulmuş hali olan kocası Charles'ı ve kasvetli Yonville kasabasını sunar. Emma'nın, içinde bulunduğu "gerçeklik" ile zihninde kurguladığı "ideal" arasındaki bu muazzam uçuruma dayanma çabası, psikoloji ve edebiyat literatürüne Bovarizm (tatmin edilemeyen idealize edilmiş hayaller hastalığı) kavramını armağan etmiştir. Emma, kurtuluşu lüks eşyalarda, borçlarda ve Rodolphe ile Léon gibi bencil aşıkların kollarında arar; ancak bulduğu tek şey çamur ve yıkımdır. Bu kitabın bir başyapıt olmasının asıl sırrı, anlattığı hikayeden çok nasıl anlattığında gizlidir. Flaubert, yazarın eserde "Tanrı gibi her yerde olması ama hiçbir yerde görünmemesi" gerektiğine inanırdı. Objektif bir kamera gibi, karakterlerini yargılamadan, onlara acımadan veya onları yüceltmeden aktarır. Bazen tek bir cümleyi kusursuzlaştırmak, doğru kelimeyi (le mot juste) bulmak için günlerce uğraşmış, her bir virgülün sesini test etmek için metinlerini bahçesinde bağırarak okumuştur. Bu yüzden romanda tek bir kelime bile tesadüfi değildir; her detay, kasabanın o boğucu atmosferini inşa
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201940,8bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 4. kitabı
·
429 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 13:17
Simyacı, belki de hayatımda okuduğum en popüler kitaplardan biriydi, öyle ki öğrencilerim ve arkadaşlarımdan hiçbir başka kitapta olmadığı kadar dikkat çekti. Bu yüzden incelemede yazacağım hiçbir şeyin yeni olmayacağını tahmin edebiliyorum. Kendi görüşlerimi yazmadan önce de inceleme okumayı pek sevmem, o yüzden bu yazı size hiçbir şey katmadıysa peşinen özür dilerim. (Eser miktarda spoiler içerebilir.) Kitabımız bir çobanın hikayesini anlatıyor, gördüğü bir düşün peşine düşen bir çobanın hikayesini. Birinci sayfasından sonuncu sayfasına kadar ezoterik öğelerle dolu, ruhsal, evrensel, tanrısal bir güç ve kader anlayışına sahip bir anlatısı var. İşaretler, semboller, rüyalar, ruh, evrenin dili, sıkça geçen semboller. Felsefi olarak evrenin tanrı yaratımı bir özü olduğuna ve insanın yalnızca bu özden gelen sese kulak vererek ve diğer her şeye kulak kapatarak ulaşabileceğine dikkat çekiyor. Öyle ki tarihte yaşamış gerçek simyacıların yaptığı gibi bilimsel bir metodoloji izleyen İngiliz simyacı, akıcılığını bir kenara koymadan "doğru yola" girmiş olmuyor ve çöl simyacısıyla karşılaşmak şerefine nail olamıyor. Kişisel menkıbesinin peşinden koşan çobanımız, kaderin daima bir planı olduğunu, kalbini dinlemenin onu doğru yola götüreceğini, evrendeki tüm yaratılmış şeylerin bir ruhunun olduğunu ve nihayet aşkın evrenin özüne ulaşacak bir anahtar olduğunu sırasıyla öğrenmiş oluyor ve tüm bu sürecin bilgeliğiyle artık bir çoban değil simyanın sırlarına ermiş bir kişi olmuş oluyor. Nihayetinde kitapta bir yerde de bahsedildiği gibi son mesaj en büyük hazine kişinin gözünün önünde ama ancak bakmayı bilen kişi bunun farkında olabiliyor. Kişisel olarak kitabın rahat okunuşu ve sade dili ile okunmayı kolaylaştırdığını ve hikayesiyle keyif verdiğini söyleyebilirim, okurken hiç
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,4bin okunma
8/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 65. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:36
"İdam cezası adaleti mi tesis eder yoksa toplumsal-siyasal çerçevesi dışında düşünülemeyecek cürümlerin yükünü tek bir bireyin sırtına yükleyerek kolaycı bir adalet yanılsaması mı yaratır? Büyük yazar Victor Hugo, bir idam mahkûmunun kendi kaleminden aktardığı hikâyesinde işin insani boyutuna dikkat çekerken ağır bir toplumsal eleştiri de yapıyor aslında. Giyotinle yapılan infazların halk arasında coşkuyla karşılandığı bir dönemde Hugo'nun esere yazdığı önsöz ise, bugün dahi güncelliğini koruyan insani-toplumsal sorunlara dikkat çeken bir hukuk felsefesi dersi adeta." Kitabın arka kapağında bu açıklama var. Üç bölümden oluşuyor kitap. 1832 yılında kaleme alınmış bir "Önsöz" ile başlıyor. 1832 yılında Osmanlı Padişahı modernleşme adımlarıyla tanınan ve Yeniçeri Ocağı'nı kaldıran II. Mahmud idi. Saltanatı 1808 ile 1839 yılları arasında sürmüştü. Nereden çıktı bu bilgi şimdi. Önsöz'de şöyle diyor Hugo; "Rezil makine Fransa'dan çekip gidecek, buna güveniyoruz ve bizim ona indireceğimiz darbeler sayesinde, Tanrı'nın izniyle topallayarak gidecek. Konukseverliği başka yerlerde arasın, medeniyete ayak uydurmaya başlayan Türkiye'ye değil, onu istemeyecek vahşilere değil, ama barbar bir ülkeye, medeniyetin basamaklarından biraz daha aşağı inerek Rusya veya İspanya'ya gitsin." İkinci bölüm ise 1832 tarihli üçüncü baskıda yer alan "Bir Trajedi Hakkında Bir Komedi" diyalog şeklinde bir önsöz. Açıkcası bir ve ikinci bölümleri okuduğumda ben bunu neden okuyorum hissiyatındaydım. Üçüncü bölüm; "Bir İdam Mahkumunun Son Günü" "Yeter ki burada yazdıklarım bir gün birilerinin işine yarasın, hükmünü vermeye hazır yargıcı durdursun, masum veya suçlu bedbahtları, benim gibi can çekişmeye mahkûm edilmiş birilerini kurtarmış olsun. Neden? Ne için? Bunun ne önemi var? Kafam kesildiğinde
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2022152,3bin okunma
6/10
·152 syf.··
2026 329. kitabı
Haruki MurakamiHaruki Murakami’den okuduğum üçüncü eser oldu. İlk eser söyleşi ve tarzı ve müzikle ilgiliydi o eserini çok beğenmiştim. Bilgi dolu bir kitaptı ve yazar çok bilgili, donanımlı, entelektüel biri. Ama maalese Tanrı'nın Bütün Çocukları Dans EderTanrı'nın Bütün Çocukları Dans Eder bu eserini pek beğenemedim. Belki de sadece romanları okumalıyım gibi hissettim. Bu genel bir yorum, bazı yazarlar romanları güçlüdür, bazılarıysa öykü olarak (Çehov, Platonov, Sait Faik). - Kitabın içeriği olaylardan çok insan ruhunu işlemiş ve bu bir tık bana kasıntı geldi. Kitap çok sakin ilerliyor ve bir yerde bir atak bekliyorsunuz ama gelmiyor. - Herkese keyifli okumalar diliyorum.
Edebiyat
Tanrı'nın Bütün Çocukları Dans EderHaruki Murakami · Doğan Kitap · 2026143 okunma
Reklam
Reklam