Adı:
Ion
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
64
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754689242
Kitabın türü:
Çeviri:
Furkan Akderin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Ion
Ion
İon
Platon, hiç kuşku yok ki düşünce tarihinin en önemli ve etkili filozoflarından biridir. Felsefenin kurumsallaşmasına ve felsefede yazılı geleneğin oluşmasına katkıda bulunmuş, iki dünyalı metafiziğiyle bütün bir Ortaçağ düşüncesini belirleyecek olan idealist felsefe geleneğinin başlatıcısı olmuştur. Hıristiyan Ortaçağ felsefesine ve ‹slam düşüncesine etkisi bakımından da ayrıca önem taşıyan Platon, düşünce tarihi boyunca tartışılan tüm problemleri yüzlerce yıl öncesinden ele almış ve ilk büyük felsefi sistemi inşa etmiştir.

Platon’un en kısa diyaloglarından birisi olan ‹on’un ana konusu şiirdir. Platon, Devlet’te şiire entelektüel açıdan yönelttiği sert eleştirileri ‹on’da uzun bir argümanla ortaya koyar. Diğer diyaloglardan farklı olarak ‹on’da tamamen şiire ve sanat eleştirisine odaklanır. Ona göre şiire dayalı bir eğitim anlayışından felsefeye dayalı yeni bir eğitim anlayışına geçilmelidir.

Bu anlamda ‹on, Platon’un Sokrates’in Savunması’nda başlayan, Devlet’te doruk noktasına erişecek ve nihayet şairlerin, tragedya yazarlarının sansürlenip ideal devletten atılmalarına kadar varacak eleştirisinin en önemli uğrak ya da adımlarından birini oluşturmaktadır.
64 syf.
·1 günde·8/10
Çerez tadında bir diyalog. Platon'un gençlik dönemi diyaloglarından biri olduğu için burada yazanlar hem Sokrates'in hem de Platon'un düşünceleri.

Bir de bilinmesi gereken ayrı bir şey de ''rhapsod'' kelimesi. En kısa açıklaması önsözde şu şekilde verilmiş: ''Rhapsod, şiir okuyan, büyük şairlerin şiirlerini inşat edip yorumlayan kişiye verilen addır.''

Konusu da şair, şiir ve yazılan şiiri okuyan, yorumlayan ''rhapsod''lar. Ama ağırlıklı olarak, şirin ve felsefenin eğitim açısından rolü. Kitapta tabi ki felsefe tercih edilmiş. Bunun asıl nedenlerinden biri de şudur: Şair, şiirlerini yazarken bunu herhangi bir bilgiye veya sanata dayandırmadan, tamamıyla kendinden bir geçmiş şekilde yazar. Şiirini yazarken kendinden geçtiği için söyledikleri aslında tanrının söylettikleridir. Bundan dolayı eğitimin şiire dayandırılması doğru değildir. Öte yandan felsefeye dayanan eğitim, tanrıya değil de akla ve bilgiye dayanır ve bunun için uygun olandır. Sokrates ve Platon da bu görüşü kabul etmiş ve eğitimle felsefeyi böyle bağlamışlardır.

Bunların dışında biraz daha gizli kalan ayrı bir yer daha var ki bence bu gayet önemli. Platon aslında şöyle bir düşünce oluşturmuştur ki bu yukarıda söylediklerimin özeti şeklindedir.

Tanrısal ilham -> Şair -> Rhapsod -> Dinleyiciler
Bilgi ve akıl -> Sokrates -> Platon -> Platon'un öğrencileri

Şiir mi, felsefe mi? Seçim sizin.

Bence okuyun. Zaten 7.50 TL, 60 sayfa bir kitap. Ne çok zamanınızı alır ne de çok yorar.
78 syf.
·4 günde·8/10
G. R. Ledger tarafından yazılma tarihi M.Ö. 395 olarak tespit edilen Ion, Platon’un gençlik dönemi eserlerindendir. Karakterlerini genellikle yaşamış tarihsel kişiliklerden seçen Platon, muhtemelen şairlerin sivri dilinden korkmuş olacak ki, bu diyalogda hayali bir figür yaratmaya ihtiyaç duymuş. Hayali karakterimiz Ion, İyonya'daki Efes’ten gelen, Homeros üzerine uzmanlaşmış bir rhapsoddur. Rhapsod ise şiir okuyan, büyük ozanların şiirlerini adabınca icra edip yorumlayan kişiye verilen addır.

Diyalogun başında Ion ile karşılaşan Sokrates, Ion’un Homeros'a bağlılığının hüner bilgisine (tekhne) dayanıp dayanmadığını, ya da bu bağlılığın salt sezgisel olup olmadığını yahut Sokrates'in nazikçe belirttiği gibi, bunun tanrı vergisi olup olmadığını merak eder. İronik bir tarzda giriştiği övgü basamağında Sokrates, bir şair konusunda uzman olmanın onun sözlerinin ve düşüncelerinin tam anlamıyla bilinmesiyle mümkün olduğunu, bu yüzden Ion gibi bir rhapsodun hayranlık uyandırdığını ifade eder. Bu iltifat karşısında kayıtsız kalamayan Ion da kendini övmeye başlayarak Sokrates’in ağına düşer.

Belirtildiği gibi diyaloğun temel derdi, şiir zanaatının -çünkü henüz böyle görülüyor- diğer zanaatlar gibi teknik bir bilgiye yani tekhne (τέχνη) olup olmadığıdır. Burada biraz “τέχνη” üzerinde durmak gerekiyor. Asıl anlamını Aristoteles ile kazanan bu terim, Platon’da yapıp etmedeki herhangi bir ustalığı ve daha da özgül olarak, içgüdüsel kabiliyete (phûsis) ya da salt rastlantıya, tesadüfe, şansa (tûkhe) karşıt bir şekilde ustalık gerektiren bir tür mesleki yeterliği belirtmekteydi. Terimsel anlamı diyaloga uygularsak Sokrates’in merak ettiği şey, şairin bir cezbe halinde mi yarattığı yoksa ürünü bilinçli planlı bir şekilde, belirli kurallara uygun olarak mı ürettiğidir. Diyalogu mümkün kılan da Ion’un kendi sanatının ikinci sınıfa dâhil olduğunu; yani bilgiden kaynaklandığını iddia etmesidir.

İlk problem Ion’un Homeros hakkında uzman olmasına rağmen hemen hemen aynı konulardan bahseden Hesiodos söz konusu olunca dilinin tutulmasıdır. Hâlbuki herhangi bir konuda uzman olan birisi, o konuyla ilgili bütün alanlarda söz söyleme yeteneğine sahiptir. Örneğin bir hekim insanlara yararlı ve zararlı olan yiyecekleri bilip, bunlar hakkında konuşabildiği için hekimdir. Sadece elma üzerinde konuşabilen birisi ne hekimdir ne de onun bilgisi bir zanaatı temsil etme yeteneğine sahiptir. Bu cevap karşısında afallayan Ion, kendi durumunun nedenini sorduğunda Sokrates çünkü Homeros hakkındaki söylediklerinin bilgiden kaynaklanmadığını söyler. Ancak ben Sokrates’in açıklamasının aceleci bir genelleme olduğunu düşünüyorum.

Sokrates’in yerine bu sahnede mantıkçı pozitivist Rudolf Carnap’ı koysaydık muhtemelen daha tatmin edici şöyle bir cevap verirdi:

“Ey Ion, çünkü Homeros ile Hesiodos’un dilsel çerçeveleri birbirinden farklı. Evet, belli ki her ikisi de aynı zamanda cereyan eden benzer olaylardan bahsediyor. Ancak şeylerin ve olayların Homeros’un dünyasında temsil ettiği anlamlar ile göndermeler kendi içerisinde tutarlı farklı bir bütünlük oluştururken, Hesiodos’un dünyasında apayrı anlam ve göndermelerle temsil edilmektedir. Dolayısıyla sen yıllarca Homeros’un dünyasında yaşadığın için, apayrı bir dilsel çerçeve olan Hesiodos’un dünyasına adım attığında sudan çıkmış balığa dönüyorsun.”

Ion’un ikinci problemi ise, Homeros hakkında uzman olduğunu iddia etmesine rağmen Homeros’un anlattığı şeyler hakkında uzman olmamasıdır. Sözgelimi Homeros'un betimlemesini yaptığı şeylerden hekimlik üzerine, ya da gemicilik, dokumacılık yahut araba yarışçılığı üzerine neler bilmektedir? Ion bunun üzerine hekimlerin, gemicilerin, dokumacıların ve araba yarışçılarının Homeros'un yapıtlarının gerçeğe uygunluğunun en iyi yargıçları olduğunu kabul etmek zorunda kalır ancak buna rağmen neden bir arabacı değil de rhapsod Homeros’u daha iyi anladığını iddia eder. Sokrates’e göre cevap rhapsodun daha bilgili olması değildir. Rhapsodun başarısı yaşamadığı duyguları yaşıyor gibi anlatması ve hissettirmesidir. Bu durumu kabul eden Ion, durumu şöyle tarif eder:

“Sahnede olduğum zaman beni dinleyenlerin ağladıklarını, korkuyla baktıklarım, titrediklerini görüyorum. Seyircilere dikkat etmeliyim çünkü onları ağlatırsam alacağım para beni güldürür, onları güldürürsem alacağım para beni ağlatır.”

Ben Sokrates’in yine aceleci davrandığını düşünüyorum. Sözü yine Rudolf Carnap’a verelim:

“Sevgili Ion, elbette bir hekim Homeros’un dizelerindeki hekimlik sanatı ile ilgili kısımlarda bir rhapsoddan daha bilgilidir. Ancak hekimin bilgisi sadece bununla sınırlıdır. Oysaki bir rhapsod her ne kadar bu konularda daha yüzeysel bir bilgiye sahip olsa da onun asıl başarısı, incelediği şairin dilsel çerçevesine hâkim olmasında yatar. Bir hekim, bazı konularda uzman olabilir ancak şairin anlamı inşa etme süreci, önermeleri ve göndermeleri hakkında hiçbir bilgiye sahip değildir. Şiirin marifeti ise parçalarına ayrılması değil, bütünlüğünün kavranmasında yatar.”

Tüm bunların sonunda hala cevaplanmamış bir soru durmakta: Peki, rhapsodun ya da şairin başarısı kaynağını nereden alıyor? Çünkü görüldüğü üzere bu bilgiden kaynaklanmıyor ve oyunculuk da tek başına yeterli bir şey değil. Sokrates’e göre şairin bilgisi yoktur, sadece Musalar yardımıyla gelen ilham ve Tanrı yardımı şairi ortaya çıkarır. Neticede şair denilen insan hafif kanatlı, kutsal bir insandır. İlham gelmeden ya da kendisinden geçmeden bir şey yaratamaz. Bu tanımlama çoğu şair için büyük bir övgü kaynağı olabilir ancak Platon’u tanıyan için içerisinde nasıl bir ironi barındırdığı aşikârdır. Örneğin Phaidros diyaloğunda bir cezbe ile kendisinden geçerek metni okuyan Phaidros’a Sokrates aynı yetkinlikle ve duyguyla eşlik eder. Ancak rasyonel düşünmeye başladığı anda “farkına varmadın mı ki artık dithyrambos edasıyla konuşmaya, destana yakışır sözler söylemeye başladım. Hem de ayıplarken!” diyerek aslında bu halin yetkin bir hal olmadığını ifade eder. Yani şair iyi bir hatiptir, başarılı bir şekilde duygu uyandırır. Ancak bunu ne bilgiyle yapar ne de söyledikleri çoğu zaman gerçeği yansıtır. O sadece Tanrı’dan aldığı bilinçsiz bir kendinden geçme (enthousiadzon ekthron) halinin yansıtıcısıdır. Sokrates sonunda, büyük şairin övgüye değer yanlarını herhalde tanrısal esinle (theia moria) kavramış olduğunu kabul ederek Ion 'u avutur.

Şairleri kendi ütopyasında Devlet’ten kovan Platon’un, şairler hakkında ilk düşüncelerini ortaya koyduğu bu eser nihayetinde varacağı yerin hemen hemen tüm işaretlerini taşıması bakımından önemlidir. Sevgili Hüseyin ve Pierre Rivière, 20. yüzyılda felsefede analitikçiler tarafından yeniden gündeme getirilen, şiir ve anlamlı önerme konusunun temellerinin atıldığı bu diyalogu tartışmaya açmak için böylesi bir giriş yeterlidir diye umut ediyorum.
64 syf.
·Puan vermedi
platon'un bir diyalogu. platon bu diyalogda sokrates'in ağzından, kendisi de bir rhapsod olan ion'a rhapsodların bu işi bilgiyle ve akıl yürütmeyle mi yoksa tanrısal bir güç ile mi yaptıklarını sorar. rhapsodlar o dönemde şehir şehir gezerek ünlü şairlerin şiirlerini insan topluluklarına okuyup onları etkileyen insanlardı. ion da homeros üzerinde uzmanlaşmış, döneminin homeros'a en hakim rhapsodu sayılmaktaydı. diyalogun sonunda sokrates ion'a kabul ettirir ki rhapsodlar bu işi şiirlerini okudukları şairlerin anlatttıkları her konuya hakim olarak, yani bilgiyle ve farklı farklı sanatlardaki uzmanlıklarıyla değil de tanrısal bir erke ile, içten gelen bir ilhamla yapmaktadırlar. tanrı ve şairden sonra ilham zincirinin üçüncü halkasını oluşturup bir son aktarıcı görevi görürler.
34 syf.
Platon; hırçınlığının sebebini anlamadım; serin sularında yansırken Zeus. Sen bal çalarken, Ion’a övdürtmedin Homeros’u. Tanrısal erke ile şiir okuyorsun dediğin adama yine O’nun sevgisini layık görürken; Isparta komutansız kaldı... Bütün bunları bilerek, isteyerek yaptığın için; Musa’nın elinden tutup halkayı çeken şairlerin de ahını aldın. Sayı sanatıyla başka sanatları da ayırdın; Ion sanrıladı. Her şeyi bilen yine sen oldun di mi?
"Ah zavallılar,nasıl bir belaya çattınız
Gece sarmış başınızı,yüzünüzü,bacaklarınız,
Hıçkırıklar yükseliyor,gözyaşlarıyla sırılsıklam
Yanaklar
Hayaletlerle dolu evin eşiği,hayaletlerle dolu
Avlusunu,
Hepsi Erebos'a,karanlıklara doğru hızla koşmakta,
Yok olmuş güneş gökyüzünden
Uğursuz bir sis yayılmış dört bir yana"
Platon
Sayfa 55
Çünkü şair hafif kanatlı kutsal bir şeydir; ilham duymadan, kendinden geçmeden aklı başında iken birşey yaratmaz.
Platon
Sayfa 18 - MEB
SOKRATES:
Bir sanatın bir mesleğe,başka bir sanatın da başka bir mesleğe uygun olduğunu kabul ediyor musun?
ION:
Evet.
Platon
Sayfa 49
SOKRATES::
Peki,birçok kimse sağlıklı yiyecekler hakkında konuşurken bunlardan biri çok iyi konuşsa,bu çok iyi konuşanın çok iyi konuştuğunun,kötü konuşanın da kötü konuştuğunun farkına varacak olan iki ayrı kişi midir,yoksa tek bir kişi midir?
ION:
Tek bir kişinin olacağı çok açık.
SOKRATES:
Kimdir o?Ne derler adına?
ION:
Hekim.
SOKRATES:
Öyleyse uzun lafın kısası,birçok kimse aynı konuda konuşurken iyi konuşanı da kötü konuşanı da hep aynı adam fark edecektir.Zaten bu adam kötü konuşanı fark edemezse iyi konuşanı da fark edemez,tabi söz konusu olan aynı konuysa.
ION:
Evet öyle.
Platon
Sayfa 23

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ion
Baskı tarihi:
Nisan 2017
Sayfa sayısı:
64
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754689242
Kitabın türü:
Çeviri:
Furkan Akderin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Ion
Ion
İon
Platon, hiç kuşku yok ki düşünce tarihinin en önemli ve etkili filozoflarından biridir. Felsefenin kurumsallaşmasına ve felsefede yazılı geleneğin oluşmasına katkıda bulunmuş, iki dünyalı metafiziğiyle bütün bir Ortaçağ düşüncesini belirleyecek olan idealist felsefe geleneğinin başlatıcısı olmuştur. Hıristiyan Ortaçağ felsefesine ve ‹slam düşüncesine etkisi bakımından da ayrıca önem taşıyan Platon, düşünce tarihi boyunca tartışılan tüm problemleri yüzlerce yıl öncesinden ele almış ve ilk büyük felsefi sistemi inşa etmiştir.

Platon’un en kısa diyaloglarından birisi olan ‹on’un ana konusu şiirdir. Platon, Devlet’te şiire entelektüel açıdan yönelttiği sert eleştirileri ‹on’da uzun bir argümanla ortaya koyar. Diğer diyaloglardan farklı olarak ‹on’da tamamen şiire ve sanat eleştirisine odaklanır. Ona göre şiire dayalı bir eğitim anlayışından felsefeye dayalı yeni bir eğitim anlayışına geçilmelidir.

Bu anlamda ‹on, Platon’un Sokrates’in Savunması’nda başlayan, Devlet’te doruk noktasına erişecek ve nihayet şairlerin, tragedya yazarlarının sansürlenip ideal devletten atılmalarına kadar varacak eleştirisinin en önemli uğrak ya da adımlarından birini oluşturmaktadır.

Kitabı okuyanlar 62 okur

  • rozax
  • Bahattin sarı
  • Rosax
  • Alaca Cafer
  • Yeşil Bitki
  • Pierre Rivière
  • Opstean Martinez
  • Mehmet
  • Basilll
  • Enes S

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13 (3)
9
%21.7 (5)
8
%30.4 (7)
7
%4.3 (1)
6
%13 (3)
5
%4.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0