25 Kasım 1926'da İstanbul'da ikamet eden Yunan Madam Mari'nin Türklüğü tahkir etmesi nedeniyle hakkında takibat yapılması hususunda istekte bulunulmuş ve bu talep Meclis tarafından kabul edilmiştir. 21 Mart 1927'de Türklüğe hakaret eden Losika adlı kadın hakkında takibat için yapılması için gerekli onayı Meclis vermiştir. 29 Mart 1927'de Türklüğü tahkir eden Ayaza Nuri hakkında yetkili makamca kovuşturma yapılmasına müsaade verilmiştir. Sonraki yıllarda da benzer şekilde bu hususta kararlar alınmıştır. Örneğin; 14 Eylül 1929'da İzmir'de yaşayan Arap Mehmet hakkında Türklüğe hakaret etmesi nedeniyle takibat yapılması Meclisçe uygun görülmüştür. 28 Eylül 1929'da Türklüğü tahkir etmesi nedeniyle İstanbul'da ikamet eden Mardiros için takibat yapılması Meclis tarafından münasip görülmüştür. Yine aynı yıl ve aynı ayın yirmi sekizinde İstanbul'da yaşayan Musevi Yasef Malki'nin Türklüğü tahkir etmesi sebebiyle hakkında kovuşturma yapılmasına Meclis izin vermiştir. Otuzlu yıllarda Türklüğü tahkir ile ilgili takibat yapılması için Meclise talepler sayıca artarak gelmeye devam etmiştir. Örneğin; 1 Ocak 1930'da Yani oğlu Niko'nun Türklüğe hakaret etmesi sebebiyle hakkında takibat yapılması Meclis tarafından uygun görülmüştür. Aynı tarihte Ligor'un oğlu olan Nikoli'nin de Türklüğü tahkir etmesi sebebiyle Meclis tarafından hakkında kovuşturma yapılmasına müsaade edilmiştir. 24 Nisan 1930'da Bulgar vatandaşı olan ve Balıkesir'de yaşayan Aleksandr'ın Türklüğe hakaret etmesi nedeniyle hakkında takibat yapılmasını Meclis münasip görmüştür. Aynı tarihte İstanbul'da ikamet eden Haralambo'nun oğlu olan Sava'nın Türklüğü tahkir etmesi sebebiyle hakkında kovuşturma yapılmasına Meclis onay vermiştir. 8 Temmuz 1930'da Ankara'da Yıldız Bar'ında çalışan Yugoslavya vatandaşı olan Josef in kızı
Bizim eski bildiklerimizi altüst eden, katkısız cehalete çıkaran hürriyet gibi evvelce takdis ettiğimiz mefhumları da yokluğa dönüştüren bu inkılâp acaba nasıl şeydir? Yeni mi, yenmez mi? Yenilip yutulacak bir şeye de hiç benzemiyor. Gerçi, inkılâp dönmek demektir. Bunu yapanlar, sürdürmeye çalışanlar, anlaşılan her gün dönecekler, döneklik gösterecekler. Üç-dört sene evvel hilâfeti ve İslamiyeti kurtardı denilen adamın panoroma gösterir gibi döne döne Panama şapkası ile ortaya çıkıvereceğini¹ ve Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktan beter bir halde, Kastamonu'nun -kıyıcığında değil- ortasında Müslüman Türklere: "Siz de benim gibi şapka giyeceksiniz. Huzuruma, hocalarınıza varıncaya kadar baş açık² reverans yaparak gireceksiniz. Kadınlarınızı açacaksınız, onlar da yüzlerini cihana göstersinler ve gözleri ile cihanı görebilsinler! Bunda korkulacak bir şey yoktur."³ diyerek, yüzü gözü açılmamış sıkılgan bakireleri kandıranları andırır surette, Müslüman zihniyetine göre küstahlığın en büyüğü derecesini göstermeye cüret edeceğini hiçbir kimse hatır ve hayaline getirebilir miydi?
¹ Mustafa Kemal Anadolu'da şapka seyahatine ait Panama şapkası ile çekilmiş bir fotoğraftır.
² "-Kastamonu ile Taşköprü arasında- yollarda bütün köylüler zafer takları yapmışlardı. Köylüler kurbanlar kestirerek ve baş açık reverans yaparak Gazi Hazretlerini selamladılar... Taşköprü'ye saat 4.20'de geçerek vâsıl oldular. Kadınlı erkekli bütün Taşköprülüler Gazi Hazretlerini istikbal etti. Hocalar da dahil olduğu halde bütün halk baş açık olarak kendilerine arz-ı tâzim eyledi." (Vakit, 30 Ağustos 1925)
³ Mustafa Kemal'in en evvel Kastamonu'da şapka giyerek halk arasında irat ettiği nutuktan bir parçadır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aşkın normu yoktur, sevgiyse emeğin başyapıtıdır. Aşk bana mütevazı olmayı ve yaşamın esasını öğretti. Aşk bir mal-zeme değildir, bir hâldir. İnsan sevilmek ister, istedikçe de se-ver. Mantıktan çok umuttur insanı yaşatan. Umutsa insanın insana inancıdır.
"Köprü üstünde" denince sadece Drina üstündeki taşköprü akla gelir. Köprünün aşağı yukarı uzunluğu iki yüz elli, genişliği de on adımdır, tam orta yerinde birbirine eşit iki teras biçiminde genişler. İşte köprünün bu bölümüne "Kapiya" derler.