Akıl akıl akıl
Her ne kadar Kur'an'ı, herkes tarafından anlaşılsın diye Arapça olarak "apaçık bir dille" indirdiğini bildirmişse de gönderdiği ayetlerin tümünün herkes tarafından anlaşılmasını istememiştir. Bundan dolayıdır ki bazı ayetleri "muhkem", bazı ayetleri de "müteşabih" nitelikte indirmiştir. "Muhkem ayetler" herkes tarafından anlaşılabilecek kesin ayetlerdir. "Müteşabih ayetler" ise, çeşitli anlamlara gelebilen ve herkes tarafından anlaşılmayacak nitelikte ayetlerdir ki bunların yorumunu ancak Tanrı'nın "bilgide şüpheleri olmayacak kadar kuvvetli (ve yetenekli)" kıldığı kişiler bilir. Ve bu kişilerdir ki Kur'an'ı toplum adına yorumlayıp Tanrı'nın vahiylerini insanlara bilim olarak aktarırlar. Ve işte mollalarımız, bu yukarıdaki iddialara sarılmış olacaktır ki kendilerini çağdaş ulema kertesine ermiş gibi gösterirler ve Kur'an'ı yorumlama yetkisinin kendilerine özgü bulunduğunu söylerler. Anlatmak isterler ki ülkemizin ve İslam dünyasının geri kalmışlığının nedeni, Kur'an'ın yanlış anlaşılması, yanlış uygulanmasıdır ve şimdi onlar sayesindedir ki bu yanlış anlama ve uygulama giderilecek, Türkiye (ve İslam dünyası) kurtuluşa çıkmış olacaktır. Bu tür masallarla insanlarımızı kandıran mollalarımıza verilecek yanıt kısaca şu olması gerekir ki dünya ve evren sorunlarına vahiylerle çözüm sağlanamaz; hiçbir zaman sağlanamamıştır. Akla üstünlük tanımadıkça ve vahyin yerine aklı koymadıkça geriliklerden, ilkelliklerden kurtulunamaz. Batı uygarlığı, vahiyciliğin değil; fakat akılcılığın yarattığı bir uygarlıktır. Eğer vaktiyle İslam uygarlığı diye bir şey var olduysa, bu uygarlık vahyin ürünü olarak değil fakat Eski Yunan'ın akılcı bilimlerinden yararlanmış olanların oluşturdukları bir uygarlıktır. Bunun böyle olduğunu onlar kendi ağızlarıyla itiraf etmişlerdir ki Razi
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Her zaman için Tanrı, haklı ile haksızı birbirinden ayırır, ister toprak sahibi bir lord olsun, ister komisyoncu, isterse ekmek dilenen birisi.
Sayfa 124·Kitabı okudu
Edebiyat
Adil Olmak İstemek Ve Yargıç Olmak.- Şimdi yaklaşık olarak şöyle düşünüyorlar: "Demek hiçbir insan sorumlu değil? Ama yine de birisinin suçlu olması gerekir: oluşun zorunlu dalgalanışı içinde tek, zavallı bir dalgayı suçlamak ve yargılamak artık olanaksızsa ve caiz değilse - o zaman: bu dalgalanışın, oluşun kendisi günahkar olsa gerektir: özgür istenç buradadır, burada suçlama, yargılama cezalandırma yapılabilir, burada ceza çekilebilir: o halde tanrı günahkar ve insanda onun kurtarıcısı olsa gerektir: o halde dünya tarihinin kendisi suç, kendini yargılama ve intihar olmalıdır; böylece suçlu kendi kendinin yargıcı, yargıç kendi kendinin celladı olacaktır." Bu tepetaklak edilmiş hristiyanlık -başka nedir ki?- mutlak ahlaklılık öğretisiyle mutlak özgürsüzlük öğretisi savaşında son kılıç-hamlesidir, - altında yatan düşüncenin mantıklı yüz buruşturmasından, çirkin bir jestinden daha fazla bir şey olsaydı, tüyler ürpertici bir şey olurdu -ümitsiz ve kurtuluş düşkünü yüreğin ölüm sancısıdır, delilik "bak, sen tanrının günahını taşıyan kuzusun" diye fısıldar onun kulağına.
Tanrı, cennette şarap içeceksin, der; Aynı Tanrı nasıl şarabı haram eder? Hamza bir Arab'ın devesini öldürmüş: Şarabı yalnız ona haram etmiş Peygamber.
Sayfa 37·Kitabı okuyor
Alıntı
"İyi ve kötü kavramlarımızın Tanrı'yı en ufak bir şekilde ilgilendirdiğini nasıl bilebiliriz? O'nun bizim sınavlarımızı ve tanımlarımızı anlayacağından nasıl bu kadar emin olabiliriz?"
Sayfa 115