Demokrat Parti'nin dış borcu
Borçlanma Demokrat Parti döneminde bir alışkanlık haline gelecek ve devlet sürekli olarak borçlanacaktır. DP iktidarı dö­neminde birçok kez Meclis aşağıda örneği verildiği gibi tasarı hazırlayıp DP iktidarına yetki verecektir. TBMM 9. Dönem 3. Yasama yılı 70. Birleşim tutanakların­dan alınan dış borçlanma tasarısının adı şöyledir: ABD ve Avrupa Ekonomik iş Birliğine dahil, memleketler­le!borçlanma, yardım ve ödeme Anlaşmaları akdi için hükümete yetki verilmesine dair 5436 sayılı kanunun, yürürlük süresinin uzatılması hakkında kanun tasarısı (1/395) (Dışişleri, Ticaret ve Bütçe komisyonlarına) ABD tarafından Türkiye'ye yapılan iktisadi yardım ve hibe + krediler, 1950-1960 yılları arasında toplamda 1.018.200.000 doları bulmuştu. Yani yaklaşık 1 milyar dolar. Bu yardım ve kre­dilere 1950'den sonra, karşılıklı para fonundan yapılan ve top­lamı 2.144.000 lira tutan, bir kısmı askeri amaçlara tahsil edilen rakamı da ilave etmek lazım. İktidara geldiklerinde Meclis kürsüsünden "Devletin kasa­sında 130 ton altın var" diye CHP'yi eleştiren DP'liler, 1960 yı­lında geriye sadece 13 ton altın stoğu bırakacaklardı.
Tasarı gerçek bir şeydi. Düşünülen şeyler yaşanm ı ş, denenmiş şeylerdi. Bir kez tasarlanı nca, göz önünde canlandırılınca artık o da diğer gerçeklerin arasında bir gerçek olurdu . . . bir daha asla yok edilemez, ama ona kolaylıkla saldı rılabilirdi.
Sayfa 51·Kitabı okuyor
Reklam
Kitaplar, Arbelet'den bir cilt, Martineau'dan bir cilt, Lamiel, Lucien Leuwen, egotizm anıları. Biri Stendhal hakkında bir inceleme yazısı yapmayı tasarlamıştı. Kitaplar oradaydı, orada kalmıştı ve tasarı şaşkın, ürkek, madde haline gelmişti. 38 Mayıs'ı: Stendhal hakkında inceleme yazısı yapmak ahmakça bir iş değildi o zaman. Bir madde. Kirli beyaz örtüler gibi, örtülere oturmuş toz gibi herhangi bir madde. Bulanık, hareketsiz, kıpırtısız bir madde, içine sokulunması olanaksız bir varlık. Benim tasarım.
Allah muhafaza! İngiltere Dışişleri Bakanlığı arşivlerinde 3 Nisan 1919 tarih ve 453 numara ile kayıtlı nasıl bir belge vardır, bilir misiniz? Özetleyeyim; Sadrazam Damat Ferid Paşa 30 Mart 1919 günü İstanbul'daki İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Caltrophe'a gitmiş, adama bizzat padişah tarafından hazırlanmış olan gizli bir anlaşma taslağının Fransızca çevrimini sunmuştur. Adı geçen belge budur işte, içeriğiyse nedir tahmin edebilir misiniz, hayır mı, öyleyse sıkı durun; bu belge, yâni sözleşme ile son Osmanlı Padişahı Mehmet Vahdeddin'in "yabancılara karşı bağımsızlığını koruması, iç güvenliğini sağlaması” için Türkiye'yi on beş yıl süre ile İngiltere'ye sömürge olarak teklif etmiştir. İngiltere İmparatorlukta uygun gördüğü her yeri işgal edebilecek, istediği her şeyi yaptıracak, Vahdettin'in kafasına göre böylelikle "ülkenin bağımsızlığı ve iç güvenliği" korunmuş olacaktır. Ne "dehşetengiz"bir tasarı değil mi?
Sayfa 148 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. // 28.basım.·Kitabı okudu
Alıntı
Ödipal tasarı, Freud‘un daha önceki formülasyonlarında öne sürdüğü gibi, annenin doğal bir sevgisi değildir. Daha sonraki yazılarında kendisinin de kabul ettiği gibi, duygu karmaşasının bir ürünü ve narsist bir ukalalık bu karmaşayı aşma çabasıdır. Oedipus kompleksinin aslı-Spinoza’nın Tanrı’ya da doğa formülü gibi- Tanrı olma projesidir. İlaveten, bu kompleks çocuksu narsizmin ölümden kaçış duygusu ile birlikte saptırıldığını sergiler. 
Sayfa 83 - İz Yayıncılık·Kitabı okuyor
Her türden ferdiyetçi her türden toplumsal bağa karşı temkinlidir. Nedeni basit: Dış dünya kendisini yabancılaştıracağından onu kendi istencine tabi kılmanın yollarını aramakla meşguldür. Özgürleşmiş öznenin koşullarını bizatihi kendi benliğinin icraatlarından hareketle kurmak ister; o yüzden de "negatif bir tasarı"ya sahiptir. Bu negatiflik, Stirner'in deyişiyle ferdiyetçi kişiyi ister istemez “kendi kendini yiyip bitiren bir benliğe doğru iten bir istençle fiiliyata geçecektir. Bunun varacağı menzilse açıktır: "Yokluğa kaçış.” Bu bağlamda, eğer ferdiyetçinin ben'i "yokluğa" meylediyorsa, bu devredilemez bir mülkiyete sahip olmasından kaynaklanıyordur. Bu mülkiyete de Stirner "kişinin kendi özvarlığı" adını verecektir. Bu mülkiyetin özü ise kişinin "indirgenemez tekilliği”dir. İşin ilginci bu ferdiyetçilik tarzı az evvel kısmen değindiğimiz gibi sıklıkla modern bireycilikle yanlış yere ya da kötü niyetle karıştırılmıştır. Halbuki manası açısından “kişi” asla kendi varlığını “genel” olduğu için biricik bir modele göre tanımlanmış görmez, tersine, kendi mutlak tekilliğini şiddetle öne sürer. Böylece, olası bütün insan varlıkları ölçeğinde, anarşist öznelliğin indirgenemezliğini çoğaltmış olur.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Reklam
Reklam