Olur ki, bir şey hoşunuza gitmezken, sizin için o hayırlı olur. Ve bir başka şey de sevdiğiniz hâlde o, hakkınızda şer olur. Allah bilir, siz bilmezsiniz. Gerçekten de bazen insan bir şeyi çok ister, bilmez ki o şey ilerde ona zarar getirecektir. Bazen de nefret ettiği bir şeyin içinde hayırlar, güzellikler gizlenmiştir. Bunu aciz insan ne bilsin?
Bedenin ölmesi, onlara acı gelmez, çünkü onlar kuyudan, zindandan çıkıyorlar; çiçekli çayırlığa, çimenliğe gidiyorlar.
Bu kederlerle, ızdıraplarla dolu dünyadan kurtuluyorlar. Bir hiç olan, yok olan bir şeyin elden çıkması için kimse ağlamaz.
Ölmeden evvel ölen ve ölümü korku ile değil, zevkle karşılayan, hattâ ecel kendilerine şeker gibi tatlı gelen ârif insanlar servete, şehvete, yüksek makamlara karşı ilgisiz görünürler.
Dünya müminin zindanıdır. Ölüm bu zindandan kurtuluş demektir. Dünya zindanından kurtulup âhiret sarayına giden mümin me'yûs değildir. Halbuki dünyayı, maddî hayatı seven, dünya kendisine zevk yeri, neşe yeri gibi gelen insanlar için, ölüm bir felakettir.
Kur'ân-ı Kerîm'de şiddetli, çetin azaba uğrayan ümmetler hakkında dedin ki:
"Onlar, tevbe ve istiğfardan geri kaldılar, ağlayıp sızlanamadılar ki,belâ onlardan yüz çevirsin, savuşsun gitsin."
Ağlayamadıkları için gönülleri katılaştı. İşledikleri günahlar, kendilerine ibâdet gibi görünüyordu. İnatçı kişi, kendisini suçlu bilmedikçe, nasıl olur da gözleri yaşarır?