SPOİLER İÇERİR!!!
Herkesin fazlasıyla beğendiği, övdüğü bir kitap olduğu için sanırım beklentim aşırı yüksekti, o yüzden beklentimi asla karşılamadı. Emin olmamakla birlikte okuduğum kadarıyla o dönemde yazar satır başına para alıyormuş, o yüzden bi yeri tarif ederken bile dört beş satır sürüyor, onun dışında siyasi kısmı bilmeyen kişi asla anlamıyor. Aşırı uzun olmasının dışında en önemli kısım Edmond intikam mı almış oldu şimdi ? Hayır birinin geçmişte yaptığı hatayı ortaya çıkarmak için mi 20 sene bekledi gerçekten, bunun için mi farklı kılıklara girdi ya da bu kişilerin geçmiş hatalarını ortaya çıkarmak mı "ohaaaa, nası intikam" dedirtiyor. Burada zekice tasarlanmış bir tasarı bilmiyorum Danglars'ın haydut kısmı hariç göremedim ben. Fernand ihanet etmiş onun ortaya çıkmasıyla intihar etti, Villefort eşinin herkesi zehirlemesiyle tüm ailesini kaybediyor, yıllar önce gömmeye çalıştığı oğlu ortaya çıkınca itibarı gidiyor. Yani şimdi bunlar gerçekten de Dante'nin aşırı zeki intikamları mıydı? Bilmiyorum kitap o kadar abartılınca gerçekten zeka üstü bir şeyler falan var sanmıştım. Morrel'e desteği, hapishane bölümleri fazlasıyla güzeldi , evet güzel senaryosu vardı ama dediğim gibi aldığı intikam bana sıradan geldi. Ayrıca kendini Tanrı gibi görmesi parayı harcama şekli de aşırı abartıydı. Mercedes ile karşılaşması ise çok ayrı bir fiyaskoydu, yıllar önce hapse giden hatta öldüğünü düşündüğün sevdiğin karşına çıkıyor ve sıfır tepki veriyorsun. Nasıl bir tepkisizlikdir bu ? Bu kitapla bir kez daha öğrendim ki her abartılan kitaba düşmemek lazım.
"Bizler geçmiş fabrikalarıyız. Canlı geçmiş makineleri,başka neyiz ki?Zaman yiyoruz ve geçmiş üretiyoruz. Ölüm bile çözüm değil. İnsanın kendisi gider ama geçmişi kalır."
Nostalji adı altında zamanı tüketiyoruz. Onu bizimle olmaya zorlayarak bir gerçeklik yaratıyoruz kendimize. Sonra o gerçekliği derinden hissedip kendimize gerçeklerinde ötesinde bir gerçeklik yaratıyoruz. Geçmişi sürekli aynı noktada durup seyretmek ve zamana karşı tepkisiz kalmak istiyoruz daima. Geleceğin belirsizliğine karşı geçmişin korunaklı tellerinde kendimizi garantiye alıyoruz.Fakat kaçırdığımız bir nokta var ki; hastalıklı bir beyne giden yolları arşınlıyor olabiliriz. Bilimsel bir gerçekliği var mı bilmiyorum ama geçmişte yaşamak benim felsefemde bir çok akıl hastalığının başlangıcı olabilir. Zihin tutulması... geçmişin en güzel anında yaşama isteği... yakın zamanı unutmak ve an'ın kaybolması...
Bu kadar iç döküş yeter dedin duydum:) tamam konuya geliyorum artık. Aslında burdan öyle güzel uzun bir yazı çıkar hatta hikaye. Sonra belkiiii.
Kitaba gelirsek; beş ana başlıklardan oluşuyor ve bu oluşum nostaljinin bireyselden toplumsala nasıl evriliyor onu okuyoruz.
İlk bölüm Anlatıcı ve Gaustin'in kliniği ile tanışma. Alzeheimer hastalarına zamana sığınmaları için odalar yapmak, geçmişte yaşayan hastaları mutlu etmek ve geçmişten bir gün ile o günü doyasıya hatırlamalarına yardımcı olmak. En sevdiğim kısımdı. Daha sonrasında bu tasarı toplumlara doğru gidiyor. onların yaşamak istediği on yıllar ile ilgili bir referanduma dönüşüyor. Sonraki bölümler toparlamaya çalışmaktan ibaretti. Sevdim mi evet en çok zaman sığınağı bölümünü...
diğer bölümler biraz konunun bütününü bozmuş gibiydi. Unutmak ve hatırlamak üzerine bir ütopya oluştururken bunu evrensel bir şeye dönüştürmesi sıkıcı olan kısmıydı.
Romeo ve Juliet bir klasik gibi okunmamalı. Shakespeare onu sahnenin ötesine ulaşması için yazmış. Metni okurken aynı zamanda internet üzerindeki oyunlara baktım. Baştan sona karakterlerin iç dünyasını yansıtmak ve oyun boyunca karakterleri oturtmak açısından kuvvetli bir eser. Motivasyonları macerayı ve tepkiyi içselleştirebileceğiniz, karakterleriyle hayatın içinden, ama sizi 2 saat boyunca hayattan çekip kopartacak bir tasarı sunmuş.
Juliet ağır başlı ama içindeki gençlik heyecanını zapt edemeyen bir kız, Romeo ise kalbinde aşk alevi olan bir genç. Oyun boyunca onlara kan bağından daha yakın, talihsiz aşklarını kurtarmaları için kendilerini teslim ettikleri dadı ve rahip Lawrence'ı görürüz. İkisinin de temsiliyatları farklıdır. Rahip bir bilgin olarak karşımıza çıkar, lakin iki gencin bir zerreden fazla umudu olmayan aşkını korumak için uçuk sayılacak fikirlere başvurur. Aklın zeminine oturttuğu fikirler ise duygularla mahvolur. Öteki yanda, dadı, bilgisini hayat tecrübesinden başka bir şeyden almayan bu kadın, durumlara uygun isabetli kararlarla yaklaşır. İki aşığın hayalleri ise, Shakespeare'in Romeo'nun düşünde gördüklerini aktartmasıyla yaşatılır. Kötü bitecek bir sonda bile, ölü aşıklar için umut vardır.
Romeo ve JulietWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202475,8bin okunma
"Ama işte... Hayatımız belki de başlangıçta bütün safhalarıyla bir şema halinde önümüze serilse ve biz onu okuyabilsek, onda yapacağımız tadilatla onu iyi bir şekle sokabilmemiz mümkündür. Lakin hayat bize evvelden nasıl olacağı gösterilen bir tasarı değildi. Hayat okunmuyor, yaşanıyor. Insan ancak birkaç kere ölüp birkaç kere dirilir ve tekrar yaşarsa ve her dirilişte ilk ömrün tecrübesiyle birlikte dünyaya gelirse hayatının belirli noktalarına gelince orada eskiden yaptığı hataları yapmamak için dikkatli olur.
Fakat insan bir kere yaşıyor ve insan ömrü o kadar kısa ve insan ömrü içinde hayatımızın güzel seneleri, iyi seneleri o kadar kısıtı ki...
Nihayet esen bir rüzgâr gibi dünyanın bir tarafından girip öte tarafından çıkarken eğer hayatımızın bir muhasebesini yapabilirsek, "Ah, tekrar yaşayabilseydik!" diye göğüs geçirmekten başka elimizden bir şey gelmiyor.
Yeniden yaşayabilseydi..."
Arayışlar'ı o kadar çok beğendim ki hemen ikinci kitabına da yıl bitmeden başladım. Doğrusu okuduğum ilk kitabında Lou'nun kendine ait bir imzası var gibiydi. Feniçka da yazarın imzasını hikayenin bazı ögelerinde taşıyor. Yine de bu kitap için düşüncelerim oldukça dağınık. Arayışlar'ın açıklığından uzak ve spesifik bir sonuca ulaştırmıyor. Bir hükme varmaktan ziyade, hedeflenen nokta aklınızı karıştırmak, kesin yargılarınızı yerinden oynatıp başka biçimlerde tekrar bir araya getirmek.
Zira karakterler birey olmaktan çok, belirli bakış açılarının temsili görevinde yazılmışlar.
Yaratılan erkek karakter, kadının kendi mesajını iletmesi için bir aracı olarak kullanılmış. Bazı noktalarda Lou, erkekler hakkındaki gözlemlerini de yine bu karakter üzerinden vermiş fakat sönük ve edilgen yapıda bir tasarı var.
Bilinçli yapılmış bir planlama olduğu ortada bence. Bu metot sayesinde, direkt bir didaktik anlatıdan ziyade, dolaylı yoldan kadının özgürlüğünün, daha kesin bir tabirle kendisi olmak istemesinin -Lou'nun tanımıyla erkeklerin yolundan gitmesinin- ilişkideki bedeli ortaya konulup irdelenmiş.
Bu kitabı biraz daha içselleştirerek yorumlamak benim için bayağı meşakkatli oldu. Çünkü halihazırda bende içgüdüsel olarak yer alan bir çıkarım. Yeni ve yorumlamaya açık olmaktan ziyade kabullenilmiş ve çözümlemeye istekli olmadığım bir konu.
Kitabın kısa olmasından mütevellit, zihninizdeki sakinliği bozmamak için yüzeysel bir okuma yapmak isteseniz dahi sahip olduğunuz hissiyat ortaklığı buna izin vermeyecektir.
Görmezden gelinmek.. ya da görülmemek.. İnsanı daha hızlı tüketen başka bir şey yok. Tasarı olarak '' İvan ilyiç in ölümü'' ne benzettim. Zihinde başlayan ölümü ruh bile durduramazmış.